Daha fazla eşitlik daha az özgürlük, daha fazla özgürlük daha az eşitlik getirir.
Bu önermenin temelinde, özgürlük ve eşitlik arasında tarihsel ve teorik düzlemde süregelen bir gerilim yatar. Negatif özgürlük anlayışı —bireyin devlet müdahalesinden azade olması— bireysel tercihleri öncelerken, bu durum ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesine zemin hazırlayabilir. Öte yandan, eşitlikçi politikalar, özellikle kaynakların yeniden dağıtımını hedeflediğinde, bazı bireysel özgürlük alanlarının kısıtlanmasını kaçınılmaz kılabilir. Bu ikilem, Isaiah Berlin’in iki özgürlük kavramı (negatif ve pozitif özgürlük) ayrımında da ifadesini bulur. Dolayısıyla bu denklem, modern siyasal düzenin hangi değeri öncelikle inşa etmek istediğine dair varoluşsal bir tercih içerir.