Yapay zeka, geliştirici ve araştırmacılar için hazır veri setleri satışa açıldı. → İncele

Eski Bir MacBook'u Ev Sunucusuna Dönüştürmek: Docker Yolculuğu

Bir gün atıl kalan eski bir MacBook’a baktım ve şunu düşündüm: “Bu makine hâlâ çalışıyor, neden boşta beklesin?” İşte o andan itibaren başlayan ve beni beklenmedik bir öğrenme yolculuğuna sürükleyen süreç, bu yazının konusu.

Başlangıç: Eski Donanım, Yeni Ufuklar

2017 model bir MacBook Pro ile yola çıktım. Intel işlemci, 8 GB RAM, macOS Ventura. İlk engel hemen karşıma çıktı: güncel Docker Desktop artık bu donanımı desteklemiyordu.

Ama her kısıtlama yeni bir çözümü beraberinde getirir.

Çözüm: Colima + MacPorts

MacPorts ile Docker araçlarını kurdum, Docker Desktop’ın yaptığı işi ise Colima üstlendi. Colima, arka planda hafif bir Linux VM çalıştırarak Docker daemon’u ayağa kaldırıyor. Sonuç? Docker Desktop olmadan tam işlevsel bir Docker ortamı.

Kurulum mantığım netti:

  • brew → sadece GUI uygulamalar
  • MacPorts → CLI araçları ve servisler

Bu ayrım, sistemi düzenli tutmanın en kolay yolu oldu.

Portainer: Docker’ı Görselleştirmek

Terminal komutlarıyla container yönetmek başlangıçta karmaşık gelebilir. Portainer bu sorunu çözdü — Docker’ın üstünde çalışan, tarayıcıdan erişilen bir yönetim arayüzü.

Container başlatmak, durdurmak, log görmek, volume yönetmek… Hepsi birkaç tıkla. Üstelik Portainer’ın kendisi de bir Docker container’ı olarak çalışıyor.

Öğrenilen Kritik Kavramlar

Container vs Stack: Tek başına çalışan servisler için container yeterli. Birden fazla servisi birlikte çalıştırman gerekiyorsa — örneğin bir uygulama + veritabanı + cache — Stack kullanmak gerekiyor. Stack’ler docker-compose.yml mantığıyla çalışıyor.

Restart Policy: Her container’ı Always restart politikasıyla kurmak, sistemi yeniden başlattığında her şeyin otomatik ayağa kalkmasını sağlıyor. Bunu öğrenmeden önce her seferinde container’ları tek tek başlatmak zorunda kaldım.

Volume vs Bind Mount: Container silindiğinde veriler de gidebilir. Verinin kalıcı olması için ya named volume ya da host’taki bir klasörü bağlamak (bind mount) şart.

Hazır Şablonlar: Hızlı Kurulumun Gücü

Portainer’ın App Templates özelliği, popüler uygulamaları form doldurup “Deploy” diyerek kurmaya yarıyor. Topluluk tarafından hazırlanmış şablon listeleri ekleyince yüzlerce uygulama tek tıkla erişilebilir hale geliyor.

Elbette dikkatli olmak gerekiyor: şablonlar resmi değil. Port ayarlarını, volume path’lerini kendi sistemine göre düzenlemek şart.

Tek Dizin Felsefesi: Her Şey Bir Arada

Birkaç container kurduktan sonra kaos başladı. Config dosyaları nerede? Veriler nerede?

Çözüm basitti: tek bir dizin altında her şeyi toplamak.

~/Documents/docker/
├── jellyfin/
│   ├── config/
│   └── media/
├── navidrome/
│   ├── config/
│   └── music/
├── kavita/
│   ├── config/
│   └── books/
└── nextcloud/
    ├── config/
    └── data/

Bu yapı sayesinde:

  • Finder’dan kolayca erişebiliyorum
  • Yedek almak tek komut
  • Hangi verinin nerede olduğunu biliyorum

Her servis kendi klasöründe, config ve data ayrı. Basit ama etkili.

Tailscale: Kendi Özel Ağın

Evdeki tüm servislere dışarıdan güvenle erişmek istiyordum. Port açmak istemiyordum, statik IP yoktu. Tailscale her şeyi çözdü.

Tailscale, cihazların arasında şifreli bir VPN ağı oluşturuyor. MacBook, iPhone, iPad, başka bilgisayar — hepsi sanki aynı ağdaymış gibi birbirine bağlanıyor.

MagicDNS özelliğiyle IP adresi ezberlemek de tarihe karıştı. http://macbook.tailnet.ts.net:8096 gibi anlamlı adreslerle tüm servislere ulaşabiliyorum.

Tailscale’in güzelliği: kurulum beş dakika, sonrasında sıfır bakım.

Neler Kurdum: Kendi Ekosistemim

Bu süreçte kurduğum servislerin bir kısmı:

Medya

  • Jellyfin → kişisel Netflix, video ve müzik
  • Navidrome → müzik sunucusu, iOS uygulamasıyla offline dinleme
  • Kavita → e-kitap okuyucu, EPUB ve PDF desteği

Üretkenlik

  • FreshRSS → RSS okuyucu, içerik takibi
  • Linkding → bookmark yöneticisi
  • Memos → hızlı not alma
  • Nextcloud → kişisel bulut depolama

Araçlar

  • Stirling PDF → PDF düzenleme
  • MeTube → YouTube indirici
  • LibreTranslate → çeviri servisi
  • SearXNG → gizlilik odaklı arama motoru

Dashboard

  • Homepage → tüm servislerin tek ekranda görüntülendiği başlangıç sayfası

Her şey kendi container’ında, birbirinden izole, tek bir arayüzden yönetilebilir.

Geliştirme Ortamı: Docker ile Kod Yazmak

Docker sadece hazır uygulamalar için değil, kendi projelerini geliştirmek için de ideal.

PHP + SQLite ile basit bir web uygulaması geliştirmek için yaptığım şey şuydu:

services:
  proje:
    image: php:8.2-apache
    ports:
      - 8085:80
    volumes:
      - /Users/kullanici/Documents/www/proje:/var/www/html

Bind mount sayesinde Mac’te kod editöründe dosyayı kaydettiğimde, tarayıcıyı yenilediğimde değişiklik anında görünüyor. Yeniden build gerekmez, container’ı restart etmek gerekmez.

Birden fazla proje? Her biri farklı portta, birbirinden tamamen izole. PHP 8.2 kullanan bir proje, Python kullanan başka bir proje — hiç çakışma yok.

Cron işleri için de container içine cron daemon kurarak kalıcı zamanlama işleri tanımladım. Container yeniden başlasa bile cron konfigürasyonu Dockerfile’da olduğu için kaybolmuyor.

Cloudflare Tunnel: Dışarıya Açılmak

Tailscale ile kişisel erişim çözüldü. Peki ya projeleri dünyaya açmak?

Cloudflare Tunnel burada devreye girdi. Router ayarı yok, port açma yok, statik IP yok. Sadece bir Docker container çalıştırıyorsun ve Cloudflare kendi altyapısı üzerinden trafiği yönlendiriyor.

Kullanıcı → Cloudflare CDN → Tunnel → MacBook → Docker Container

Üstelik HTTPS otomatik geliyor. Sertifika yönetimi, SSL kurulumu — bunların hiçbiriyle uğraşmak yok.

Tek bir Cloudflare Tunnel container’ı ile birden fazla domain ve subdomain yönetilebiliyor. Yeni bir proje için sadece Cloudflare panelinden yeni bir “Public Hostname” ekliyorsun.

Zero Trust ile Güvenlik Katmanı

Cloudflare Zero Trust, servislerin önüne bir kimlik doğrulama katmanı ekliyor. Google hesabıyla giriş zorunluluğu, IP kısıtlamaları, oturum süreleri…

Bir test sitesini herkese açık tutmak yerine sadece belirli kişilerin erişebileceği şekilde kilitlemek birkaç tıkla mümkün. Şirket VPN’lerine alternatif, ev kullanıcısı için ise ekstra bir güvenlik kalkanı.

Öğrendiklerim

Bu yolculukta teknik bilginin ötesinde bazı temel prensipler oturdu kafamda:

Organizasyon her şeydir. İlk başta gelişigüzel kurulan container’lar zamanla kaosa döndü. Tek dizin, tutarlı isimlendirme ve her servis için ayrı klasör — bunlar sonradan düzeltilmesi zor alışkanlıklar.

Basit başla, karmaşıklaştırma. Her şeyi bir anda kurmaya çalışmak yerine bir servisi tam anlamıyla anlamak, sonrakini daha hızlı kurmayı sağladı.

Log okumayı öğren. Bir şey çalışmadığında docker logs container_adı komutu her zaman cevabı veriyor. Hata mesajını okumak, çözümün yarısı.

Yedek alma alışkanlığı edin. Tüm config ve data tek bir dizinde olduğunda yedek almak tek komut: klasörü kopyala, bitti.

Sonuç

Atıl bir MacBook, artık 7/24 çalışan kişisel bir sunucu. Medya sunucusu, müzik akışı, not alma, RSS okuyucu, kişisel bulut, geliştirme ortamı — hepsi tek bir makinede, tek bir ekosistemde.

Docker öğrenmek başlangıçta göz korkutucu görünüyor. Container nedir, image nedir, volume nedir… Ama bir kez oturunca, hiçbir şeyi eski yönteme dönüp kurmak istemiyorsun.

Eski bir MacBook varsa ve Docker merakın varsa: hemen başla. En kötü ihtimalle yeni bir şey öğrenirsin.

Merhametin ve Şefkatin Kaynağı: Peygamber Ahlâkı

Mevlâna Celaleddin-i Rümi, çocukları ve fakirleri çok sever, ehl-i masiyete merhametle muamele eder. Onları, içinde bulunduklar ibtilâlardan halâs etmeğe çalışırdı. Sokakta giderken küçükler etrafına toplanır, elini öpmek için can atarlardı.

Hattâ birinde, bir çocukcağız bağırarak:

Ne olur Hüdavendigâr, işte oyunum bitiyor, biraz dur da ben de elini öpeyim.

Mevlâna bekledi, çocuk oyunu ikmal edip geldi, elini öptü.

Peygamber efendimizin yüksek ahlâkı da böyle idi. Yolda çocuklara selâm verir, onlara hediyeler vererek gönüllerini alır, yetim ve fakir çocukları sevindirirdi. Onlarla lâtife eder, neşelendirirdi. Umeyr adında bir çocuk oynadığı bir serçe yavrusunu elinden kaçırıverdi. Onun müteessir olduğunu gören Resül-i Ekrem Efendimiz bir şeyler vererek teselli buyurdular.

Sonra o yavrucağızı Muhterem Peygamberimiz nerede görse:

Ya Umeyr; serçecik ne yaptı?

diye iltifatta bulunurlardı.

Buradan şunu anlıyoruz ki: velilerin ahlâkı, Peygamberin ahläkından alınmadır. Her insan, Resůl-i zişan efendimizin edep ve ahlâkına ittiba kadar kâmildir.

Bu hikmete mebni, bir hadis-i şerifte:

Allah’ın ve Rasûlullahın ahläkı ile ahlâklanınız» buyurumuştur.

Kaynak: Tahir Büyükkörükçü - Mevlana ve Mesnevi / Hakiki Vechesiyle

Claude Code 101

Claude Code 101; yazılım mühendisliğine yeni başlayan geliştiriciler veya yapay zekâ kodlama ajanlarını henüz keşfetmemiş deneyimli mühendisler için tasarlanmıştır. Kurulumdan gelişmiş özelleştirmelere kadar her konuda size rehberlik ederek Claude Code’u günlük iş akışınızda nasıl etkili bir şekilde kullanacağınızı öğretir.

Claude Code Nedir?

Claude Code; kod tabanınızı anlayan, dosyalarınızı düzenleyen, komutlar çalıştıran ve işlerinizi daha hızlı halletmenize yardımcı olmak için mevcut geliştirici araçlarınızla entegre olan yapay zekâ tabanlı (ajan nitelikli) bir kodlama aracıdır. Terminalinizde, Visual Studio Code’da, Claude Masaüstü uygulamasında, web üzerinde ve JetBrains IDE’lerinde kullanılabilir.

Claude Code’u Claude’dan Ayıran Nedir?

Daha önce Claude.ai kullandıysanız Claude Code’un farkının ne olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Claude.ai’ın aksine Claude Code; dosyalarınıza, terminalinize ve tüm kod tabanınıza doğrudan erişebilir. Kodu sürekli ileri geri kopyalayıp yapıştırmak yerine, doğrudan işin içine girer ve görevi kendisi halleder.

En önemli fark, Claude Code’un bir Yapay Zekâ Ajanı (AI Agent) olarak çalışmasıdır.

Ajan (Agent) Nedir?

Yapay Zekâ Ajanı, çevresiyle etkileşime girebilen ve belirlenmiş bir hedefi tamamlamak için eylemler gerçekleştirebilen bir yazılımdır. Bu sistem, temelinde büyük bir dil modelinin gerçek zamanlı bir döngü içinde çalışmasıyla işler. Yapay zekâ ajanları, hedeflerine ulaşmak için araçlara, harici hizmetlere ve hatta diğer yapay zekâ ajanlarına erişim sağlayabilir.

Claude Code Gerçekte Ne Yapabilir?

Pratikte süreç şu şekilde işler:

  • Kod tabanınızı okur ve anlar. Claude Code’dan bir özelliği açıklamasını veya kodunuzdaki bir hatanın izini sürmesini isteyebilirsiniz.
  • Projeniz genelindeki dosyaları düzenler. Claude Code bir fonksiyonu yeniden yapılandırabilir (refactor) ve ona referans veren her dosyayı güncelleyebilir.
  • Terminal komutlarını çalıştırır. Derleme (build) betiğinizi yürütebilir, testlerinizi çalıştırabilir, paketleri yükleyebilir ve bir sonraki adımda ne yapacağına karar vermek için bu çıktıları kullanabilir.
  • Web’de arama yapar. Dokümantasyona veya en güncel API referanslarına ihtiyaç duyduğunda bunları sizin için araştırabilir.

Claude Code’u Etkili Kullanmak

Claude Code’u etkili bir şekilde kullanmak için şu üç kavramı aklınızda bulundurun:

Bağlam penceresi (Context window). Bunu Claude’un çalışma belleği gibi düşünün. Çok fazla bilgi barındırabilir ancak her şeyi aynı anda tutamaz. “Ajan” niteliği tam da bu noktada devreye girer; Claude, tüm kod tabanını bağlama yüklemek yerine, kodunuzun içindeki yanıtları bulmak için stratejik yollar geliştirir.

İzin ister. Claude Code, varsayılan olarak komutları çalıştırmadan veya değişiklik yapmadan önce size sorar. İster sürece doğrudan dahil olmayı ister arkaya yaslanıp izlemeyi tercih edin, kontrol her zaman sizdedir.

Hata yapabilir. Her araç gibi Claude Code da kusursuz değildir. Amacınızı yanlış anlayabilir, bir hataya (bug) yol açabilir veya bir çözümü gereğinden fazla karmaşıklaştırabilir (over-engineer). Sürecin içinde kalmanız, bunları erkenden yakalamanıza yardımcı olur.

Özet

Claude Code, yapay zekâ tabanlı bir kodlama aracıdır. Kod tabanınızı okur, dosyalarınızı düzenler, komutlar çalıştırır ve daha hızlı ürün sunmanıza (ship) yardımcı olmak için harici araçlara bağlanır. Kendisini terminalinizde, VS Code’da, JetBrains’te ve Claude Masaüstü uygulamasında hemen bugün kullanmaya başlayabilirsiniz.


Claude Code Nasıl Çalışır?

Claude Code, tipik sohbet uygulamalarından farklıdır. Arka planda nasıl çalıştığını anlamak, onu daha etkili bir şekilde kullanmanıza yardımcı olacaktır.

Ajan Döngüsü (The Agentic Loop)

Claude Code’u açıklamanın en iyi yolu ajan döngüsü mantığıdır:

  1. Claude Code’a bir istem (prompt) girersiniz.
  2. Claude, modelle etkileşime girerek ihtiyaç duyduğu bağlamı toplar; model, Claude Code’un yürütebileceği bir metin ya da araç çağrısı (tool call) döndürür.
  3. Eyleme geçer; örneğin bir dosyayı düzenler veya bir komut çalıştırır.
  4. Sonuçları doğrular ve bunların isteminizin hedeflediği amaca ulaşıp ulaşmadığını belirler.
  5. Amaca ulaşıldıysa Claude işlemi sonlandırır ve bir sonraki istemi bekler. Ulaşılmadıysa döngüye geri döner ve sonuçlar eksiksiz ve doğrulanabilir olana kadar tekrar dener.

Bu döngü boyunca bağlam ekleyebilir, süreci kesebilir veya hedefinize ulaşması için modeli yönlendirebilirsiniz.

Ajan döngüsü diyagramı: İsteminiz; Bağlam toplama, Eyleme geçme ve Sonuçları doğrulama döngüsüne akar; bu süreçte herhangi bir aşamada müdahale etme, yönlendirme veya bağlam ekleme imkânı sunulur

Bağlam (Context)

Claude, konuşmanızın ne kadarını, dosya içeriklerini, komut çıktılarını ve daha fazlasını depolayabileceğini ve bunlara referans verebileceğini belirleyen bir bağlam penceresine (context window) sahiptir. Bu sınıra ulaştığınızda Claude Code konuşmanızı sıkıştırır; bağlam penceresini yeniden kullanılabilir bir boyuta getirmek için neleri kaldırabileceğini veya özetleyebileceğini otomatik olarak belirler.

Araçlar (Tools)

Araçlar, ajanların çalışma mantığının temelini oluşturur. Çoğu yapay zekâ asistanı yalnızca metin alır ve metin döndürür. Araçlar ise Claude Code’un bir görevi tamamlamaya yaklaşmak için ne zaman kod yürüteceğini belirlemesini sağlar. Bu; bir dosya okuma aracı, bir web arama aracı veya başka pek çok yetenek olabilir. Claude Code, bir aracı ne zaman çağıracağını ve çıktısını nasıl kullanacağını belirlemek için anlamsal kavrayıştan (semantic understanding) yararlanır.

İzinler (Permissions)

Claude Code’un birkaç izin modu vardır:

  • Varsayılan davranış: Claude, bir dosyayı düzenlemeden veya bir kabuk (shell) komutu çalıştırmadan önce açıkça izin ister.
  • Otomatik onay (Auto-accept): Dosyalar sorulmadan düzenlenir ancak komutlar hâlâ onay gerektirir.
  • Plan modu: Herhangi bir işe başlamadan önce bir eylem planı derlemek için salt okunur (read-only) araçları kullanır.

Claude Code, bir bash komutunu çalıştırmadan önce izin istiyor

Tüm bunlar ayar dosyanızdan yapılandırılabilir. İzinleri atlama konusunda temkinli olun; Claude Code’a komutları çalıştırması için tamamen serbestlik tanımak, olası bir hatayı gerçekleşmeden önce yakalamayı zorlaştırabilir.

Özet

Claude Code; ajan döngüsü, yönetilen bir bağlam penceresi, araçlar ve yapılandırılabilir izinler gibi birkaç ajan tabanlı kavramı doğrudan terminalinizde bir araya getirir. Kod tabanınızı okuyabilir, eyleme geçebilir ve kendi işini doğrulayabilir. Onu bir sohbet penceresinden temel olarak farklı kılan da budur.


Claude Code Kurulumu

Claude Code; terminalinizde, web üzerinde veya IDE’nizde kullanmak istemenize bakılmaksızın kolayca kurulabilir.

Terminal

macOS, Linux veya WSL üzerinde, tek seferde kurmak için curl komutunu kullanın. Homebrew tercih ediyorsanız brew install komutundan da yararlanabilirsiniz; ancak bu yöntemin otomatik güncellemeleri desteklemediğini unutmayın.

Windows için birkaç seçenek mevcuttur. PowerShell’de Invoke-RestMethod komutunu, CMD’de ise curl komutunu kullanın. Ayrıca bir winget komutu da mevcuttur; fakat bu da Homebrew gibi otomatik güncelleme yapmayacaktır.

curl aracılığıyla başarıyla kurulan Claude Code'u gösteren terminal

Kurulumdan sonra claude komutunu çalıştırabilmeniz gerekir. Çalıştıramıyorsanız terminalinizi yeniden başlatın. Proje dizininize gidin ve şu komutu yürütün:

claude

Renk temanızı seçmek ve Claude hesabınızla (Pro, Max veya Enterprise) giriş yapmak ya da bir API anahtarı kullanmak gibi bazı ilk kurulum adımlarından geçeceksiniz. Kuruluşunuzun bir Claude Enterprise hesabı varsa bu seçeneği belirlediğinizden emin olun.

Claude Code giriş yöntemi seçimi: abonelik, API veya üçüncü taraf platform

claude komutunu hangi dizinde çalıştırırsanız çalıştırın, araç o dizine ve onun tüm alt klasörlerine erişim hakkına sahip olacaktır.

Visual Studio Code

Uzantılar (Extensions) panelini açın ve “Claude Code” araması yapın. Anthropic tarafından geliştirilen, mavi onay işaretli uzantıyı bulun ve yükle (install) butonuna basın.

Kurulumdan sonra VS Code’u yeniden başlatmanız gerekebilir. Çalışmaya başladığında, Ctrl/Cmd + Shift + P ile komut paletini açın ve “Claude Code Open in New Tab” araması yapın. Ayrıca yan çubuğunuzda görünüyorsa Claude logosuna da tıklayabilirsiniz.

VS Code marketindeki Claude Code uzantı sayfası

VS Code uzantısı, terminale oldukça benzer bir deneyim sunar. Dilerseniz arayüzü (UI) devre dışı bırakıp doğrudan terminal deneyimini kullanmayı da ayarlarınızdan seçebilirsiniz.

JetBrains

JetBrains Marketplace üzerinden Claude Code eklentisini yükleyin. Kurulumun ardından IDE’nizi yeniden başlatın. Tekrar açtığınızda Claude logosunu göreceksiniz. Logoya tıkladığınızda, editörünüzle birlikte çalışan ve terminal deneyimi sunan bir panel açılacaktır.

JetBrains Marketplace'teki Claude Code eklentisi

Masaüstü (Desktop)

Claude Desktop uygulamasını kurup giriş yaptıktan sonra, üst kısımda “Code” etiketli bir geçiş düğmesi göreceksiniz. Görünüm ve his olarak sohbet kısmına benzer olsa da belirli bir klasörde çalışmanıza, izinleri değiştirmenize ve hatta bir bulut ortamında faaliyet göstermenize olanak tanır.

Son proje klasörlerini gösteren Claude Desktop Code görünümü

Web

Web üzerinde Claude Code’a erişmek için claude.ai/code adresine gidin veya sohbet uygulamasının yan çubuğundaki “Code” etiketine tıklayın. Bu süreç masaüstü uygulamasına benzer şekilde işler ancak GitHub depoları (repositories) ile sınırlısınızdır.

Depo seçimiyle birlikte claude.ai/code adresindeki web tabanlı Claude Code

Hangisini Kullanmalıyım?

Her zaman en güncel özellikleri ilk elden deneyimlemek istiyorsanız terminal en iyi tercihinizdir; yeni özellikler ilk olarak orada yayınlanır. Claude Code’un kod editörünüzle daha iç içe hissettirmesini istiyorsanız IDE entegrasyonları neredeyse aynı deneyimi sunar.

Siz diğer işlerinizi hallederken Claude’un arka planda çalışmasına izin vermek için Masaüstü uygulaması harikadır.

Projeleriniz üzerinde bir GitHub deposu aracılığıyla uzaktan çalışmak istiyorsanız web tabanlı Claude Code sağlam bir seçenektir.

Claude Code’u nasıl kullanmak istediğiniz tamamen size kalmış.


İlk İsteminiz

Claude Code ile diğer yapay zekâ asistanlarında olduğu gibi konuşabilirsiniz. İstemlerinizi girerken hem güvenliğinizi sağlayacak hem de işinizi kolaylaştıracak bazı noktaları aşağıda bulabilirsiniz.

Otomatik Onay ve Manuel Onay Karşılaştırması

Claude’un önerdiği her dosya değişikliğini otomatik olarak onaylamasını mı, yoksa her seferinde sizden açıkça izin istemesini mi tercih edeceğinizi seçebilirsiniz. Modlar arasında geçiş yapmak için Shift + Tab tuşlarına basın.

  • Manuel onay modu (Approval mode): Claude, bir dosyayı düzenlemek veya bir komut çalıştırmak istediği her seferinde sizden izin ister.
  • Otomatik onay modu (Auto-accept mode): Dosya düzenlemeleri otomatik olarak onaylanır ancak komutlar hâlâ izninize tabi kalır.

Burada doğru ya da yanlış bir seçenek yoktur; tamamen hangisinde kendinizi rahat hissettiğinizle ilgilidir.

Otomatik onay modunda dosyaları okuyan ve bir görev üzerinde çalışan Claude Code

Plan Modu

Shift + Tab menüsünün içinde Plan Modu (Plan Mode) yer alır. Plan modu, isteminizi alır ve kod tabanınızı analiz edip önerdiğiniz uygulamayı araştırmak için salt okunur (read-only) araçları kullanır. Süreç boyunca durumu netleştiren sorular sorar ve ardından yürütebileceği detaylı bir plan sunar.

Plan modu; karmaşık değişiklikleri planlamak veya güvenli bir kod incelemesi (code review) yapmak için harikadır. Çoğu zaman Claude’dan bir özelliğe yönelik çok adımlı uygulamaları üstlenmesini istersiniz; Plan Modu tam olarak bu noktada öne çıkar.

Plan modu etkinken durum çubuğu göstergesini sergileyen Claude Code

Örnek: Karanlık Mod Geçiş Düğmesi Ekleme

Bir örnek üzerinden ilerleyelim. Karanlık mod (dark mode) geçiş düğmesine ihtiyaç duyan bir uygulamanız olduğunu varsayalım. Projenizin kök dizinini açın ve claude komutunu çalıştırın. Plan Modu’na girmek için Shift + Tab tuşlarına birkaç kez basın ve ardından şu şekilde bir istem yazın:

My app needs a dark mode implemented across the entire app. Can you create a toggle switch on the header that allows a user to toggle between light mode and dark mode? I need you to find a good contrast color that works based on my existing light theme.

Plan modu etkinken Claude Code'a karanlık mod isteminin girilmesi

(Uygulamamın tamamında karanlık modun uygulanması gerekiyor. Üst bilgi (header) kısmına, kullanıcının açık mod ile karanlık mod arasında geçiş yapmasını sağlayan bir anahtar düğme ekleyebilir misin? Mevcut açık temama göre işe yarayacak iyi bir kontrast renk bulmanı istiyorum.)

Bırakın planlamayı Claude yapsın. Planı inceledikten sonra her şey yolunda görünüyorsa onaylayın ve Claude’un her adımda sizden izin istemesine izin verin. İşlem bittiğinde, Claude’un tam olarak ne yaptığını ve bu sonuçlara nasıl ulaştığını net bir şekilde görebilirsiniz.

Özet

Claude Code’u kullanırken isteminizde olabildiğince açıklayıcı olmaya çalışın. Her adımda sürecin içinde kalmak isterseniz bunu yapabilirsiniz. Herhangi bir kodu yürütmeye başlamadan önce Claude’un ulaşmak istediğiniz hedefin ayrıntılarına inmesini sağlamak için Plan Modu’nu kullanın.


Keşfet → Planla → Kodla → Gönder (Commit) İş Akışı

Bu eğitimden aklınızda tek bir şey kalacaksa, o da şu iş akışı olsun: Keşfet, Planla, Kodla ve Gönder. Bu akış olmadığında çoğu kişi doğrudan Claude’dan kod yazmasını ister; bu da daha sonra sürecin ortasında daha fazla düzeltme yapılması gerektiği anlamına gelir.

Keşfet ve Planla

Bu ilk iki adımı halletmenin en hızlı yolu Plan Modu (Plan Mode) kullanmaktır. Plan modunda Claude dosyaları düzenleyemez; uygulamayı nasıl ele alacağına dair bilgi toplamak için yalnızca dosyaları okur.

Plan moduna girmek için metin girişinin altında “Plan Mode” yazısını görene kadar Shift + Tab tuşlarına basın. Ardından şöyle bir istem yazın:

Plan modunun açık olduğunu ve modlar arası geçiş için shift+tab işlevini gösteren Claude Code durum çubuğu

I need to add WebP conversion to our image upload pipeline. Figure out where in the pipeline it should happen, whether we need new dependencies, and how to approach it.

(Görsel yükleme işlem hattımıza (pipeline) WebP dönüştürme özelliği eklemem gerekiyor. Bu işlemin hattın neresinde gerçekleşmesi gerektiğini, yeni bağımlılıklara ihtiyacımız olup olmadığını ve konuya nasıl yaklaşılması gerektiğini belirle.)

Claude ilgili dosyaları okuyacak, bazı web aramaları yapacak ve size bir eylem planı sunacaktır. Planı inceleyin ve kriterlerinizi karşılayıp karşılamadığına karar verin. Karşılamıyorsa belirli alanları revize etmesini isteyin.

Onaylama, alanları revize etme veya soru sorma seçenekleriyle birlikte planı sunan Claude Code

Süreci düzeltmek için en iyi yer burasıdır çünkü henüz hiçbir kod yazılmamıştır. Sonrasında değişiklik yapma niyetiniz olmadan yalnızca kod tabanınızın genel bir özetini istiyorsanız, plan modunda olmadan da keşif alt ajanını (explore subagent) çalıştırabilirsiniz.

Kodla

Plan iyi göründüğünde, planı kabul etmek için “approve” (onayla) seçeneğini belirleyin ve Claude’un listedeki maddeler üzerinde çalışmasına izin verin. Claude’un dosya düzenlemelerini otomatik olarak mı onaylayacağını yoksa her seferinde size mi soracağını seçebilirsiniz.

Claude, planı “tamamlandı” olarak kabul etmeden önce sorunları gidermek için elinden geleni yapacaktır ancak zaman zaman sizin de devreye girmeniz gerekebilir. Plan Modu ile çalışmanın avantajı da budur; kod yürütüldükten sonra sonuçlara nasıl ulaştığınıza dair bağlama da sahip olursunuz, bu da Claude’un bir sonraki kararlarını yönlendirmenize yardımcı olur.

Kodlama aşamasını daha sorunsuz hale getirecek birkaç ipucu:

  • Bir başarı kriteri tanımlayın. Claude’un sonuçlarından emin olabilmesi için “doğru” olanın neye benzediğini net bir şekilde bilmesi gerekir. Planınızı yazarken bunu açıkça belirtin.
  • Araçlar ekleyin. Claude’un hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan araçlar, süreçteki birçok git-geli ortadan kaldırır. Örneğin, web arayüzleri (UI) geliştiriyorsanız, Claude Code’un bir tarayıcı sekmesini kontrol edebilmesi ve arayüzü doğrudan test edebilmesi için “Claude in Chrome” uzantısını yükleyin.

Chrome Web Mağazası'ndaki Claude in Chrome uzantısı sayfası

  • Bir test paketi dahil edin. Claude’a sürekli olarak doğrulama yapabileceği bir test paketi sunun. Claude sizin için testler bile yazabilir. Bu görevi ona devretmeden önce, hatalı pozitif sonuçlardan (false positives) kaçınmak için testlerin güvenilir bir bilgi kaynağı olduğundan emin olun.

Pratik ipucu: Claude’un sürekli aynı sorunlarla karşılaştığını fark ederseniz, çözüm yolunu CLAUDE.md dosyasına kaydetmesini isteyin.

Gönder (Commit)

Değişiklikleri kendiniz test edip sonuçlardan memnun kaldıktan sonra, kodunuzu gönderme zamanı gelmiştir. Kodunuzu commit etmeden önce, çalışmanıza bakması için bir kod inceleme alt ajanı (subagent code reviewer) çalıştırın. Bir alt ajan kod tabanına yeni bir gözle bakar; ana ajanın oturum boyunca edindiği taraflılığı taşımaz.

Claude Code içinde çalışan, dosyaları okuyan ve son değişiklikleri inceleyen bir kod inceleme alt ajanı

Ardından Claude’un sizin tarzınızda bir commit mesajı oluşturmasını sağlayın. Sonrasında süreci baştan tekrarlayın.

Özet

Claude Code ile etkili olmak için Keşfet, Planla, Kodla ve Gönder iş akışını takip edin:

  • Keşfet, Claude’a projeniz için ihtiyaç duyduğu ilgili bağlamı sağlar.
  • Planla, Claude’un başarıyı ölçmek için kullanacağı bir eylem planı oluşturur.
  • Kodla, nihai sonuca varmadan önce siz ve Claude arasındaki karşılıklı fikir alışverişidir.
  • Gönder, kodunuzu incelemenize ve yüklemenize yardımcı olur, böylece bir sonraki özelliğiniz üzerinde çalışmaya başlayabilirsiniz.

Bağlam Yönetimi

Bağlam (context), Claude’un çalışma belleğidir. Okuduğu her dosya, çalıştırdığı her komut, gönderdiğiniz her mesaj; tüm bunlar bağlam penceresinde yer kaplar.

Bağlam Penceresi Nedir?

Bağlam penceresini, Claude’un belleğinde tutabileceği bilgi miktarı (alan) olarak düşünebilirsiniz. Ne zaman bir istem girseniz, Claude bir dosya okusa, bir araç çağrısı yürütse veya bir araç çağrısı sonucu alsa, bunların hepsi bağlam penceresine eklenir. Sınırlı bir alan söz konusu olduğundan, bu alanı nasıl kullandığınızı optimize etmek önem kazanır.

Bağlam penceresini bir token ızgarası olarak gösteren diyagram; bazısı dolu, çoğu boş

Bağlam Dolduğunda Ne Olur?

Sınıra yaklaştığınızda, bağlam penceresi otomatik olarak sıkıştırılır (compacted). Sıkıştırma işlemi, yer açmak için önemli ayrıntıları özetler ve gereksiz araç çağrısı sonuçlarını kaldırır. Bu sürecin potansiyel olarak bazı detayların kaybolmasına yol açabileceğini unutmayın.

Claude Code, bağlamı özetlerken 'Compacting conversation...' uyarısını gösteriyor

Claude Code; temel teknik kavramları ve dosyaları içeren, önceki konuşmanın sıkıştırılmış bir özetini görüntülüyor

Komutlar

Sıkıştırma işlemini /compact komutuyla manuel olarak da çalıştırabilirsiniz. Bu komut, o ana kadar olan her şeyi sıkıştırır. Önceki çalışmalarınızın hafızasını korurken, bağlam alanında yer açmak istediğinizde oldukça kullanışlıdır.

Claude Code'un otomatik tamamlama menüsündeki /compact komutu

Önceki oturuma dair hiçbir hafıza kalmadan tamamen sıfırdan başlamak istiyorsanız /clear komutunu çalıştırın. Bu, her şeyi temizler.

Yeni bir oturum başlatmak için Claude Code içinde /clear komutunun çalıştırılması

Bağlamınızın durumunu kontrol etmek için /context komutunu yürütün. Bağlam boyutunuza, en çok yer kaplayan kategorilere dair genel bir bakış ve dökümü gösteren görsel bir grafik elde edersiniz.

Görsel bir grafik çubuğuyla bağlam kullanımı dökümünü gösteren /context komutu çıktısı

Hangisi Ne Zaman Kullanılmalı?

Genel bir kural olarak:

  • Belirli bir özellik üzerinde çalışırken ve bağlam sınırına dayanmanıza rağmen devam etmeniz gerekiyorsa /compact komutunu kullanın. Bağlamı mevcut özelliğinizle ilgili tutmak önemlidir.
  • Yeni bir özelliğe başlamak istediğinizde /clear komutunu kullanın. Önceki konuşmanın yeni bir işe taraflılık getirmesini istemezsiniz. Claude’un oturumlar arasında hatırlamasını istediğiniz şeyler için bunları CLAUDE.md dosyanıza ekleyin; böylece her şeyi sıfırdan keşfetmek zorunda kalmaz.

Komutlar, önemli notlar ve mimari bölümleri içeren bir CLAUDE.md dosyası

Bağlam Alanından Tasarruf Etmek İçin İpuçları

Spesifik olun. Belirsiz bir istem ilk başta daha kısa görünebilir ancak uzun vadede aslında daha fazla bağlama mal olur. Net talimatlar olmadığında Claude, kod tabanınızı daha fazla keşfetmek ve kendi kendine akıl yürütmek zorunda kalır; bu da detaylı bir istemin kaplayacağından çok daha fazla bağlam alanı tüketir.

MCP sunucularınızı yönetin. MCP sunucuları, siz onları kullanmasanız bile varsayılan olarak mevcut tüm araçlarını bağlama yükler. Mevcut projeyle ilgisi olmayan şeyler için yapılandırılmış sunucularınız varsa bunları kapatmayı düşünün. Ayrıca MCP sunucularına benzer şekilde çalışan ancak her şeyi önceden bağlama yüklemeyen “Yetenekler” (Skills) özelliğini de deneyebilirsiniz.

Alt ajanları (subagents) kullanın. Alt ajanlar, ana ajanınızla paralel olarak çalışır ancak tamamen ayrı bir bağlam penceresine sahiptir. Yalnızca cevaba ihtiyaç duyduğunuz görevler için (örneğin “kimlik doğrulama uç noktaları nerede bulunuyor?”) bir alt ajan işi üstlenir ve ana ajanınıza sadece bir özet döndürür; böylece birincil bağlamınız temiz kalır.

Özet

Claude Code içinde bağlamı yönetmek kritik öneme sahiptir. Uzun oturumları özetlemek için /compact komutunu, temiz bir sayfa açmak içinse /clear komutunu kullanın. Bağlam pencerenizi etkili bir şekilde kullanmak için: istemlerinizde spesifik olun, mevcut bağlamınızı nelerin tükettiğini kontrol edin ve yalnızca sonuca ihtiyaç duyduğunuz görevleri devretmek için alt ajanlardan yararlanın.


Kod İnceleme (Code Review)

Claude Code, git iş akışınızı hızlandıran birkaç yerleşik özelliğe sahiptir. Şimdi bunları inceleyelim.

Bir Alt Ajan ile İnceleme

Bir PR (Pull Request) göndermeden önce, Claude’dan değişikliklerinizi incelemesi için bir alt ajan (subagent) kullanmasını isteyin. Alt ajan, tamamen yeni bir gözle ve kendi bağlam penceresinde çalışır; oturum boyunca kodu yazan ana ajanın taşıyabileceği taraflılığı barındırmaz.

Bir kod inceleme alt ajanı oluştururken, onu yalnızca salt okunur (read-only) araçlarla sınırlandırın. Bir incelemecinin görevi dosyaları düzenlemek değil, sorunları işaretlemektir. Tüm ekibinizin aynı incelemeciyi kullanması için alt ajan yapılandırmasını deponuza (repo) kaydedin.

/commit-push-pr Yeteneği (Skill)

/commit-push-pr yeteneği; commit, push ve PR oluşturma işlemlerini tek bir adımda halleder. Bunların her birini manuel olarak yapmak yerine, sadece bu yeteneği çalıştırın ve gerisini Claude’a bırakın.

CLAUDE.md dosyanızda listelenen kanallarla yapılandırılmış bir Slack MCP sunucunuz varsa, PR bağlantısı ekibinizin kanalında otomatik olarak paylaşılacaktır.

–from-pr ile Oturum Bağlama

Claude, gh pr create aracılığıyla bir PR oluşturduğunda, oturum otomatik olarak o PR ile ilişkilendirilir. Daha sonra bu PR’a geri dönmeniz gerekirse (örneğin inceleme yorumlarını yanıtlamak veya başarısız olan bir derlemeyi düzeltmek için) şu komutu çalıştırın:

claude --from-pr <PR_NUMBER>

Bu komut, tam olarak kaldığınız yerden devam etmenizi sağlar.

Özet

Kodunuzu göndermeden önce tarafsız bir kod incelemesi için bir alt ajan kullanın. Commit işleminden PR aşamasına kadar olan tüm akışı tek adımda yönetmek için /commit-push-pr komutundan yararlanın. Bir PR üzerindeki çalışmanıza daha sonra devam etmek için ise --from-pr ifadesini kullanın. Bunlar küçük özellikler gibi görünse de günlük iş akışınızdaki birçok pürüzü ortadan kaldırır.


CLAUDE.md Dosyası

Claude Code’daki en yararlı özelliklerden biri CLAUDE.md dosyasıdır. Bu dosya, Claude Code’a projeniz hakkında kalıcı bir hafıza kazandırır.

Çözdüğü Sorun

Bir CLAUDE.md dosyası olmadan Claude Code’u açtığınızda, her seferinde sıfırdan başlar. Kod tabanınızı yeniden keşfetmek, hangi bağımlılıklara ihtiyaç duyulduğunu çözmek ve hangi özelliklerin hâlihazırda uygulandığını anlamak zorunda kalır. Bazen bazı varsayımlarda bulunur, bu da Claude’u doğru yöne sevk etmeyi zorlaştırır.

CLAUDE.md bu sorunu çözer. Projenizin kök dizinine eklediğiniz bu Markdown dosyası, bir oturum başlattığınız her seferde Claude Code tarafından otomatik olarak okunur. Bunu kod tabanınız için bir işe alım/uyum sağlama (onboarding) senaryosu gibi düşünebilirsiniz. CLAUDE.md dosyasının içeriği, isteminizin (prompt) sonuna eklenir.

Bir Örnek

Tipik bir CLAUDE.md dosyası şu şekildedir:

# Project

This is a Next.js 15 app using the App Router, Tailwind, and Drizzle ORM.

# Commands
- Dev server: `pnpm dev`
- Run tests: `pnpm test`
- Lint: `pnpm lint`

# Code Style
- Use 2-space indentation
- Prefer named exports
- All API routes go in app/api/
- Use server actions instead of API routes where possible

Gördüğünüz gibi oldukça sade. Artık Claude Code’dan bir React bileşeni oluşturmasını istediğinizde, stil için Tailwind kullanması ve kodlama kurallarınıza uyması gerektiğini zaten biliyor olacaktır.

Proje bilgilerini, komutları ve kod stili kurallarını gösteren, VS Code'da açık bir CLAUDE.md dosyası

CLAUDE.md Ekipler İçindir

Ekibinizin de faydalanabilmesi için CLAUDE.md dosyanızı sürüm kontrol sistemine (git) gönderebilirsiniz (ve göndermelisiniz). Aslında kimin için olduklarına bağlı olarak bir hafıza dosyası hiyerarşisi mevcuttur:

  • Proje düzeyinde CLAUDE.md projenizin kök dizininde yer alır. Ekiple paylaşılır.
  • Kullanıcı düzeyinde CLAUDE.md yapılandırma (configuration) klasörünüzde yer alır. Bu sadece size özeldir ve tüm projelerinizde geçerli olur. Kişisel tercihlerinizi buraya ekleyebilirsiniz.

İpuçları

Düzeltmeleri hafızaya kaydedin. Kendinizi Claude’u tekrar tekrar düzeltirken bulursanız (örneğin ona API rotaları yerine her zaman sunucu eylemlerini — server actions — kullanmasını söylemek gibi), Claude’dan bu kuralı açıkça hafızaya kaydetmesini isteyin. Projeyi bir sonraki açışınızda bunu biliyor olacaktır.

Claude'dan bir kuralı CLAUDE.md dosyasına kaydetmesini isteme — API rotaları yerine her zaman sunucu eylemlerini kullan

Proje dokümanlarına referans verin. Projenizde Claude’un referans almasını istediğiniz bir dokümantasyon varsa, dosya yoluyla birlikte @ sembolünü kullanın:

### README.md

Please read if you need more info: @README.md

Dosya olmadan başlayın. Modeli nerede sürekli düzeltmek zorunda kaldığınızı görebilmeniz için bir projeye önce CLAUDE.md dosyası olmadan başlamanızı öneririz. Bu, CLAUDE.md dosyanızın kompakt kalmasını ve yalnızca gerekli bilgilere odaklanmasını sağlar. Hazır olduğunuzda, Claude’un sizin için bir tane oluşturması için /init komutunu çalıştırın.

Özet

Sıkıcı bir Claude Code oturumu ile verimli bir oturum arasındaki fark genellikle bağlama (context) dayanır; CLAUDE.md dosyası da bu bağlamı sağlamanın yoludur. Kullandığınız teknoloji yığını (stack), tercihleriniz ve komutlarınızla başlayın, ardından ilerledikçe bunun üzerine inşa edin.


Alt Ajanlar (Subagents)

Claude, görevleri kendi aralarında bölen ve bileşen görevleri paralel olarak yürüten alt ajanlara devredebilir; bu da bağlam yönetiminizi iyileştirir. Her bir alt ajan, kendi yalıtılmış bağlam penceresinde faaliyet gösterir.

Nasıl Çalışır?

Claude Code içinde bağlamı yönetmek önemlidir. Kod tabanınızı keşfeden araç çağrıları veya araştırma için yapılan web aramaları gibi işlemler, bağlam penceresinin büyük bir kısmını tüketir. Claude’un bu keşif sırasında ulaştığı her bilgi, geliştirmekte olduğunuz ana özellik ile her zaman doğrudan ilgili olmayabilir.

Alt ajanlar tam da bu noktada devreye girer. Claude, “bu kod tabanını benim için keşfet” gibi bir görevi yerine getirmesi için bir alt ajan başlatır. Alt ajan, kendi bağlam penceresiyle paralel olarak çalışır, tüm keşif işini üstlenir ve tamamlandığında bulgularını özetleyerek bu özeti Claude’a geri döndürür.

Sonuç olarak: Oraya ulaşmak için geçilen tüm yollar ana bağlamınızı karmaşıklaştırmadan, tam olarak aradığınız cevaba ulaşmış olursunuz.

Kendi Alt Ajanınızı Oluşturma

Alt ajanlar, YAML ön bilgisi (frontmatter) içeren Markdown dosyalarında tanımlanır. Başlamanın en kolay yolu, Claude’un sizin için bir tane oluşturmasına izin vermektir. Şu komutu çalıştırın:

/agents

Ardından “Create new agent” (Yeni ajan oluştur) seçeneğini belirleyin. Ajanın kapsamını seçmek, amacını tanımlamak, erişebileceği araçları seçmek ve hatta onun için bir renk belirlemek gibi adımlardan geçeceksiniz.

Claude, alt ajan için bir isim, açıklama ve istem (prompt) oluşturacaktır. Bu sayede Claude, verdiğiniz istemlere bağlı olarak alt ajanı ne zaman çağıracağını da öğrenmiş olur.

Daha Fazla Özelleştirme

Alt ajanlar daha da özelleştirilebilir. İşte öne çıkan bazı noktalar:

  • Kalıcı hafıza (Persistent memory), alt ajanınızın konuşmalar boyunca hafızasını korumasını sağlar. Onu aynı projelerde sürekli olarak kullanıyorsanız bu harika bir özelliktir.
  • skill anahtarını ekleyip yetenekleri isimlerine göre listeleyerek alt ajanlara yetenekleri önceden yükleyebilirsiniz (Preload skills). Ana konuşmanızdaki yeteneklerin aksine, burada yeteneğin tamamının bağlama yüklendiğini unutmayın.

Özet

Bağlam pencerenizi temiz tutmak, Claude Code ile üretken kalmanın en iyi yollarından biridir. Alt ajanlar sayesinde, arka planda ağır işleri üstlenecek bir ajan çalıştırabilir ve ana bağlam pencerenize yalnızca sonucun dönmesini sağlayabilirsiniz.

Daha derinlemesine incelemek ister misiniz? Özel olarak hazırladığımız kursumuza göz atın: Introduction to subagents


Yetenekler (Skills)

Bu video, Claude Code’a belirli görevleri otomatik olarak nasıl yerine getireceğini öğreten, yeniden kullanılabilir markdown dosyaları olan “yetenekleri” (skills) tanıtmaktadır. Claude’dan bir PR’ı incelemesini veya bir commit mesajı yazmasını her istediğinizde talimatları tekrarlamak yerine, bir yeteneği bir kez yazarsınız ve Claude, ilgili görev her ortaya çıktığında bunu uygular. Video; yeteneklerin ne olduğunu, nerede barındıklarını ve diğer Claude Code özelleştirme seçenekleriyle nasıl karşılaştırıldıklarını kapsamaktadır.


MCP

Model Bağlam Protokolü (Model Context Protocol - MCP); Claude Code’un harici araçlara ve veri kaynaklarına bağlanmasını sağlayan açık bir standarttır. Bir soru sorduğunuzda Claude, sorgunuzu daha iyi yönetmek için bu araçları ne zaman kullanması gerektiğini otomatik olarak anlar.

Bağlamınızın büyük bir kısmı (veritabanlarında, üretkenlik uygulamalarında veya genel depolarda) kod tabanınızın dışında yer alır. MCP bu boşluğu doldurur.

Bununla Ne Yapabilirsiniz?

İlk olarak, ajan tabanlı yapay zekadaki (agentic AI) “araçlar” (tools) kavramını anlamak önemlidir. Araçlar; Claude Code gibi ajanlara, görevleri daha etkili bir şekilde tamamlamalarına yardımcı olacak eylemleri gerçekleştirme yeteneği kazandırır. Bu durum, yalnızca metin tabanlı bir yanıt aldığınız tipik yapay zekadan farklıdır.

Örneğin, ekibiniz proje yönetimi için Linear kullanıyorsa, kendinize özel işlerin (issues) ayrıntılarını içeri aktarmak için bir Linear MCP sunucusu ekleyebilirsiniz. Bir bağımlılık (dependency) için güncel dokümantasyona ihtiyacınız varsa, Context7 gibi bir dokümantasyon MCP sunucusu bunu Claude Code’a sağlayabilir.

Claude Code, MEN-12 bileti için iş ayrıntılarını almak üzere bir Linear MCP sunucusunu sorguluyor

Claude Code, en son shadcn/ui dokümantasyonuna bakmak için Context7 MCP sunucusunu kullanıyor

Bir MCP Sunucusu Ekleme

claude mcp add komutuyla MCP sunucuları ekleyebilirsiniz. İki ana tür vardır:

Terminalden bir HTTP Linear MCP sunucusu eklemek için claude mcp add komutunun çalıştırılması

  • HTTP sunucuları uzaktaki hizmetler içindir. Bunlar hizmet sağlayıcı tarafından barındırılır ve ağ üzerinden bağlanır.
  • Stdio sunucuları makinenizde çalışan yerel işlemler içindir.

Bir Python betiği ile yerel bir stdio MCP sunucusu eklemek için claude mcp add komutunun çalıştırılması

Nelerin bağlı olduğunu görmek, durumu kontrol etmek ve ihtiyacınız olmayan sunucuları devre dışı bırakmak için bir Claude Code oturumu içinde /mcp komutuyla sunucularınızı yönetebilirsiniz.

Bağlı MCP sunucularını ve durumlarını gösteren /mcp komutu

Sunucuları Kapsamlandırma (Scoping)

MCP sunucuları üç şekilde kapsamlandırılabilir:

  1. Yerel (Local) — yalnızca mevcut projede ve sadece sizin için kullanılabilir.
  2. Kullanıcı (User) — tüm projelerinizde kullanılabilir.
  3. Proje (Project) — sürüm kontrol sistemine (git) eklediğiniz bir .mcp.json dosyası kullanır; böylece kod tabanında çalışan herkes aynı sunuculara otomatik olarak erişebilir.

Bağlam Maliyetleri

MCP sunucuları, siz onları aktif olarak kullanmasanız bile araç tanımlarını bağlam pencerenize ekler. Çok fazla sunucu yapılandırdıysanız, bu durum kullanılabilir bağlam alanınızı tüketir. Nelerin bağlı olduğunu görmek ve aktif olarak kullanmadıklarınızı devre dışı bırakmak için /mcp komutunu çalıştırın.

Araçları görüntüleme, yeniden bağlanma veya bir sunucuyu devre dışı bırakma seçeneklerini içeren /mcp sunucu detay görünümü

Bir aracın CLI (Komut Satırı Arayüzü) karşılığı varsa (GitHub için gh veya AWS için aws gibi), CLI kullanımı bağlam açısından daha verimlidir çünkü kalıcı araç tanımları eklemez.

Alternatif olarak bir Yetenek (Skill) kullanmaktan da faydalanabilirsiniz. Bir yeteneğin yalnızca adı ve açıklaması bağlama yüklenir; Claude, yetenek içeriğinin tamamını yalnızca onu kullanması gerektiğine karar verdiğinde yükler.

MCP araçlarınız bağlam pencerenizin %10’unu aşarsa, Claude Code otomatik olarak araç arama moduna (tool search mode) geçer; bu mod doğru araçları talep üzerine keşfeder ancak o kadar kararlı çalışmayabilir.

Özet

MCP; Claude Code’u harici araçlarınıza ve veri kaynaklarınıza bağlar. claude mcp add komutuyla sunucular ekleyin. Ekibinizin bunlara otomatik olarak erişebilmesi için .mcp.json dosyası ile sunucuları projenizle kapsamlandırın. Aktif olarak kullanmadığınız sunucuları devre dışı bırakarak bağlam kullanımını göz önünde bulundurun.


Kancalar (Hooks)

Kancalar (hooks), Claude Code’un yaşam döngüsündeki belirli noktalarda komutlar çalıştırmanızı sağlar. Kancalar ile bu eğitimde ele alınan diğer her şey arasındaki temel fark, kancaların belirleyici (deterministic) olmasıdır; yani her zaman çalışırlar.

Neden Kancalar Kullanılmalı?

CLAUDE.md dosyanızda Claude’a her dosya düzenlemesinden sonra Prettier’ı çalıştırmasını söyleyebilirsiniz. Çoğu zaman bunu yapacaktır. Ancak bazen yapmayabilir. Bir kanca ise istisnasız her seferinde bunun gerçekleşmesini sağlar.

Sık karşılaşılan kullanım senaryoları şunlardır:

  • Dosya düzenlemelerinden sonra otomatik biçimlendirme (auto-formatting)
  • Uyumluluk için yürütülen tüm komutların günlüğe kaydedilmesi (logging)
  • Canlı ortam (production) dosyalarını değiştirmek gibi tehlikeli işlemlerin engellenmesi
  • Claude bir görevi tamamladığında kendinize bildirim gönderilmesi

Nasıl Çalışırlar?

Kancalar settings.json dosyanızda yapılandırılır. Bir etkinlik (event) seçer, isteğe bağlı olarak bunun hangi araçlar için geçerli olacağını belirten bir eşleştirici (matcher) ayarlar ve çalıştırılacak bir komut girersiniz. Kullanılabilir etkinlikler şunlardır:

  • PreToolUse — bir araç çağrısından önce çalışır
  • PostToolUse — bir araç çağrısı tamamlandıktan sonra çalışır
  • UserPromptSubmit — siz bir istem gönderdiğinizde, Claude bunu işlemeden önce çalışır
  • Stop — Claude yanıt vermeyi bitirdiğinde çalışır
  • Notification — Claude bir bildirim gönderdiğinde çalışır

Bunları Claude Code oturumu içindeki /hooks komutu aracılığıyla veya doğrudan settings.json dosyasını düzenleyerek yapılandırabilirsiniz.

Kancalar yapılandırmasını içeren, .claude dizini içindeki settings.json dosyası

Pratik Bir Örnek

En yaygın kanca kullanımı: düzenlemelerden sonra otomatik biçimlendirmedir. Claude bir dosyayı her değiştirdiğinde tetiklenmesi için eşleştiricisi "Edit|MultiEdit|Write" olan bir PostToolUse kancası ayarlayın. Komut, dosya uzantısını kontrol eder ve uygun biçimlendiriciyi çalıştırır; TypeScript için Prettier, Go için gofmt veya projeniz ne kullanıyorsa o.

PreToolUse ile Engelleme

PreToolUse kancaları, araç çağrılarını yürütülmeden önce engelleyebilir (block). Kancanız, araç adını ve girdisini standart girdi (stdin) üzerinden JSON olarak alır. Çıkış kodu (exit code) davranış biçimini belirler:

  • Çıkış kodu 0 — normal şekilde devam et.
  • Çıkış kodu 2 — eylemi engelle. Standart hata (stderr) mesajı, engellenme nedenini bilmesi ve kendini ayarlayabilmesi için Claude’a geri bildirim olarak iletilir.
  • Diğer herhangi bir çıkış kodu — size gösterilen ancak hiçbir şeyi durdurmayan, engelleyici olmayan bir hatadır.

Katı kuralları bu şekilde uygularsınız. Canlı ortam yapılandırma dizinine yazma işlemlerini engelleyin. rm -rf içeren bash komutlarını engelleyin. Ana dala (main) commit atmayı engelleyin. Ekibinizin öneri olarak kalmasını değil, garanti altına alınmasını istediği her ne varsa buraya ekleyin.

Eşleştiriciler ve komutlarla birlikte PreToolUse ve PostToolUse kancalarını gösteren bir settings.json dosyası

Kancaları Ekibinizle Paylaşma

.claude/settings.json içinde yapılandırılan kancalar proje düzeyindedir ve deponuza (repo) gönderilebilir. Bu, tüm ekibinizin aynı kancalara otomatik olarak sahip olacağı anlamına gelir. Komutlarınızda projenizde saklanan betiklere referans vermek için CLAUDE_PROJECT_DIR ortam değişkenini kullanın; böylece Claude’un mevcut çalışma dizini ne olursa olsun bu betikler sorunsuz çalışacaktır.

Özet

Kancalar, Claude Code’un davranışı üzerinde size kesin ve belirleyici bir kontrol sunar. Otomatik biçimlendirme ve günlük kaydı için PostToolUse kullanın. Tehlikeli işlemleri engellemek için PreToolUse kullanın. Bunları /hooks komutuyla veya settings.json içinde yapılandırın. Ekibinizin de bunlardan yararlanabilmesi için deponuza kaydedin.

Bir şeyin her seferinde hatasız bir şekilde gerçekleşmesi gerekiyorsa, bunu bir istemin içine yazmayın. Bir kancaya yerleştirin.

Aşkın Sırrı: Sevgi, İnanç ve Fedakârlık

Eskiler diyor ki;

Sağlığın sıkıntısı hastalık, aşkın sıkıntısı şehvettir.

Yine buyuruyor:

Şehvet haz olarak aşka yakındır fakat aşk değildir.

Yine buyuruyor ki:

Sevginin gösterisi fedakarlıktır.

Yine buyuruyor ki:

Kalp inançla tatmin oluyor.

Bütün ilimlerin özü şudur:

Mahşer gününde ben kimim? O gün ne hâle geleceğim? demek ve bunu bilmek.

Hz. Mevlânâ

Haklı Çıkmak Değil, Hakkın Ortaya Çıkması: İmam Şâfiî'nin İhlâsı

İlmin ve ilim ile ün almanın âfetlerini bildiğine ve yalnız Allah rızâsını niyet ederek kalbinde bu gibi ün almaya aslâ iltifât etmediğine bak.

İmâm Şâfiî diyor ki;

“Münâzara ettiğim hiç bir kimsenin hatâya düşmesini aslâ istemedim.”

Yine buyuruyor:

“Her kim ile konuştumsa onun muvaffak olmasını, kuvvetlenmesini, yardım görmesini ve Allâhu Tâlâ’nın onu koruyup muhâfaza etmesini istedim.”

Yine buyuruyor ki:

“İnsanlar ile münâkaşamda, hakkın benim veya onların lisânından çıkmasını hiç nazar-ı itibara almadım.” (Yâni hak bulunsun da, ister hasmın ağzından çıksın, ister benim ağzımdan.)

Yine buyuruyor ki:

“Ortaya koyduğum gerçekleri kabul eden kimseye karşı saygı ve sevgiden başka bir şey düşünmedim, buna karşı gerçeği kuvvetlendiren delillerimi kabul etmeyip mükâbere (bilerek inatla kibredenler) edenler de gözümden düştü ve onları kalbimden sildim.”

Bütün bunlar İmâm Şâfiî’nin fikıh ilmindeki münâzaralarında gâyesinin Allah rızâsı olduğunu açıkça göstermektedir.

Not: Büyük insanlar böyle oluyor, kendi kalbimi yokladığımda böyle haller ben de yok.

İmâm Şâfiî’ye radıyallahu anh “İnsan ne zaman âlim olabilir?” diye sormuşlar.

Okuduğu her fenni iyice anladıktan sonra, diğerine geçmek ve orada da eksiklerini tamamlamak sûretiyle.

Koca Mehmetçik: Dünya Çevreleyen Bir Türk Askerinin Hikayesi

Sarıkamış Muharebesi’nde esir alınan Edirneli asker Mehmet Onbaşı’nın, Sibirya, Çin, Japonya, Hindiçin ve Hindistan esir kamplarından kaçarak başlattığı inanılmaz macerası ve sonunda Cemal Paşa ile karşılaşmasının hikayesi.

Kâbil’de bir gün Polis Müdürü yani Emirülasas Cemal Paşa’ya geldi. Efendim, dedi, hapishanede bir deli var, sizin burada olduğunuzu nasılsa duymuş, ben Cemal Paşa’yı göreceğim, beni onun yanına götürün diye bağırıp duruyor. Kaç gündür, ne kadar dövdükse, ettikse para etmiyor. Bu adamla başımız derde girdi.

Cemal Paşa sordu:

Kim imiş bu adam?

Bilmiyoruz ki. Türk’üm diyor, Hindistan’dan bizim hududu geçerken yakaladık. Elinde hiçbir vesikası yok. Türküm, Cemal Paşa’yı göreceğim, diye bağırmaktan başka bir şey dediği yok.

Cemal Paşa:

Getirin onu buraya, dedi.

Ve biraz sonra perişan kıyafetli bir adam Cemal Paşa’nın karşısında mükemmel bir talim ve terbiye görmüş bir asker gibi dimdik selam durdu.

Paşa sordu:

Adın ne senin?

Mehmet

Türk müsün sen?

Evet, Paşam Türküm!

Nerelisin?

Edirneli

Burada ne arıyorsun?

Bilmem kaçıncı topçu alayının nalbant obaşısı Mehmet, o zaman Paşa’ya başından geçenleri anlattı.

Bu zavallı Türk neferinin başından geçen macerayı hep hayret ve teessürle dinledik. Meger Mehmet Onbaşı Sarıkamış’ta esir olduktan sonra Sibirya’dan kaçmış Çin’e gitmiş. Oradan Japonya’ya giderken Japonlar yakalamışlar bir yolunu bularak oradan da kaçmış. Bu sefer Hindiçini’de Fransızların eline geçmiş. Bu yeni mahbesinden de kaçarken İngilizlerin eline düşmüş, Hindistan’da bir müddet mahpus kalmış, nihayet oradan da kurtulmuş ve bu defa Afganistan’a geçerken yine yakalanmış…

Haritayı gözünüzün önüne getiriniz. Edirne neresi ve buraları neresi…

Cemal Paşa gözleri yaşararak Mehmet Obaşı’yı okşadı ve onu derhal serbest bıraktırarak süvari alayına nalbant onbaşısı yaptı.

Lüzumsuz sözlerden dilinizi koruduğunuz gibi, kulağınızı da koruyun.

Vibe Coding ile Kodlama Sürecinde Doğru Planlama ve Proje Yönetimi Nasıl Yapılır?

Vibe coding sürecinde öğrendiğim bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Öncelikle AGENTS.md ve TODO.md listelerini çok iyi hazırlamak gerekiyor. Bunları doğru şekilde hazırladığınızda, kod üretim süreci daha düzenli ilerliyor ve hatalar azalıyor.

İlk olarak Claude ile sohbet ederek fikrimi net bir şekilde açıklıyorum. Bu fikir kısa ya da uzun olabilir, önemli olan temel çerçevenin anlaşılır olmasıdır.

Sonrasında bu fikri yapay zekâ ile birlikte sürekli derinleştiriyorum. Neler yapılabilir ve neler yapılamaz gibi konuları tartışıyorum. Bu süreç bazen çok sayıda mesajlaşma içerebilir.

Daha sonra bu sohbetlerin çıktısını zihnimde özetliyorum. Sistemin sonunda hangi özelliklere sahip olacağını netleştiriyorum. Yani yapılacaklar listesini ve genel yapıyı belirliyorum.

Burada en önemli nokta, projenin başından sonuna kadar fikrin net olmasıdır. Örneğin bir depo stok sistemi yapacaksanız, veritabanı yapısı, yayınlama ortamı ve sistemin teknik sınırları en baştan düşünülmelidir.

Projeye sadece “bir depo sistemi yapacağım” diyerek başlamak doğru değildir. Bunun yerine sistemin tüm aşamalarını önceden düşünerek ilerlemek gerekir.

Aksi durumda, sonradan yazılan kodlar sistem mimarisiyle uyumsuz olabilir ve yapılan işin büyük kısmı boşa gidebilir.

Sonraki aşamada AGENTS.md dosyası hazırlanır. Ardından TODO.md dosyası oluşturulur ve proje fazlara ayrılır. Bu fazlar tek seferde planlanmalı, ancak uygulama sırasında ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Önce faz 1 ayrı bir dosyada detaylı şekilde yazdırılır. Ardından faz 2 ve faz 3 için de aynı şekilde ayrı dosyalar oluşturulur.

Tüm bu parçalar daha sonra TODO.md dosyasında birleştirilir. Bunun amacı, planın daha okunabilir ve tutarlı hale gelmesini sağlamaktır. Aksi halde tek dosyada kısa ve yüzeysel açıklamalar oluşabilir.

Örneğin TODO.md dosyası bazen çok uzun, hatta binlerce satırlık bir proje planına dönüşebilir. Bu sayede projenin genel yönü daha net görülür.

Son aşamada bir proje klasörü oluşturun ve hazırlanan dosyalar bu klasöre yerleştirin. Ardından Claude, Codex, Gemini, Antigravity veya OpenCode farketmeksiniz projeyi başlatın.

Daha sonra sürece faz faz ilerlenir. Önce faz 1.1 tamamlayın ve sürekli commit atmayı unutmayın. Ardından faz 1.2 yaptırın ve yine commit atın. Bu şekilde proje adım adım ilerleyin. Göreceksiniz ki sağlıklı bir şekilde ilerlemiş olacaksınız.

İslâm Uygarlığının Yeniden Dirilişi

İslâm dünyasının gerçek kurtuluşu şu sahâlarda gösterilecek gayretlere bağlıdır:

  1. İmân çalışmaları.
  2. İbâdete sarılma.
  3. Dinî ve dünyevî faydalı ilimleri yaymak.
  4. Başta ihlâs olmak üzere Îslâmi fazîletleri, dinî ahlâk sistemini fertlere ve cemiyete hâkim kılmak.
  5. Ahlâksızlıklarla mücâdele etmek. (Meselâ bu devirde gıybet, yalan ve yozlaşma umûmîleşmiştir. İslâm’ın yasak ettiğı bu kötü ahlâklardan kurtulmadıkça kurtuluş olmaz.)
  6. Müteşebbis, müessir, muvaffak, hâkim, galip, becerikli Müslüman fertler ve topluluklar yetiştirmek.
  7. Temel alt yapıyı teşkil eden ictimâî ve kültürel müesseselerin kontrolünü ele geçirmek. (Masonlar, Yahudiler ve Islâm düşmanları bu metodla dünyaya hâkim olmuşlardır.)

İnanç âb-ı hayatını içmek. Islâm Uygarlığının yeniden diriliş bengisuyunu içip dirilmektir bu. Umutsuzluğu yıkmak. Yeniden umut yoluna, kapısına çıkmaktır.

BlackRock'ın Jeopolitik Gücü ve Türkiye-Amerika İlişkileri

Yapay zeka ile BlackRock’ın jeopolitik konumu ve Türkiye-ABD ilişkileri ekseninde gerçekleştirdiğim söyleşinin tam metni.

  • 👤 Ahmet Çadırcı

    Okuduğum kitaptan bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Sormak istediğim soru şudur: BlackRock CEO’sunun Türkiye’ye geldiği ve Türkiye Varlık Fonu ile ilgilendiği söyleniyor. BlackRock’ın ABD-Çin ilişkilerindeki rolüne benzer şekilde; BlackRock özelinde Türkiye-ABD ilişkilerinin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirebilir misiniz?

    BlackRock’ta kilitlenen para ise bu kuruma değil müşte-ilerine aittir. BlackRock CIC, Çin bağımsız servet fonu ve CALPERS, Kaliforniya hükümeti çalışanları emeklilik fonu gibi dünyanın en büyük kurumsal portföylerini yönetmektedir.

    BlackRock’a uygulanacak operasyonların dondurulması işlemi Çin, Kaliforniya ve dünyadaki benzer bağımsız tüzel kişilerin satışlarını yasaklamak anlamındadır. Amerikan hükümetinin Çin’e satışları durdurma emri veremeye yasal hakkı yoktur.

    BlackRock’ta günlük gerçekleşen fon akışı akıl almayacak boyuttadır. BlackRock Hürmüz Boğazı gibi stratejik bir noktadır. Eğer Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışını durdurursanız küresel ekonomiyi yavaşlatır ve durma noktasına ge-tirirsiniz. Benzer şekilde BlackRock’taki işlemleri de durdurduğunuzda küresel piyasaları yavaşlatarak durma noktasına getirirsiniz.

    Ancak Çin varlıklarının yönetiminde BlackRock’a güvendiği için Amerikan hükümeti BlackRock üzerindeki hakkını kullanarak Çin’in satışlarını durdurabilecek hale gelmektedir. Bunu tabii Çinliler en son öğreneceklerdir.

    BlackRock gibi finansal bir düğüm noktasını kontrol ederek Amerikan hükümeti kendi egemenliği altında olmayan pek çok büyük yatırımcının varlıklarını kontrol edebilecektir.

    BlackRock operasyonlarını dondurma gibi cüretkâr bir plan hiçbir hükümet yetkilisinin açıkça konuşamayacağı bir konu-dur. Ancak masadaki konuğum sayesinde bu plan benim gözümde çok net canlanmıştır.

  • 🤖 Claude

    Gayet güncel ve önemli bir gelişmeden bahsediyorsunuz. 27 Mart 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe’de basına kapalı bir görüşmede BlackRock CEO’su Larry Fink ile bir araya geldi.

    Şimdi kitabınızda anlatılan çerçeveyi (Çin-Amerika-BlackRock üçgeni) Türkiye-Amerika boyutuna taşıyalım:

    BlackRock Üzerinden Türkiye–Amerika İlişkileri

    Olumlu Senaryolar

    1. Türkiye Batı finansıyla yeniden entegre olur BlackRock, Ocak 2026’da Türk hisse senetlerini Frontier Investment Trust fonunda en büyük pozisyonlardan biri haline getirdi. Bir yıl önce Türkiye’de neredeyse sıfır pozisyon vardı.

    Bu, Türkiye’nin 2021-2023 dönemindeki heterodoks para politikasından çıkışının Batılı kurumsal yatırımcılarda güven oluşturduğunun somut göstergesi. BlackRock’ın Türkiye Varlık Fonu’na ortak olması, Türkiye’nin uluslararası kredibilitesini pekiştirir ve ABD ile ilişkilerde “ekonomik diyalog kanalı” açık kalır.

    2. Altyapı finansmanında köprü rolü Fink’in yatırımcı mektubunda vurguladığı gibi; tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması, enerji altyapısı, yapay zeka veri merkezleri ve savunma harcamaları devasa özel sermaye gerektiriyor.

    Türkiye’nin coğrafi konumu (Orta Doğu enerjisinin transit güzergahı, Karadeniz kapısı) BlackRock’ın altyapı yatırım iştahıyla örtüşüyor. Bu, Türkiye’nin “NATO’nun zor ortağı” kimliğini yumuşatabilir.

    3. Finansal baskı vektörü yerine çıkar ortaklığı Kitabınızda anlatıldığı gibi: BlackRock, kimin parasını yönetirse o ülke üzerinde dolaylı bir kaldıraç elde ediyor. Türkiye Varlık Fonu BlackRock’a bağlanırsa, ABD’nin Türkiye’ye yönelik doğrudan yaptırım tehdidi yerine “yapıcı baskı” mekanizmasına geçmesine zemin hazırlanır. Yani ilişki çatışmacıdan müzakereye evrilir.

    Olumsuz Senaryolar

    1. Finansal kaldıraç silahı olarak kullanılabilir Kitabınızın asıl tezi burada devreye giriyor: Çin örneğinde anlatıldığı gibi, Türkiye Varlık Fonu varlıklarının BlackRock üzerinden yönetilmesi, teorik olarak ABD’ye “dondurma” veya “kısıtlama” imkânı sunabilir. Türkiye’nin S-400 alımı, Rusya ile ilişkileri veya İran politikası gibi konularda Washington’ın Ankara’ya baskı aracı haline gelebilir. Bu, egemenlik açısından ciddi bir kırılganlık noktasıdır.

    2. Türkiye’nin “çift taraflı denge” politikası zorlaşır Türkiye, tarihsel olarak Rusya ve Batı arasında denge politikası izledi. Ancak Biden hükümetinde Ulusal Ekonomi Konseyi başkanı, Hazine müsteşarı ve bakanlık yetkilileri BlackRock’tan geliyordu.

    BlackRock’ın ABD devlet mekanizmasıyla bu denli iç içe geçmiş yapısı göz önüne alındığında, Türkiye’nin BlackRock bağlantısı onu fiilen Batı’nın finansal mimarisine daha derinden bağlar ve manevra alanını daraltır.

    3. ESG ve şeffaflık baskısı BlackRock’ın kurduğu ESG (Çevre, Sosyal, Yönetimsel) puanlama sistemi, şirketlerin ve dolayısıyla yatırım yaptığı ülkelerin sosyal standartlarını değerlendiriyor.

    Bu çerçeve, Türkiye’nin hukuk devleti, basın özgürlüğü veya çevre politikaları konusunda Batılı normlarla uyum baskısını artırabilir. Kimi çevreler bunu “finansal neo-kolonizasyon” olarak okuyabilir.

    4. Kamuoyu ve iç siyasi tepki Türkiye’nin stratejik varlıklarının (enerji, altyapı, kamu fonları) yabancı bir finans devi aracılığıyla yönetilmesi, iç siyasette milliyetçi-egemenlikçi bir tepkiye neden olabilir. Bu da görüşmenin siyasi maliyetini artırır.

    Özet Perspektif

    Kitabınızdaki çerçeveyi Türkiye’ye uyguladığımızda tablo şu: Çin-BlackRock ilişkisinde Çin güçlü bir aktör olarak sürece girerken, Türkiye bu ilişkiye görece daha kırılgan bir konumdan giriyor. Asıl belirleyici soru şu olacak: BlackRock Türkiye Varlık Fonu’nda pasif bir fon yöneticisi mi, yoksa stratejik bir ortak mı olacak? İlki finansal fırsat, ikincisi egemenlik tartışmasının kapısını aralar.

  • 👤 Ahmet Çadırcı

    Türkiye’nin son yıllarda Rusya-Ukrayna Savaşı’nda izlediği denge politikasını sürdürmesi ve gelecekte daha sağlıklı diplomatik ilişkiler kurabilmek adına BlackRock gibi büyük fon yönetim şirketlerinden uzak durması stratejik bir avantaj sağlayabilir mi? Mevcut İran-İsrail gerilimini ve Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik darboğazı göz önünde bulundurduğumuzda; bu tür küresel aktörlerle ilişki kurmak uzun vadede Türkiye için ne kadar sağlıklı olur? Bu durumu kısa, orta ve uzun vadeli perspektiflerle değerlendirebilir misiniz?

  • 🤖 Claude

    Çok katmanlı ve gerçekten stratejik bir soru. Üç vadeli analiz yapalım:

    KISA VADE (0–2 Yıl)

    BlackRock ile İlişki Kurmanın Cazibesi

    Türkiye şu an ekonomik baskı altında — enflasyon, cari açık, rezerv ihtiyacı. Bu koşullarda BlackRock gibi bir aktörün getireceği sermaye akışı ve uluslararası güven sinyali kısa vadede nefes aldırıcı olabilir. Kredi notuna olumlu yansıyabilir, TL’ye destek verebilir.

    Ama Tuzak Burada

    Ekonomik kısıntı döneminde masaya oturmak en zayıf pazarlık pozisyonudur. Kitabınızdaki mantıkla: muhtaç olan taraf şartları değil, şartlara uymayı kabul eder. Yani Türkiye kısa vadeli rahatlama için uzun vadeli hareket serbestisinden taviz vermiş olabilir. Bu klasik bir finansal tuzak ve tarihte pek çok ülke buna düştü.

    ORTA VADE (2–7 Yıl)

    Denge Politikasının Değeri Artıyor

    Rusya-Ukrayna savaşı bitmedi, İran-İsrail gerilimi tırmanıyor. Bu konjonktürde Türkiye’nin arabulucu kimliği hem Batı hem de Doğu için kıymetli. Tahıl koridoru, esir takasları, diplomatik kanallar — bunların hepsinde Türkiye kritik rol oynadı. Bu rolü oynayabilmek için hiçbir tarafa tam bağlı olmamak şart.

    BlackRock üzerinden ABD finansal sistemine derin entegrasyon, Türkiye’nin bu arabulucu konumunu yapısal olarak zedeleyebilir. Çünkü Rusya veya İran’la masaya oturduğunda “siz zaten Amerikan parasıyla yönetiliyorsunuz” argümanı Türkiye’nin güvenilirliğini sarsar.

    İran-İsrail Boyutu

    Bu savaşta Türkiye’nin tutumu belirsiz ve hassas. Eğer BlackRock bağlantısı kurulmuşsa, ABD baskısı altında Türkiye’nin bölgesel pozisyon alması kısıtlanabilir. Özellikle Filistin meselesinde iç kamuoyuyla dış finansal bağlar arasında ciddi bir gerilim doğabilir.

    UZUN VADE (7–20 Yıl)

    Küresel Sistem Dönüşüyor

    Kitabınızın da ima ettiği büyük resim şu: Dolar merkezli finansal sistem sorgulanıyor. BRICS genişliyor, yuan ödemeleri artıyor, dijital para birimleri geliyor. BlackRock bugün dünyanın finansal Hürmüz Boğazı olabilir — ama bu boğazın önemi 15 yıl sonra aynı olmayabilir.

    Türkiye bu geçiş döneminde hangi tarafa erken bağlanırsa, o tarafın kısıtlamalarıyla yaşamak zorunda kalır. Uzun vadede bağımsız finansal mimari kuran ülkeler — kendi varlık fonlarını, kendi ödeme sistemlerini geliştiren ülkeler — daha güçlü çıkacak.

    Türkiye’nin Kartı: Coğrafya ve Nüfus

    Türkiye’nin gerçek uzun vadeli gücü BlackRock’tan gelmiyor. Genç nüfus, üretim kapasitesi, enerji transit konumu ve bölgesel etki — bunlar kalıcı. Bu varlıkları yabancı fon yönetimine bağlamak, uzun vadede bu kozu zayıflatır.

    Özet Tablo

    Vade: BlackRock İlişkisi - Denge Politikası
    Kısa: Nefes aldırır ama zayıf pozisyondan girilir - Ekonomik destek sınırlı kalır
    Orta: Arabulucu rolünü zayıflatır - Stratejik değer artar
    Uzun: Sistem dönüşümünde kısıtlayıcı olabilir - Bağımsız mimari daha avantajlı

    Sonuç

    Türkiye için en sağlıklı yol şu olabilir: BlackRock’ı tamamen reddetmek değil, ama varlık fonunu ona bağlamaktan kaçınmak. Proje bazlı, sınırlı ve çıkış maddesi olan bir işbirliği en makul çerçeve. Egemenlik kısıtlamayan bir ortaklık mümkünse değerlendirilebilir — ama mevcut ekonomik baskı altında bunu müzakere etmek tehlikeli bir zamanlama.

    Kısacası: Muhtaç olduğun anda imzaladığın sözleşme, güçlü olduğun zamana kadar seni bağlar.

Nasıl Alışkanlık Edinilir?

  • Konum her zaman kontrol edilemez ama ivme kontrol edilebilir.
  • Sonuçlar alışkanlıkların gecikmeli ölçüsüdür.
  • Bir davranışta ufak bir değişim yapmak büyük değişimlere sebep olabilir.
  • Kalıcı alışkanlıklar inşa etmenin bu kadar zor olmasının sebebi ufak değişimlerin gözle görülememesidir.
    1. Önemli olan güncel durumunuz değil o anki ilerlemenizdir.
    2. Asıl önemli olan hedefler değil hedeflere ulaşmak için kurulan sistemlerdir.
      • Hedefe ulaşamasan bile yöntem seni başarıya götürebilir.
      • Plansız bir hedef tamamen anlamsızdır.
      • Hedef olsa bile yalnızca sistemle başarılı olunabilir.
      • Program yapmak hedef koymaktan daha önemlidir.
      • Hedefin aslında programa paralel olması gerekir.
      • Kazananları ve kaybedenleri ayıran şey sistemdir.
    3. Mutluluk sonucun değil sürecin bir ürünüdür.
      • Çalışma hedefe bağlı olursa hedefe ulaştıktan sonra ilerlemek için bir sebep kalmaz.
    4. Alışkanlıklar bir süre sonra kimliğin bir parçası olur.
      • Bir davranışı ne kadar çok tekrarlarsanız o davranışa bağlı kimliği de o kadar pekiştirirsiniz.
    5. Alışkanlık oluşturduğunda rasyonel düşünce gerektiren şeylerin sayısı azalır
      • Rasyonel düşünce yükünün hafiflemesi beynin yorulmasını engeller
      • Alışkanlıklar bilişsel yükü azaltır ve zihinsel kapasitede yer açar
    6. Pek çok kişi sorunun motivasyonda olduğunu zanneder ama asıl sorun netliktedir
    7. Bir davranışın oluşmasında ortamın etkisi son derece önemlidir
      • Satılması istenilen ürünün görünür yerlere konulması örnek verilebilir
      • Her gün yapılan eylemlerin yapılmasının sebebi seçeneğin göz önünde olmasıdır
      • Çalışma saatlerinin dışında da zaman ayırmak oldukça önemlidir
      • Toplumsallaşamayan bir ahlak inşa etmeye çalışmak boşa çabalamaktır
    8. Bir davranışın oluşmasında ortam kadar çevre de etkilidir
      • İnsan yakın olanı yapma, çok ve güçlü olanı taklit etme eğilimindedir
    9. Bir alışkanlık bırakılmak isteniyorsa zorlaştırılmalı kazanılmak isteniyorsa kolaylaştırılmalıdır
    10. Ortamı bir sonraki kullanım için hazırlamak çalışmaya başlamayı kolaylaştırır
    11. Her gün çok az da olsa bir davranışı tekrarlamak alışkanlık oluşturabilir
      • İslam da kişiye bunu önermektedir. Bir şey hakikat ise İslam’dadır
    12. Tükenenene kadar çalışmak bir sonraki çalışmayı olumsuz etkileyebilir
    13. Ödüllendirilen şey tekrarlanır cezalandırılan şeyden kaçınılır
    14. Başarı için uzun vadeli hazzı kısa vadeli olana tercih etmek gerekir
    15. Sorumluluk verilmeyen bir insan bir şey öğrenemez
    16. Bir konu başka konularla bağlantılı olduğu için tek başına incelenemez
    17. Bir profesyonelle amatörü ayıran şey o işi sıkıldığında da yapmasıdır
    18. Alışkanlıklar ve kasıtlı pratik birleştiğinde ustalık elde edilir

Tek Tip İnsan

Stefan Zweig, henüz 1925 yılında, “dünyanın tekdüzeleşmesini” tanımlamış ve böylece Yeni Çağ’ın ilk küresel çağ olarak kurulması üzerine bazı düşünceler öne sürmüştür:

Her birinden duyduğum memnuniyete rağmen, son yıllarda seyahatlerden edindiğim en güçlü manevi izlenim, dünyanın tekdüzeleşmesine ilişkin duyulan belli belirsiz korkudur. Yaşam biçimlerinde her şey, görünürde daha da tekdüze hale geliyor, her şey tek tip bir kültürel şema üzerinde eşitleniyor.

Halkların kendilerine has gelenekleri zamanla yıpranıyor, geleneksel kıyafetleri üniformaya dönüşüyor, adetleri ise uluslararası bir mahiyet kazanıyor. Ülkeler gitgide daha fazla iç içe geçmiş görünürken, insanlar bir şemaya göre hareket ediyor ve yaşıyor gibiler; şehirlerin suretleri gittikçe birbirine benziyor ve dış yaşam biçimlerinin tekdüzeliğe doğru düşüşü, son yıllarda olduğu kadar hiç bu kadar hızlı ve istikrarsız olmamıştı.

Bu konuda açık olalım! Bu durum, muhtemelen zamanımızın en hararetli, en can alıcı olgusudur.

[…]

Sonuçlar: Dış görünüşe varıncaya kadar bütün özgünlüğün sona ermesi. Tüm insanların aynı kıyafetler içinde olmalarının, tüm kadınların aynı giyinmelerinin, aynı makyajı yapmalarının bir sonucu olacakhr: Tekdüzelik mutlaka iç dünyaya da nüfuz eder. Yüzler, aynı hırslar nedeniyle birbirine benzeyecek, vücutlar aynı sporu yapmaktan benzer şekilleri alacak, zihinler de aynı şeye ilgi duymaktan benzer şeyleri düşünecek. Farkında olmadan, bir ruh eşitliği ortaya çıkacak; artan tek tipleşme içgüdüsü nedeniyle kitle ruhu oluşacak, kasların gelişmesi uğruna sinirler körelecek, ideal tip uğruna bireyin yok oluşu gerçekleşecek.

Kaynak

Stefan Zweig. “Die Monotonisierung der Welı”, Zei/en und Schicksale: Au /sii/ze und Vorlrage aus den lahren 1902-1942 içinde, Knul Beck (yay. haz.), frankfurt am Main 1990, s. 30-39, burada s. 30, 33.

Vicdan Mı, Yoksa Pazarlama Stratejisi Mi?

Dario Amodei’nin açıklaması 26 Şubat 2026’da yayımlandığında çok az kişi dikkat kesildi. Oysa o metin, teknoloji çağının belki de en kritik ahlaki sorusunu yüksek sesle soruyordu: Bir şirketi şirket yapan sınır nerededir?

Anthropic’in kurucusu ve CEO’su Dario Amodei, Pentagon’un —resmi adıyla Savaş Bakanlığı’nın— taleplerini reddeden birkaç sayfalık bir bildiri yayımladı. Talep basitti: Yapay zeka sistemlerinden “her türlü yasal kullanım” kapsamında yararlanabilmek için mevcut güvenlik sınırlamalarının kaldırılması. Anthropic’in cevabı da kısa oldu: Hayır.

Bu “hayır” sıradan bir ticari kaygıdan kaynaklanmıyor. Şirket, iki konuda kırmızı çizgi çekiyor: Kitlesel iç gözetleme ve insansız tam otonom silah sistemleri. Birincisi için söylenen söz keskin: Demokratik değerlerle bağdaşmaz. İkincisi için ise bugünün teknolojisinin bu sorumluluğu taşıyacak güvenilirliğe henüz ulaşmadığı savunuluyor.

Burada durup tarihe bakmak gerekiyor.

Savaş ile teknoloji arasındaki ilişki, insanlık tarihi boyunca hep aynı gerilim ekseninde ilerledi: İcat eden taraf, icadını nereye kadar kullanacağını belirleyemedi. Nobel dinamiti icat etti; dinamit savaş alanlarını şekillendirdi. Wright kardeşler uçmayı öğretti; insanlık, bu öğreniyi bomba yüklü kanatlarla taçlandırdı. Turing şifreyi çözdü; istihbarat dünyası bir daha eski haline dönemedi.

Şimdi yapay zeka var. Ve bu kez, en azından bir şirkette, o gerilimi önceden fark eden ve ona karşı durmaya çalışan birkaç insan var.

Anthropic’in bildirisi okunduğunda göze çarpan yalnızca ret değil, reddin çerçevelenme biçimi. Şirket, “ordu kararlarını biz değil Pentagon verir” diyor; “biz hiçbir askeri operasyona itiraz etmedik” diyor; “sınırlı sayıda konuda çizgi çekiyoruz” diyor. Yani tam bir karşı çıkış değil bu. Daha ziyade bir iç ses, bir vicdan sızısı gibi.

Peki bu vicdan gerçek mi, yoksa pazarlama stratejisinin zarif bir formu mu?

Bu soruyu hafife almamak gerekir. Silikon Vadisi’nin ahlaki retoriğine olan güvensizlik, haksız bir yer’den besleniyor. Aynı şirketler, yıllarca kullanıcı verilerini şeffaflıktan uzak biçimlerde işledi; aynı şirketler, “bağlantı” adına insanları algoritmik kuyulara sürükledi; aynı şirketler, yeterince karlı olduğunda kuralları genişletmekte tereddüt etmedi.

Anthropic farklı mı? Belki. Belki değil. Ama burada önemli olan, bu sorunun cevabı değil. Önemli olan, sorunun ta kendisi.

Kitlesel iç gözetleme meselesinde bildiri son derece somut bir tespitte bulunuyor: Mevcut hukuk, yapay zekanın bu alandaki kapasitesiyle henüz yüzleşmedi. Devlet, arama emri olmadan insanların hareketlerini, internet alışkanlıklarını ve sosyal bağlantılarını ticari kaynaklardan satın alabiliyor. Bu yasal bir boşluk. Yapay zeka ise bu dağınık, tek tek masum görünen verileri birleştirerek her insanın hayatının kapsamlı bir portresini otomatik olarak ve kitlesel ölçekte çıkarabiliyor.

Bu yeni bir diktatörlük modeli değil. Bu, demokrasinin kendi eliyle, en iyiniyetli güvenlik gerekçesiyle, fark etmeden inşa edebileceği bir gözetim altyapısı.

George Orwell, “1984”ü 1948’de yazdığında henüz böyle bir teknik kapasite yoktu. Ama sezgisi şaşırtıcı biçimde yerindeydi: Totaliter sistemlerin en tehlikeli versiyonu, kendisini özgürlük adına inşa edendir.

Amerika bugün o eşikte duruyor. Pentagon’un talebi salt bir güç hırsından ibaret değildir; arkasında gerçek tehdit algıları, gerçek güvenlik ihtiyaçları var. Çin’in yapay zeka alanındaki atılımları, siber saldırılar, hibrit savaş stratejileri — bunlar kurumsal paranoya değil, belgelenmiş tehditler. Anthropic de bu gerçekliği biliyor ve reddini bu zemine karşı değil, onun belirli bir yorumuna karşı yöneltiyor.

Sorun şu: Güvenlik söylemi kendi içinde sınır tanımaz. “Ulusal çıkar” adına genişlemeye devam eden bir yetki alanı, er ya da geç koruması gereken şeyi tehdit etmeye başlar. Buna tarih pek çok örnek sunuyor; COINTELPRO’dan PRISM’e, Echelon’dan Pegasus’a uzanan çizgi tesadüfi değil.

Bildirideki en ilginç paragraf, Pentagon’un tehditlerine ilişkin olanıdır. Savunma Bakanlığı, Anthropic’i uyumsuzluk halinde “tedarik zinciri riski” olarak tanımlamakla tehdit etmiş. Bu etiket normalde ABD’nin düşman saydığı ülkeler için kullanılıyor. Asla bir Amerikan şirketine uygulanmamış.

Bir yanda ulusal güvenlik için vazgeçilmez ilan edilen bir teknoloji; öte yanda aynı teknolojiyi geliştiren şirket güvenlik tehdidi olarak etiketleniyor. Bu çelişkiyi bizzat Anthropic tespit ediyor ve bildiriye koyuyor. Haklı. Bu, ilkesel tutumun piyasa baskısına ne zaman boyun eğeceğini izlemek için iyi bir referans noktası olacak.

Ama asıl mesele şirketin tutarlılığı değil.

Asıl mesele şu: İnsanlığın önüne koyduğu en güçlü araçları, hangi değerler üzerine inşa edeceğimize kim karar verecek? Devletler mi, şirketler mi, uluslararası toplum mu? Ve bu kararı verme kapasitesi bugün fiilen kimin elinde?

Şu an için yanıt rahatsız edici derecede net: Kararı, birbiriyle çelişen çıkarlara sahip aktörlerin müzakere edemeden, takas yaparak aldığı koridorlar veriyor. Anthropic’in “hayır”ı bu tablonun içinde küçük ama seyrek görülen bir şey: Müzakere sürecinde vicdanın masaya oturması.

Yetmez. Ama hiç yoktan iyi.

Asıl soru şu: Bu “hayır” ne kadar süre dayanacak? Ve daha önemlisi — bir şirketin vicdanına bırakılan eşikler, insanlığın geleceği için yeterli bir güvence midir?

Ölümü Öğrenen Makine: Gazze'de Yapay Zekanın Kanlı Eğitimi

Tarih boyunca sömürge projeleri kendini meşrulaştırmak için bir söyleme ihtiyaç duymuştur. Kimi zaman “uygarlık götürüyoruz” denmiş, kimi zaman “kalkındırıyoruz”, kimi zaman da “insani yardım yapıyoruz.” Bugün Gazze’de bütün bu söylemlerin en sinsi versiyonu hayata geçirilmektedir: Öldürürken veri toplayan, yerle bir ederken algoritma eğiten, açlığı bir ticari fırsata dönüştüren tekno-insani yardım sistemi.

Buna “21. yüzyılın sömürgeciliği” demek bile yetersiz kalır. Zira geçmişteki sömürgeciler en azından yalnızca hammadde ve toprak çalıyordu. Bugünkü aktörler ise çok daha kıymetli bir şeyi çalıyor: İnsanın acı çekerken ürettiği veriyi.

Palantirt

Palantir: “Kill Chain”den Yardım Konvoyuna

Amerikan teknoloji şirketi Palantir’in hikâyesi başlı başına bir skandaldır. CIA’nın girişim sermayesi kolu In-Q-Tel tarafından fonlanan, milyarder Peter Thiel tarafından kurulan bu şirket; onlarca yıldır ABD ordusunun, ICE’ın ve çeşitli istihbarat servislerinin en kritik veri altyapısını yönetmektedir.

Ocak 2024’te, Gazze’de katliam üç aydır sürerken, Palantir İsrail ordusuyla “stratejik ortaklık” imzaladığını duyurdu. Yönetim kurulu toplantısını Tel Aviv’de, “İsrail ile dayanışma içinde” yaptı. Şirketin kendi ifadesiyle: “Hedef belirleme ve hedef imha eşleştirmesini sorunsuz biçimde entegre eden, yapay zeka destekli kill chain.” Yani Türkçesiyle: İnsan öldürmeyi hızlandıran ve otomatikleştiren bir sistem.

Peki bu şirket bugün ne yapıyor? Gazze’ye girmeye çalışan insani yardım konvoylarını takip ediyor.

Üç diplomatik kaynağın Drop Site News’e doğruladığına göre, Palantir’in bir temsilcisi ABD öncülüğünde kurulan Sivil-Askerî Koordinasyon Merkezi’nin (CMCC) operasyon odasında sürekli olarak bulunmaktadır. İnsansız hava araçlarıyla izlenen konvoy verileri bu temsilci aracılığıyla Palantir’in sistemlerine entegre edilmektedir.

Duyduğunuzda doğru anladınızdan emin olmak için bir kez daha okuyun: Dün Gazze’de bombalama hedeflerini optimize eden aynı şirket, bugün Gazze’ye yardım ulaştırma operasyonlarını yönetiyor.

Verinin Ölümle Kardeşliği

Palantir’in iki temel platformu olan Gotham ve Foundry birbirine entegre çalışır. Gotham askerî hedefleme içindir; Foundry ise tedarik zinciri yönetimi. Şirketin kendi belgelerine göre bu iki sistem arasında veri eşitleme özelliği mevcuttur: Foundry’ye girilen sivil veriler, Gotham’ın askerî hedefleme matrisine anlık olarak aktarılabilir.

Bu teknik gerçeği bir an için düşünelim: Hangi yardım kamyonunun nereye gittiği, hangi bölgelerin ne kadar nüfus barındırdığı, yardım dağıtım güzergâhları… Tüm bu bilgiler teorik olarak —ve belki pratikte de— bombalama kararlarını optimize etmek için kullanılabilir.

Eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, bir Palantir yetkilisiyle olan konuşmasını şöyle aktardı: “Bana dedi ki: ‘Bombalar düşerken biz parti yapıyorduk.’ Çünkü Gazze gibi yoğun nüfuslu, yoğun şiddet uygulanan bir ortamın ürettiği veri, yapay zeka modellerimizi eğitmek için altın değerinde. Ne kadar bombardıman, o kadar iyi eğitim.’”

Varoufakis haklı bir tespitte bulunuyor: “Tarihte ilk kez bir halkın soykırıma tabi tutulurken çektiği acı, bir şirketin sermayesine doğrudan katkı sağlıyor. Bu acı, başka coğrafyalarda satılacak ticari ürünlere dönüştürülüyor.”

Bu cümleyi Türkiye’den okuyanlara sormak gerekir: Henüz bu gerçeğin ne kadar büyük ve sistematik bir vahşet olduğunu tam anlamıyla sindirebildik mi?

STK’lar Kovuluyor, Şirketler Yerleşiyor

Gazze’deki bu teknokratik kuşatmanın öte yüzünde ise kadim bir sömürge taktiği yatıyor: Alandan bağımsız aktörleri temizlemek.

1 Mart 2026 itibarıyla İsrail, Doktorlar Sınır Tanımaz, Oxfam, Norveç Mülteci Konseyi ve onlarca bağımsız insani yardım kuruluşunu Gazze’den yasakladı. Dayatılan kayıt şartları, çalışanların kişisel bilgilerinin İsrail makamlarına teslim edilmesini zorunlu kılıyor. Bu, sahada çalışan Filistinli personeli doğrudan hayati tehlikeye sokmaktan başka bir anlama gelmiyor.

Kovulanların yerine kimler geliyor? Samaritan’s Purse ve GAiN gibi Hristiyan misyoner grupları. Ve elbette Palantir gibi teknoloji şirketleri. CMCC’de, insani yardım aktörlerinin eskiden oturduğu koltuklara artık Safe Reach Solutions ve Arkel International gibi ABD’li askerî müteahhitler oturuyor.

Bu tablonun tercümesi açıktır: Gazze’de yardım artık “ihtiyaç” ilkesiyle değil, “faydalı nüfus” mantığıyla dağıtılacak. Yani yalnızca “Yeni Gazze” projesine uyum sağlayacak, belirlenen bölgelere taşınmayı kabul edecek, siyasi sessizliği seçecek Filistinlilere ulaşacak.

Teknokratik Bir Sömürge Mimari

Meselenin daha da trajik boyutu, bu yapının savaş döneminde inşa edilen geçici bir mekanizma olmadığıdır. “Barış Kurulu” toplantılarında gündeme gelen projeler bunun kalıcı bir sistem olduğunu gösteriyor.

Milyarder gayrimenkul yatırımcıları Gazze sahilini “Akdeniz Rivierası”na dönüştürmeyi hayal ediyor. Apollo Global Management CEO’su Gazze’nin “üretken varlıklarını” tek elde toplamaktan söz ediyor. Ve tüm bu planların operasyonel merkezi, GHF’nin eski deposunun —yardım dağıtımında 2.600’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği o yerin— içinde kuruluyor.

Tarih tekerrür ediyor; ama bu sefer çok daha rafine, çok daha teknolojik ve çok daha görünmez bir biçimde.

Türkiye Ne Yapmalı?

Bu soruyu sormak şart, zira Türkiye bu meselenin yalnızca bir izleyicisi değildir; tarihin, coğrafyanın ve vicdanın çağrısıyla aktif bir taraftır.

Palantir ve benzeri şirketlerin Türkiye pazarındaki faaliyetlerini sorgulaması ve bu teknolojik soykırım altyapısının uluslararası meşruiyet zeminini tartışmaya açması artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

BM Özel Raportörü Francesca Albanese’nin sözleri bu noktada son derece açık: “Palantir gibi şirketleri içeren bu kâr odaklı paralel sistem, İsrail’in hukuk dışı davranışlarıyla zaten ilişkilendirilmiş durumdadır ve ancak bir canavar olarak nitelendirilebilir.”

Canavarın adını koymak gerekiyor. Yapay zekayı insanlığın hizmetine sunmak yerine, yapay zekayı bir halkı yok ederek eğitmek; bugün Gazze’de yaşanan budur. Ve bu suça ortak olan her devlet, her şirket, her kurum tarih önünde hesap vermek zorunda kalacaktır.

Bilgi güçtür. Suskunluk ise suç ortaklığıdır.

2026 Amerikası İçin Ne Anlama Geliyor?

Douglas M. Kelley’nin Nürnberg’deki 22 Hücre kitabının sekizinci bölümünün çağdaş yorumu. Bu metin, Douglas M. Kelley’nin 1947 tarihli eserinin sekizinci bölümünün 2026 Amerikası bağlamında yeniden yorumlanmasıdır. Kelley’nin özgün argümanları temel referans olarak alınmış; çağdaş siyasi gelişmeler tarihsel ve ahlaki bir perspektiften değerlendirilmiştir.

Kaynak Metin: Bu yorumun dayandığı özgün bölüm — “Amerika İçin Ne Anlama Geliyor?”
Douglas M. Kelley’nin Nürnberg’deki 22 Hücre (1947) adlı eserinin sekizinci ve son bölümüdür.
Türkçe çevirisi ve tam metni için: Nürnberg’deki 22 Hücre

Önsöz: Tarih Tekerrür Etmez, Ama İkaz Eder

Bir kitabın yetmiş dokuz yıl sonra hâlâ güncel olması, iki ihtimalden birine işaret eder: ya o kitap son derece derin bir öngörüyle yazılmıştır, ya da insanlık son derece yüzeysel bir hafızayla yaşamaktadır. Douglas Kelley’nin Nürnberg’deki 22 Hücre adlı eseri söz konusu olduğunda, bu iki ihtimal birbirini dışlamıyor; ikisi aynı anda doğru.

Kelley, 1947’de kalemini kâğıda bastığında, uyardığı tehlike spekülatif değil somuttu. Nürnberg’in beton koridorlarında bizzat karşılaştığı adamların — Hitler’in Almanya’sını inşa edenlerin — olağanüstü birer şeytan olmadığını görmüştü. Sıradan hırslardı onları ileri taşıyan; sıradan korkaklık, sıradan fırsatçılık ve zihinlere yerleştirilmiş bir avuç slogan. Tarih, şeytanlar aracılığıyla değil sıradan insanların vicdanlarını teslim etmesiyle yazılıyor çoğu zaman.

Bugün İstanbul’dan, dünyanın bu kadim şehrinden, Batı medeniyetinin son kaleleri saydığı kıtaya bakıyoruz ve soruyoruz: Kelley’nin uyarısı boşluğa mı düştü?

I. “Bize Olmaz” Hülyası

Her büyük çöküşün öncesinde, çöküşe uğrayan toplumun kendine özgü bir hülyası vardır. Almanlar da inanmıştı buna: Goethe’nin, Kant’ın, Beethoven’ın torunlarına bu kâbus yaşatamazdı tarih. Oysa tarih, bu hülyaya gülerek sayfa çevirdi.

Kelley, Amerikalıların aynı hülyasını şu sözlerle kayıt altına almıştı: “Biz medeniyiz, bizde böyle bir şey filizlenemez.” Medeniyetin kalkan sayıldığı bu yanılsama, aslında en tehlikeli gafleti besler: uyanık olmayı gereksiz kılar.

2026 Amerika’sına Türkiye’den baktığımızda, bu hülyanın ne denli hırpalandığını görüyoruz. Donald Trump’ın siyasi serüveni, salt bir şahsiyet meselesi değildir; o serüven, Amerikan kurumsal mimarisinin ne kadar ince temeller üzerine otururduğunu gözler önüne serdi. 2020 seçim sonuçlarını tanımayan bir cumhurbaşkanı, 6 Ocak 2021’de kongre binasını basan kalabalık, ardından aynı adamın 2024’te yeniden iktidara taşınması — bunlar, bir demokrasinin kendi bünyesinde taşıdığı çelişkiyi değil, belki de demokrasinin bizzat kendisinin bir araç olarak ne denli kolayca kullanılabileceğini gösteriyor.

Kelley yıllar önce şu gerçeğin altını çizmişti: “Bu siyasi sistem yasal, hatta demokratik yollarla tesis edilmişti.” Hitler sandıktan çıktı. Trump da. Tarih bu hususta şaşırtıcı derecede tutarlı.

II. Sıradan İnsanlardan Olağanüstü Kötülük

Kelley’nin Nürnberg gözlemlerinin belki de en rahatsız edici boyutu şuydu: sanık sandalyesinde oturan adamlar, başka bir coğrafyada, başka koşullarda, belki de komşunuzun ya da mesai arkadaşınızın ta kendisiydi. Onları olağanüstü yapan içlerindeki karanlık değil, o karanlığı besleyen sistemin yarattığı zemin ve onlara sunulan fırsattı.

Bu gerçeği 2026 Amerika’sına taşıdığımızda tablo son derece tanıdık görünüyor.

Kelley, Nazi liderlerini şu üç özellikle tarif etmişti: aşırı hırs, düşük ahlaki düzey ve milliyetçilik. Bu üç unsuru bugünkü Washington’ın koridorlarında aramak için uzağa gitmeye gerek yok. “America First” sloganı, yüzyıl önce “Deutschland über alles” diye haykırılan şeyin farklı bir lehçesidir. Kurumları araçsallaştırma, yargıyı ehlileştirme ve muhalefeti “halkın düşmanı” olarak damgalama refleksleri; tarihçilerin Nazi dönemi için kullandığı kavramlarla ürkütücü bir örtüşme içindedir.

Silikon Vadisi oligarklarının Beyaz Saray çevresinde kümelenmesi, servetin iktidarla bu denli pervasızca kaynaşması; bir zamanlar Krupp ve IG Farben gibi büyük Alman sanayi devlerinin Nazi iktidarını finanse etmesini anımsatıyor. Goebbels’in kürsüsü bu kez ekrana taşındı, ama işlevi değişmedi: insan zihnine gerçeğin yerini dolduracak bir yedek gerçeklik nakletmek.

III. Kelimenin Silaha Dönüşmesi

Tarihin akışında insanı en çok düşündüren şeylerden biri, kelimenin kurşundan önce geldiğidir. Önce söylenir, sonra meşrulaştırılır, sonra uygulanır.

Kelley 1947’de, “İnsanlar akıldan ziyade kelimelerden etkilenmektedir” derken, bir psikiyatristin keskin gözlemiyle tarihin en tehlikeli mekanizmasını teşhis ediyordu. Bugün bu mekanizma, algoritmik bir hız ve hassasiyetle işliyor. Fox News, Truth Social ve Elon Musk’ın yönetimindeki X (Twitter) platformu; Goebbels’in kalemine değil, onun hayal bile edemeyeceği bir propaganda ordusuna dönüştü. Sloganlar artık gazete sütunlarında değil, cep telefonlarının ışıltısında çoğalıp duruyor.

“Deep state”, “fake news”, “stolen election” — bunlar, içi boşaltılmış kavramların duygusal dolgu maddesiyle şişirilmiş hâlleridir. Kelley’nin tabiriyle, “gerçekte hiçbir anlam ifade etmeyen ancak düşüncesiz insanlarda güçlü duygusal tepkiler uyandıran basmakalıp sözler.” İşin asıl trajik yanı şudur: bu sloganları bizzat üretenler bile zaman zaman inandıklarını sanmaktadır. Nürnberg sanıklarından Schirach mahkemede şunu itiraf etmişti: “Sadece siyasi propaganda dinlediğimizi sanıyorduk. İşin buraya kadar varabileceğine asla inanmamıştık.” Bu itirafı bugünkü Washington’ın koridorlarında da işitmek mümkündür.

IV. Irkçılığın Kıyafet Değiştirmesi

Tarihte hiçbir zehir, aynen aynı şişeyle sunulmaz. Şişe değişir, etiket değişir; ama içindeki zehir aynı kalır.

Kelley, 1947’de Alfred Rosenberg’in ırk teorilerinin Alman basınında nasıl filizlendiğini anlatırken, aynı tohumu Amerika’nın kendi toprağında da gördüğünü yazmıştı. Bugün o tohumun 2026 meyvesine bakıyoruz: “Great Replacement Theory” — Rosenberg’in temel tezinin Amerikanize edilmiş, akademik bir kılığa büründürülmüş versiyonu. “Kan saflığı” artık “kültürel kimlik” diye sunuluyor. Hispanik göçmenler için kullanılan “ülkeyi zehirliyorlar” ifadesi, insanı gayr-i insanileştirmenin —dehumanizasyonun— klasik adımıdır. Ve tarih bize öğretti ki bu adım, katliamın değil ama katliamın zemininin hazırlanmasıdır.

Kelley’nin Amerikalılara tavsiyesi netti: bu tür sloganlardan beslenenlere sandıkta dur demek. Yetmiş dokuz yıl sonra bu tavsiyenin neden bu kadar güç uygulandığını anlamak için, sloganların artık çok daha sofistike biçimde kodlandığını, akademik jargon ve sosyal medya algoritmasıyla birleşince nasıl kılık değiştirdiğini görmek gerekiyor.

V. Gazze: Medeniyetin Aynası

Kelley’nin analizi Amerikan iç siyasetine odaklanıyordu. Ama bir medeniyetin ruhunu anlamak istiyorsanız, iç politikasına değil dış politikasına bakın. Güçlüye karşı nasıl sustuğuna, mazlumun çığlığına nasıl kulak tıkadığına bakın.

Bugün dünya, Gazze’de yaşananları canlı izliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soykırım soruşturması başlattığı, BM özel raportörlerinin raporlarıyla belgelenen, on binlerce sivilin hayatını kaybettiği bu coğrafyada Amerika, İsrail’in yanında saf tutmaktan bir an dahi geri adım atmadı. Bu tavır, salt stratejik bir tercih değil; derin bir ahlaki iflastan kaynaklanıyor. Evangelik Hristiyan seçmen tabanının apokaliptik beklentileri, AIPAC’ın Washington üzerindeki yapısal nüfuzu ve Ortadoğu petrol denklemleri — bunların tamamı, Gazze’deki çocukların kanına ortak olan bir dış politikayı üretiyor.

Kelley, “İnsanlığın Almanya’daki katliam karşısında nasıl seyirci kalabildiğini” soruyordu kitabında. Bugün o soruyu ters çevirmek gerekiyor: Dünyanın gözü önünde gerçekleşen bu felâket karşısında “medeni dünyanın lideri” sıfatını taşıyan Amerika nasıl bu kadar kolay seyirci kalabiliyor? Almanların “bilmiyorduk” bahanesi en azından bilgi kıtlığına dayanıyordu. Bugün ekranlara yansıyan görüntüler, duyarsızlığı bir tercih hâline getiriyor; cehalet değil, bilinçli bir görmezden geliş.

Öte yandan İran meselesi, bu tabloya yeni bir halka ekliyor. Gazze yangınının bölgeyi sarmaya başladığı, Hizbullah, Husiler ve Hamas cephelerinin eş zamanlı harekete geçtiği bu konjonktürde Trump yönetiminin “maksimum baskı” politikası bir kez daha sahnede. Tarihçiler biliyor ki dış düşman, iç krizin en işlevsel örtüsüdür. Nazi Almanya’sı da “Yahudi tehlikesi”ni içerideki çürümeyi gizlemek için kullandı. “İran tehdidi” de bugün benzer bir işlev görüyor: ekonomik eşitsizliği, kurumsal çürümeyi, demokratik erozyonu gündemin dışına itmek için biçilmiş kaftan. Tarih bu konuda da şaşırtıcı derecede tutarlı.

VI. Demokrasinin Kendi Kendini Yutması

Tarihin en acı paradokslarından biri şudur: en büyük diktatörler çoğunlukla sandıktan çıkar.

Kelley bu gerçeği şu sözlerle dile getirmişti: “Hitler demokratik yöntemler sayesinde seçildi; çünkü demokratik güçler, duyarsızlıkları neticesinde onu engelleme görevinde başarısızlığa uğradılar.” Bu cümlenin 2024 Amerikan seçimlerine olan yakınlığı, tesadüfi değil.

Demokrat Parti’nin, kendi sınıf tabanından kopuk bir kimlik siyasetinin labirentlerinde kaybolması; seçmen katılımının düşük kalması; kurumsal muhalefetin yıllar içinde erozyon geçirmesi — bunların tamamı, diktatörlüğün kaynağı değil ama diktatörlüğün önündeki engelin nasıl ortadan kalktığının hikâyesidir.

Kelley, Lippe-Detmold’daki küçük seçim zaferinin nasıl tüm Almanya’nın iradesiymiş gibi sunulduğunu anlatıyordu. O zaman Goebbels kullandı bu taktiği, bugün sosyal medya algoritmaları. Sonuç aynı: bir azınlığın zaferi, çoğunluğun ezici iradesiymişçesine yansıtılıyor. “Halk konuştu” deniliyor. Halk konuştu; ancak hangi ses yükseltme sisteminin müdahalesiyle?

2026 itibarıyla yargı bağımsızlığına yönelik baskılar, federal kurumların işlevsizleştirilmesi, muhalif basına yönelik söylem ve seçim sistemine ekilen güvensizlik tohumları — bunlar birbirinden bağımsız olgular değil, tek bir amacın farklı araçlarıdır.

VII. Yetmiş Dokuz Yılın Muhasebesi

Kelley 1947’de dört somut talep sıralamıştı: seçim kısıtlamalarını kaldır, katılımı artır, kimlik sloganlarıyla oy toplayan siyasetçilere prim verme, düşünmeyi öğret.

Yetmiş dokuz yılda bu taleplerin kaçı karşılandı?

Seçim kısıtlamaları azalmak yerine kılık değiştirdi — gerrymandering, seçmen sicil silme operasyonları, oy pusulası erişimini güçleştiren düzenlemeler. Eğitim sistemi, eleştirel düşünce yerine standart test sınavına göre biçimlendi. Sosyal medya, Kelley’nin hayal bile edemeyeceği ölçekte bir duygusal manipülasyon makinesi kurdu. Ve belki de en önemlisi: söylemin şiddeti azalmadı, teknik imkânlarla katlandı.

Tek olumlu gelişme, Kelley’nin dile getirdiği yapısal çeşitliliktir. Amerika, Almanya gibi homojen değil; bu heterojenlik, otoriter konsolidasyona doğal bir direnç üretiyor. Ancak dışarıdan bakıldığında şunu da söylemek gerekiyor: bu direncin sistematik bir politikayla değil, demografik bir tesadüfle ayakta durması, medeniyetler için yeterli bir teminat değildir.

VIII. Sınırdalar — Ve Sınırın Önemi Kalmıyor mu?

Kelley kitabının sonunda şunu yazmıştı: “Adolf Hitler egemenliği altındaki Almanların çocuklar gibi davrandığı söylenebilir. Henüz bu seviyeye varmış değiliz ama — tıpkı Hess gibi — sınırda duruyoruz.”

Bu cümle 1947’de yazıldı.

2026’da İstanbul’dan bakıldığında Amerika için benzer bir tespit yapmak mümkün görünüyor: hâlâ sınırda. Ama bu sınırın önemi yıllar içinde aşınıyor. Zira her geçen seçim döneminde, her geçen skandal dalgasında, her geçen kurumsal zafiyette toplumsal hassasiyet eşiği biraz daha yükseliyor. İnsanlar normali yeniden tanımlıyor. Ve bu yeniden tanımlama, asıl tehlikenin kendisidir.

Ürkütücü olan şu: yetmiş dokuz yıl geçmesine rağmen Amerika aynı sınırda duruyor. Belki geri çekildi, belki öne geçti; ama sınırın kendisi varlığını koruyor. Teselli edici olan ise şu: henüz o sınırın öte yanına geçilmedi. Hukuk devletinin kalıntıları, bağımsız yargı geleneği ve sivil toplumun direnci — bunlar henüz tamamen çökmüş değil.

Ancak Kelley’nin en tüyler ürpertici ikazı hâlâ dimdik ayakta:

“Başlangıçta Hitler ve Streicher, Ley ve Rosenberg de kendilerini sadece nutuk çekmekle sınırlamışlardı.”

Ve Schirach ile arkadaşları mahkemede şunu itiraf ettiler: “İşin buraya kadar varabileceğine asla inanmamıştık.”

Son Söz: Vicdan Borcu

Kelley kitabını şu cümleyle kapatıyordu: “Her şey Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarına, her bir bireye bağlıdır.”

Bu cümle bugün de geçerli; ama biz bu topraklardan bakarak bir şey daha ekliyoruz.

Bu mesele yalnızca Amerikalıların meselesi değil. Çünkü Washington’da alınan kararlar Gazze’ye, Bağdat’a, Tahran’a, Kabil’e ve daha onlarca coğrafyaya uzanıyor. Amerikalı her seçmen oyu verdiğinde, farkında olsun ya da olmasın, dünyanın geri kalanı için de bir tercih yapıyor. Bu ağır bir sorumluluktur.

Kelley’nin ikazı bundan yetmiş dokuz yıl önce dile getirildi. O tarihten bu yana dünya, Hiroşima’yı, Vietnam’ı, Irak’ı, Afganistan’ı ve Gazze’yi yaşadı. Amerikan demokrasisinin kendi içindeki ahlaki bütünlük sorunu, sınırları içinde kalmayan sonuçlar doğurdu ve doğurmaya devam ediyor.

Nürnberg’de yargılanan adamlar, milyonlarca insanın hayatını bir ideolojiyle gerekçelendirerek elinden aldılar. O ideoloji, büyük kelimelerle ambalajlanmış küçük bir hırstan başka bir şey değildi. Bugün de benzer ambalajlar var: “milli çıkar”, “medeniyet savunuculuğu”, “güvenlik.”

Tarih, bu ambalajların içini görüyor. Vicdan da görüyor. Soru şu: Amerikalılar görecek mi?

Dışarıdan, bu kadim coğrafyadan bakıldığında cevap hâlâ belirsiz. Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bu topraklar, yüzyıllar boyunca medeniyetlerin kavşak noktası olmuş; bölgesinde hem bir denge unsuru hem de mazlumun sığındığı güven limanı işlevi görmüştür. Bu şanlı geçmiş, bugün de bir sorumluluk olarak omuzlarda duruyor: Batı’nın kendi içinde savruluşunu seyretmek değil, tarihin bu kritik dönemeçlerinde doğruyu söyleyebilmek ve harekete geçebilmek. Ve bu belirsizlik, tek başına, son derece kaygı verici bir işarettir.

Kaynaklar ve Atıflar

  • Özgün Eser: Douglas M. Kelley, Twenty-Two Cells in Nuremberg: A Psychiatrist Examines the Nazi Criminals (Greenberg Publisher, New York, 1947).
  • Türkçe Tam Metin — “Amerika İçin Ne Anlama Geliyor?” bölümünü okumak için: Nürnberg’deki 22 Hücre

macOS'ta Firefox ile Tor Kullanımı

Bu rehberde, macOS üzerinde Tor ağını Firefox tarayıcısı aracılığıyla nasıl kullanabileceğinizi adım adım anlatacağız. Ayrı bir Tor tarayıcısı kurmak yerine, Firefox’un Multi-Account Containers eklentisi sayesinde normal sekmelerinizden bağımsız, izole bir Tor bağlantısı oluşturabilirsiniz. Bu yöntem sayesinde hem günlük tarama alışkanlıklarınızı korur hem de istediğiniz sekmelerde Tor ağının sağladığı anonimlikten yararlanabilirsiniz.

1. Tor Kurulumu

Terminali açın ve Homebrew kullanarak Tor’u macOS’a yükleyin:

brew install tor

Kurulum tamamlandıktan sonra Tor servisini başlatın:

brew services start tor

Kurulumu doğrulamak için terminalde aşağıdaki komutu çalıştırmanız yeterlidir:

tor

2. Firefox Kurulumu

Firefox’u Homebrew ile hızlıca kurabilirsiniz:

brew install --cask firefox

Homebrew kullanmak istemiyorsanız, doğrudan resmi sitesinden de indirebilirsiniz:

🔗 https://www.firefox.com

3. Multi-Account Containers Eklentisinin Kurulumu

Firefox’un geliştirdiği Multi-Account Containers eklentisini kurun:

🔗 Multi-Account Containers – Firefox Add-ons

Eklentiyi yükledikten sonra şu adımları takip edin:

  1. Menü çubuğundaki Multi-Account Containers ikonuna tıklayın.
  2. Açılan pencereden Manage Containers seçeneğine tıklayın.
  3. New Container diyerek yeni bir container oluşturun. Örneğin Tor adını verebilirsiniz.
  4. Üç çizgi (☰) menüsüne tıklayın ve Advanced Proxy Settings kısmına aşağıdaki proxy adresini ekleyin:
socks://127.0.0.1:9050

4. Test

Tüm adımlar tamamlandı! Test etmek için:

  1. Yeni sekme açma + simgesine sağ tıklayın.
  2. Oluşturduğunuz Tor container’ını seçin.
  3. Adres çubuğuna aşağıdaki URL’yi yazın:

🔗 https://check.torproject.org

Sayfada “Congratulations. This browser is configured to use Tor.” şeklinde yeşil bir metin görüyorsanız tüm işlemleri doğru tamamladınız demektir. Eğer bu mesajı göremiyorsanız adımları tek tek gözden geçirin.

5. Ekstra Tailscale İle Bütün Cihazlardan Erişim İçin

Tailscale ağınızdaki bir cihazın (macOS) üzerinden Tor trafiğini geçirmek veya Firefox’u bu yapılandırmaya uygun hale getirmek oldukça mantıklı bir senaryo. MacPorts (sudo port install tor) ile kurulumu zaten yapmışsınız.

MacPorts ile kurulan Tor varsayılan olarak sadece “localhost” (127.0.0.1) üzerinde dinler. Eğer bu Mac üzerindeki Tor’u Tailscale ağındaki diğer cihazların da kullanmasını istiyorsanız, Tor’un Tailscale IP’nizi dinlemesini sağlamalısınız.

  1. Tailscale IP’nizi Öğrenin:

Terminal’e şunu yazın:

tailscale ip -4
  1. Tor Yapılandırma Dosyasını Düzenleyin:

Yapılandırma dosyasını açın (eğer dosya yoksa .sample olanı kopyalayın):

sudo cp /opt/local/etc/tor/torrc.sample /opt/local/etc/tor/torrc
sudo nano /opt/local/etc/tor/torrc
  1. SocksPort Ayarını Güncelleyin:

Dosya içinde SocksPort satırını bulun ve Tailscale IP’nizi ekleyin. Örneğin Tailscale IP’niz 100.x.y.z ise:

SocksPort 127.0.0.1:9050 # Yerel kullanım için
SocksPort 100.x.y.z:9050 # Tailscale ağından erişim için

Not: Sadece bu bilgisayarda kullanacaksanız 127.0.0.1 yeterlidir.

  1. Tor’u Başlatın:
sudo port unload tor
sudo port load tor

⚠️ Dikkat: Tor container’ı dışındaki diğer sekmelerde normal IP adresiniz görünmeye devam edecektir.

Yalnızlık Yoksunluğu

Yalnızlığın insanı geliştiren bir tarafı vardır.

Sohbet kavrayışı zenginleştirir, fakat dehanın okulu yalnızlıktır.

Gönüllü yalnızlığa adım attığımızda ıssızlığı da geride bırakırız.

Yalnızlık yoksunluğu: İnsanın kendi düşünceleriyle baş başa, başka zihinlerin girdilerinden azade bir halde neredeyse tek bir dakikasının bile olmaması.

Cal Newport - Dijital Minimalizm

Dijital Temizlik Süreci

  1. Zorunlu olmayan teknolojileri hayatınızdan çıkaracağınız otuz günlük bir periyot belirleyin.
  2. Bu otuz günlük mola süresince tatmin edici ve anlamlı bulduğunuz faaliyetleri ve davranışları belirleyip yeniden keşfe çıkın.
  3. Molanın sonunda temiz bir sayfa açarak zorunlu olmayan teknolojilerden bazılarını hayatınıza tekrar sokun. Tekrar kullanmaya karar verdiğiniz her teknolojinin hayatınızdaki hangi değere hizmet ettiğini ve bunu en iyi şekilde nasıl kullanabileceğinizi tespit edin.

Cal Newport - Dijital Minimalizm

Sonraki