İlmin ve ilim ile ün almanın âfetlerini bildiğine ve yalnız Allah rızâsını niyet ederek kalbinde bu gibi ün almaya aslâ iltifât etmediğine bak.
İmâm Şâfiî diyor ki;
“Münâzara ettiğim hiç bir kimsenin hatâya düşmesini aslâ istemedim.”
Yine buyuruyor:
“Her kim ile konuştumsa onun muvaffak olmasını, kuvvetlenmesini, yardım görmesini ve Allâhu Tâlâ’nın onu koruyup muhâfaza etmesini istedim.”
Yine buyuruyor ki:
“İnsanlar ile münâkaşamda, hakkın benim veya onların lisânından çıkmasını hiç nazar-ı itibara almadım.” (Yâni hak bulunsun da, ister hasmın ağzından çıksın, ister benim ağzımdan.)
Yine buyuruyor ki:
“Ortaya koyduğum gerçekleri kabul eden kimseye karşı saygı ve sevgiden başka bir şey düşünmedim, buna karşı gerçeği kuvvetlendiren delillerimi kabul etmeyip mükâbere (bilerek inatla kibredenler) edenler de gözümden düştü ve onları kalbimden sildim.”
Bütün bunlar İmâm Şâfiî’nin fikıh ilmindeki münâzaralarında gâyesinin Allah rızâsı olduğunu açıkça göstermektedir.
Not: Büyük insanlar böyle oluyor, kendi kalbimi yokladığımda böyle haller ben de yok.