Mevlâna Celaleddin-i Rümi, çocukları ve fakirleri çok sever, ehl-i masiyete merhametle muamele eder. Onları, içinde bulunduklar ibtilâlardan halâs etmeğe çalışırdı. Sokakta giderken küçükler etrafına toplanır, elini öpmek için can atarlardı.
Hattâ birinde, bir çocukcağız bağırarak:
Ne olur Hüdavendigâr, işte oyunum bitiyor, biraz dur da ben de elini öpeyim.
Mevlâna bekledi, çocuk oyunu ikmal edip geldi, elini öptü.
Peygamber efendimizin yüksek ahlâkı da böyle idi. Yolda çocuklara selâm verir, onlara hediyeler vererek gönüllerini alır, yetim ve fakir çocukları sevindirirdi. Onlarla lâtife eder, neşelendirirdi. Umeyr adında bir çocuk oynadığı bir serçe yavrusunu elinden kaçırıverdi. Onun müteessir olduğunu gören Resül-i Ekrem Efendimiz bir şeyler vererek teselli buyurdular.
Sonra o yavrucağızı Muhterem Peygamberimiz nerede görse:
Ya Umeyr; serçecik ne yaptı?
diye iltifatta bulunurlardı.
Buradan şunu anlıyoruz ki: velilerin ahlâkı, Peygamberin ahläkından alınmadır. Her insan, Resůl-i zişan efendimizin edep ve ahlâkına ittiba kadar kâmildir.
Bu hikmete mebni, bir hadis-i şerifte:
Allah’ın ve Rasûlullahın ahläkı ile ahlâklanınız» buyurumuştur.
Kaynak: Tahir Büyükkörükçü - Mevlana ve Mesnevi / Hakiki Vechesiyle