Yapay zeka, geliştirici ve araştırmacılar için hazır veri setleri satışa açıldı. → İncele

5+ Ücretsiz En Çok Kullanılan Kod Editörleri (Windows, Mac ve Linux)

5+ Ücretsiz En Çok Kullanılan Kod Editörleri (Windows, Mac ve Linux)

Listelediğimiz kod editörleri, içinde birçok programlama arayüzünü barındırmaktadır. Windows, Mac ve Linux platformlarında kaynak kod düzenleme ve metin düzenleme işlemlerini yapabilirsiniz.

Kod editörlerine eklentiler yükleyerek daha fonksiyonel hale getirebilirsiniz. Bir çoğu özgür yazılım lisansı ile dağıtılmaktadır.

Sublime Text editörüne Markdown eklentisi yüklemesinin nasıl yapıldığını linke tıklayarak öğrenebilirsiniz.

Peki sen hangi editörü kullanıyorsun. Yorumlar kısmına yazarak düşüncelerini paylaşabilirsin.

1. Sublime Text

Sublime Text

Geliştirici:

  • Jon Skinner

Platformlar:

  • Mac OS X
  • Windows
  • Linux

2. Atom

Atom

Geliştirici:

  • GitHub Inc.

Platformlar:

  • Mac OS X
  • Windows
  • Linux

3. Brackets

Brackets

Geliştirici:

  • Adobe Systems

Platformlar:

  • Mac OS X
  • Windows
  • Linux

4. Visual Studio Code

Visual Studio Code

Geliştirici:

  • Microsoft

Platformlar:

  • Mac OS X
  • Windows
  • Linux

5. Notepad++

Notepad++

Geliştirici:

  • Don Ho

Platformlar:

  • Windows

20+ Tane Kişisel Jekyll Temaları

20+ Tane Kişisel Jekyll Temaları

Birbirinden güzel 20 tane Jekyll temasını bulabilirsiniz. Her biri farklı özelliklere sahip olan temalar ilgi çekmektedir. Sizin önereceğiniz temalar varsa yorumlar kısmına yazabilirsiniz. Bu sayede yazıya yeni temalar ekleyebiliriz.

1. { Personal } Jekyll Teması

Personal Jekyll Teması

Kaynak

2. Compass Jekyll Teması

Compass Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

3. Minimal Mistakes Jekyll Teması

Minimal Mistakes Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

4. MCaptain’s log Jekyll Teması

MCaptain’s log Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

5. Hyde Jekyll Teması

Hyde Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

6. HPSTR Jekyll Teması

HPSTR Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

7. HPSTR Jekyll Teması

HPSTR Jekyll Teması

Kaynak

8. Lora Jekyll Teması

Lora Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

9. Front Cover Jekyll Teması

Front Cover Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

10. Front Cover Jekyll Teması

Front Cover Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

11. HMFAYSAL Omega Jekyll Teması

HMFAYSAL Omega Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

12. Freelancer Jekyll Teması

Freelancer Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

13. So Simple Jekyll Teması

So Simple Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

14. Skinny Bones Jekyll Teması

Skinny Bones Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

15. Thomasjbradley Jekyll Teması

Thomasjbradley Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

16. Jalpc Jekyll Teması

Jalpc Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

17. Pixyll Jekyll Teması

Pixyll Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

18. Notepad Jekyll Teması

Notepad Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

19. Labrador Jekyll Teması

Labrador Jekyll Teması

Kaynak⚡️ Demo

20. Jackal Jekyll Teması

Jackal Jekyll Teması

Kaynak ⚡️ Demo

Windows'a XAMPP Kurarken Kimsenin Söylemediği 7 Şey

Windows'a XAMPP Kurarken Kimsenin Söylemediği 7 Şey

Windows’a XAMPP Kurarken Kimsenin Söylemediği 7 Şey

Bir web geliştirici olarak ilk yerel sunucunuzu kurmayı düşündünüz mü? Belki de bir WordPress sitesi test etmek, PHP öğrenmek ya da basit bir veritabanı projesi başlatmak istiyorsunuz. İnternette “XAMPP nasıl kurulur” diye aradığınızda binlerce öğretici bulursunuz. Ama çoğu size “İndir, tıkla, bitti!” der ve sizi yolunuza gönderir.

Gerçek ise biraz daha karmaşık ve çok daha ilginç. XAMPP kurulumu, yüzeyde basit görünse de, arkasında bilmeniz gereken önemli ayrıntılar saklıyor. İşte deneyimli geliştiricilerin bildikleri ama kimsenin başlangıçta söylemediği yedi kritik nokta.

1. C:\ Dışında Kurulum Yapmak Oyunun Kurallarını Değiştirir

Çoğu öğretici XAMPP’yi varsayılan C:\xampp klasörüne kurmanızı söyler. Teknik olarak yanlış değil, ama optimal de değil.

Windows’un kullanıcı hesap kontrolü (UAC) sistemi, C sürücüsündeki Program Files klasörlerine özel izinler gerektirir. XAMPP’yi buraya kurarsanız, Apache’yi başlatmak, dosya düzenlemek veya log’lara erişmek için sürekli yönetici izinleri istemek zorunda kalabilirsiniz. Bu sadece zahmetli değil, aynı zamanda güvenlik riski de yaratıyor.

Daha iyi alternatif: XAMPP’yi D:\xampp gibi ikincil bir sürücüye veya C:\Users\KullanıcıAdınız\xampp gibi kullanıcı klasörünüze kurun. İzin sorunlarından kurtulursunuz ve yönetim kolaylaşır. Basit bir değişiklik, ama geliştirme deneyiminizi radikal şekilde iyileştirir.

2. Port 80 ve 443 Zaten Meşgul: Skype ve IIS’nin Sessiz İstilası

XAMPP’yi kurdunuz, Apache’yi başlatmaya çalıştınız ve kırmızı bir hata mesajı aldınız: “Port 80 already in use.” Panik yapmanıza gerek yok—bu muhtemelen XAMPP’nin en yaygın sorunudur.

Windows 10 ve 11, varsayılan olarak IIS (Internet Information Services) adında kendi web sunucusunu arka planda çalıştırabilir. Ayrıca Skype, bazı baskı yönetimi araçları ve hatta bazı güvenlik yazılımları da aynı portları kullanır. Sonuç? Apache başlamadan önce çökmüş durumda.

Çözüm iki yönlü:

  • IIS’yi kapatın: Kontrol Paneli > Programlar ve Özellikler > Windows Özelliklerini Aç veya Kapat yolunu izleyin ve Internet Information Services işaretini kaldırın.
  • Apache’nin portunu değiştirin: httpd.conf dosyasında Listen 80 satırını Listen 8080 olarak düzenleyin.

Bu küçük çakışma, web geliştirmenin yerel ortamların ne kadar kırılgan ekosistemler olduğunu hatırlatır.

3. htdocs Klasörü Kutsal Değil—Değiştirebilirsiniz

Varsayılan olarak tüm web projeleriniz C:\xampp\htdocs içinde yaşar. Ama kim dedi ki öyle olması gerektiğini?

Çoğu geliştirici, projelerini Belgeler klasöründe, Dropbox’ta veya Git deposu ile senkronize özel bir klasörde tutmayı tercih eder. XAMPP’nin httpd.conf dosyasında DocumentRoot ayarını değiştirerek sunucunuzun istediğiniz herhangi bir klasörü göstermesini sağlayabilirsiniz.

apache
DocumentRoot "D:/WebProjeleri"
<Directory "D:/WebProjeleri">

Bu özgürlük, workflow’unuzu kişiselleştirmenize ve dosya yönetimini proaktif hale getirmenize olanak tanır. Htdocs sadece bir varsayılandır—bir kural değil.

4. phpMyAdmin Varsayılan Şifresiz: Güvenlik Açığı Sizi Bekliyor

XAMPP kurulumunun en tehlikeli yönlerinden biri: MySQL veritabanı root kullanıcısının hiçbir şifresi yok. Yerel geliştirme ortamınız internet ile doğrudan bağlantılı değilse sorun olmayabilir. Ama ya yanlışlıkla portları açarsanız? Ya ağınızdaki birisi erişim sağlarsa?

Güvenlik asla opsiyonel değildir.

XAMPP Control Panel’den MySQL’i başlatın, phpMyAdmin’e girin (http://localhost/phpmyadmin) ve hemen root için güçlü bir şifre belirleyin. Ardından config.inc.php dosyasını güncelleyin:

php
$cfg['Servers'][$i]['password'] = 'yeni_güçlü_şifreniz';

Yerel ortam olsa bile güvenlik alışkanlıkları geliştirmek, production ortamında felaketlerin önüne geçer.

5. Birden Fazla PHP Versiyonu: XAMPP’nin Gizli Süper Gücü

Modern web geliştirme çok versiyonlu bir dünyada yaşıyor. Bir projeniz PHP 7.4 gerektirebilir, diğeri PHP 8.2. XAMPP’nin tek bir PHP versiyonu ile sınırlı olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Manuel olarak farklı PHP versiyonlarını indirebilir, xampp/php klasörünü yeniden adlandırabilir ve istediğiniz versiyonu kurabilirsiniz. Daha gelişmiş kullanıcılar, httpd.conf dosyasında virtual hosts yapılandırarak her projeye farklı PHP versiyonu atayabilir.

“Esneklik, modern geliştirmenin can damarıdır. Araçlarınız size uyum sağlamalı, siz araçlara değil.”

Bu yetenek, XAMPP’yi basit bir başlangıç aracından profesyonel bir geliştirme ortamına dönüştürür.

6. Control Panel Her Zaman Başlatmayı Hatırlayın—Ya da Servisleri Otomatikleştirin

XAMPP’nin görsel Control Panel’i kullanışlıdır, ama işin püf noktası şu: Her bilgisayarı açtığınızda Apache ve MySQL’i manuel olarak başlatmanız gerekir. Birkaç gün sonra unutursunuz, localhost‘u açarsınız ve “sayfa bulunamadı” hatası alırsınız.

Çözüm? Servisleri Windows servisi olarak yükleyin. Control Panel’de her modülün yanındaki “X” işareti yerine işaretli kutu simgesine tıklayın. Bu, Apache ve MySQL’i Windows başlangıcında otomatik olarak başlatır.

Ama dikkatli olun: Otomatik başlatma kolaylık sağlar, ancak sistem kaynaklarını da tüketir. Kullanmadığınız zamanlarda servisleri durdurmayı unutmayın.

7. XAMPP Üretim Sunucusu Değildir—Ve Asla Olmayacak

Belki de en önemli ders bu: XAMPP kesinlikle geliştirme amaçlıdır. “Production-ready” değildir ve asla olmayacak.

Güvenlik yapılandırmaları gevşek, performans optimizasyonları minimal ve sistem güncellemeleri seyrek. Canlı bir web sitesini XAMPP üzerinde barındırmak, evinizin kapısını açık bırakıp tatile çıkmak gibi.

XAMPP öğrenmek, test etmek ve prototip oluşturmak için mükemmel. Ama projeniz gerçek kullanıcılara hizmet etmeye hazır olduğunda, profesyonel hosting, optimized web sunucuları (Nginx, Apache production sürümleri) ve sağlam güvenlik katmanlarına geçiş yapmalısınız.

Bu sınırlamayı kabullenmek, olgunluk işaretidir.

Araçlarınızı Tanımak, Gücü Elinize Almaktır

XAMPP basit görünebilir—sadece birkaç tıklama ve yerel sunucunuz hazır. Ama bu yedi noktanın gösterdiği gibi, derinlerde çok daha fazlası var. Port çakışmalarını çözmekten güvenlik açıklarını kapatmaya, dosya yönetimini optimize etmekten çoklu PHP versiyonlarını yönetmeye kadar, her detay geliştirme deneyiminizi şekillendirir.

Sonuç olarak şunu sorun kendinize: Araçlarınızı gerçekten tanıyor musunuz, yoksa sadece kullanıyor musunuz? Çünkü fark, amatörle profesyoneli ayıran çizgidir.

MarkdownEditing ve Markdown Preview Eklentilerinin Sublime Text Üzerine Kurulumu

MarkdownEditing ve Markdown Preview Eklentilerinin Sublime Text Üzerine Kurulumu

Zengin metinler üretmek için MarkdownEditing ve Markdown Preview Eklentilerinin Sublime Text Üzerine Kurulumu…

Birinci Adım Paket Kontrol (Package Control) Kurulumu

Sublime Text içerisine bir eklenti kurabilmemiz için öncelikler Paket Kontrol’un kurulu olduğundan emin olmamız gerekmektedir.

Bunun için Sublime Text editörünün menü kısında yer alan View > Show Console menüsüne tıklıyoruz.

Alt kısmında açılan yere packagecontrol.io sayfasında yer alan kodları kopyalıyoruz.

Sublime Text 3 veya Sublime Text 2 editör kullandığınıza dikkat edin!

Kopyaladığımız kodu açılan kısma yapıştırıp Enter tuşuna basıyoruz.

Paket Kontrol kurulumu tamamlandı. Şimdi eklentiyi kurabiliriz.

1. MarkdownEditing Kurulumu

MarkdownEditing Kurulum Ekranı

Windows ve Lunix için CTRL+SHIFT+P tuşuna, MAC için CMD+SHIFT+P tuşana basın daha sonra açılan pencereye MarkdownEditing yazın ve üzerine tıklayın.

Sublime Text’i tekrar kapatın ve açın.

2. Markdown Preview Kurulumu

Markdown Preview Kurulum Ekranı

Windows ve Lunix için CTRL+SHIFT+P tuşuna, MAC için CMD+SHIFT+P tuşana basın daha sonra açılan pencereye Markdown Preview yazın ve üzerine tıklayın.

Sublime Text’i tekrar kapatın ve açın.

Markdown metin düzenledikten sonra önizleme yapmak için CTRL+SHIFT+P tuşana basın ve Markdown Preview yazın ve Enter tuşana basın. Bu sayede önizlemeyi görebilirsiniz.

Markdown Preview Önizleme Ekranı

Yeni Web Siteme Hoşgeldiniz!

Yeni Web Siteme Hoşgeldiniz!

Güncel bilgileri sizlerle paylaşmayı hedefliyorum. Teknoloji, haber, blog, podcast, kod ve daha fazlası hakkında içerikler sunacağım. İlginç bulduğum konuları ve yeni öğrendiğim bilgileri sizlere aktarmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Web sitemi veya sosyal medya hesaplarımı takip ederek güncel kalabilirsiniz.

Faydalı bilgiler oluşturma sürecinde sizler de bana destek olabilirsiniz. Yayınladığım yazıların altında yer alan yorum kısmından görüşlerinizi paylaşarak katkı sağlayabilirsiniz.

Merak ettiğiniz konuları özel olarak görüşmek isterseniz iletişim sayfamı kullanabilirsiniz.

Tüm sosyal medya hesaplarıma ulaşmak için sosyal medya sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Web sitemde yayınlanan en güncel yazıları RSS ve E-Bülten aracılığıyla takip etmek kullanabilirsiniz.

WordPress Nedir? Dünyanın En Popüler İçerik Yönetim Sistemini Anlamak İçin Bilmeniz Gereken Her Şey

WordPress Nedir? Dünyanın En Popüler İçerik Yönetim Sistemini Anlamak İçin Bilmeniz Gereken Her Şey

İnternette bir web sitesi kurmayı düşündüğünüzde karşınıza çıkan ilk isimlerden biri muhtemelen WordPress’tir. Peki neden dünyanın en popüler içerik yönetim sistemi haline geldi? Ve gerçekten herkes için uygun mu? Gelin birlikte keşfedelim.

WordPress, İnternetin Üçte Birinden Fazlasını Çalıştırıyor

Evet, yanlış okumadınız. WordPress, tüm web sitelerinin %43’ünden fazlasını güçlendiriyor. Düşünün: her gün ziyaret ettiğiniz üç siteden birinden fazlası WordPress kullanıyor.

Bu inanılmaz rakam, platformun ne kadar güvenilir ve esnek olduğunu gösteriyor. Küçük bir kişisel blogdan Fortune 500 şirketlerinin kurumsal sitelerine kadar her şey WordPress ile çalışabiliyor. Bu yaygınlık aynı zamanda şunu gösteriyor: sorun yaşadığınızda çözüm bulmak çok kolay çünkü milyonlarca kullanıcı aynı platformu kullanıyor.

Aslında İki Farklı WordPress Var ve Bu Çok Önemli

İşte çoğu insanın kafasının karıştığı nokta: WordPress.com ve WordPress.org tamamen farklı şeyler.

WordPress.org açık kaynaklı, ücretsiz bir yazılım. Onu indirip kendi sunucunuza kuruyorsunuz ve tam kontrol sizde. İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz - tema değiştirebilir, eklenti yükleyebilir, hatta kaynak kodunu değiştirebilirsiniz.

WordPress.com ise bir hosting hizmeti. Düşünün ki WordPress yazılımını kullanan bir platform, ama sizin için her şeyi yönetiyor. Daha kolay başlangıç ama daha az özgürlük.

Bu ayrımı anlamak kritik çünkü yanlış olanı seçerseniz, hayal ettiğiniz web sitesini kuramayabilirsiniz.

Kodlama Bilmeden Profesyonel Siteler Kurabilirsiniz

WordPress’in devrim yaratan özelliği bu: teknik bilginiz olmasa bile profesyonel görünümlü web siteleri oluşturabiliyorsunuz.

Binlerce hazır tema arasından seçim yapıp birkaç tıklamayla sitenize uygulayabiliyorsunuz. Sürükle-bırak editörleriyle sayfa düzenleyebiliyor, eklentilerle her türlü işlevselliği ekleyebiliyorsunuz. Bugün bir blog, yarın bir e-ticaret sitesi, öbür gün bir portfolyo oluşturabilirsiniz.

Bu demokratikleşme, interneti gerçekten herkese açtı. Artık web sitesi sahibi olmak için bir yazılım mühendisi tutmanıza gerek yok.

Ücretsiz Ama Gerçekten Bedava Değil

WordPress yazılımı açık kaynaklı ve tamamen ücretsiz. Peki neden insanlar para harcıyor?

Çünkü bir web sitesi sadece yazılımdan ibaret değil. Domain adı almanız gerekiyor (yıllık ~100-200 TL), hosting hizmeti almanız gerekiyor (aylık 50-500 TL arası), belki premium bir tema istersiniz (300-2000 TL arası), güvenlik eklentileri, yedekleme hizmetleri…

Sonuç olarak “ücretsiz” WordPress siteniz ayda birkaç yüz liraya mal olabilir. Ama iyi haber şu: bütçenize göre ölçeklendirebilirsiniz. Başlangıçta minimal harcama yapıp siteniz büyüdükçe yatırımı artırabilirsiniz.

SEO Dostu Olması Tesadüf Değil

Google, WordPress sitelerini sever. Neden? Çünkü WordPress temiz kod yapısı, hızlı yüklenme süreleri ve arama motoru optimizasyonu için özel tasarlanmış eklentiler sunuyor.

Yoast SEO ve Rank Math gibi eklentiler sayesinde teknik SEO bilgisi olmadan bile sitenizi arama motorları için optimize edebiliyorsunuz. Başlık etiketlerinden meta açıklamalarına, XML site haritalarından yapılandırılmış verilere kadar her şeyi yönetebilirsiniz.

Bu, küçük işletmeler için oyunun kurallarını değiştiren bir özellik. Büyük reklam bütçeleri olmadan organik trafikle büyüyebilirsiniz.

Güvenlik Konusu Çift Taraflı Bir Kılıç

WordPress’in popülaritesi aynı zamanda en büyük zayıflığı. Hackerlar için cazip bir hedef çünkü milyonlarca site var.

Ancak açık kaynak olması sayesinde güvenlik açıkları çabucak tespit ediliyor ve düzeltiliyor. Düzenli güncellemeler, güçlü şifreler, güvenlik eklentileri ve iyi bir hosting hizmetiyle WordPress sitesi oldukça güvenli olabiliyor.

Asıl tehlike şuradan geliyor: kullanıcı hataları. Güncellemeleri yapmamak, şüpheli eklentiler yüklemek, zayıf şifreler kullanmak… Bunlar WordPress’in değil, site yöneticisinin sorunu.

Topluluk Desteği Paha Biçilemez

Milyonlarca geliştirici, tasarımcı ve kullanıcıdan oluşan global bir topluluk, WordPress ekosistemini canlı tutuyor.

Bir sorunla karşılaştığınızda, büyük ihtimalle daha önce başkası da aynı sorunu yaşamış ve çözmüş. Forumlar, YouTube eğitimleri, blog yazıları, online kurslar… Türkçe ve İngilizce kaynak bolluğu inanılmaz.

Bu topluluk aynı zamanda sürekli yeni temalar, eklentiler ve özellikler geliştiriyor. WordPress sadece bir yazılım değil, canlı ve gelişen bir ekosistem.

Son Düşünce

WordPress, 2003’teki basit bir blog platformundan dünyanın en güçlü içerik yönetim sistemine dönüştü. Esnekliği, erişilebilirliği ve devasa topluluğuyla web’in demokratikleşmesinde kritik bir rol oynadı.

Peki siz? Hayalinizdeki web sitesi için WordPress doğru seçim mi? Belki de asıl soru şu: dijital varlığınızı kurmak için daha ne bekliyorsunuz?

Tarihçi Hukukçu ve Devlet Adamı Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895)

Tarihçi Hukukçu ve Devlet Adamı Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895)

Tanzimat dönemi diye bildiğimiz dönemin en ilgi çeken kişilerinden birisidir Ahmet Cevdet Faşa. Çünkü o, Tanzimat batıcılığı ile var olagelen geleneksel yapıyı buluşturup birleştirmeye çalışmış, Osmanlı devlet kurumlarının yenileştirilerek reforma gitmesi gerektiği üzerine kafa yormuştur. Osmanlı’nın batının teknolojik üstünlüğünü kabul edip kendini yenilemesi gerektiği fikrinde olan Paşa, bunu yaparken taklitçilik yapılmamasını ve devlet geleneğinin de korunması gerektiğini düşünüyordu.

On dokuzuncu yüzyıl Türkiye’sinin büyük yazar ve tarihçileri arasında da adı geçen Ahmet Cevdet Paşa, şimdi Bulgaristan’ın sınırlan içerisinde olan Lofça’da doğdu. 1839 yılında medrese eğitimi almak için İstanbul’a giden Paşa, medrese eğitimi yanında İstanbul’un aydın çevresine girip çıkarak ünlü bilginlerden ders aldı ve kendini yetiştirdi. Farsça ve Fransızca’yı öğrenen Cevdet Paşa, felsefe, matematik ve tıp alanında da çalışarak kendini ispatladı. 1845 yılında haşladığı müderrislik onu idare ve politika hayatıyla da tanıştırmış oldu. Güvenini kazandığı Mustafa Reşit Paşanın İslam hukuku konularında danışmanlığını yapmaya başlaması istikbalinin önünü açtı. Bir süre sonra Muallim Mektebi Müdürlüğü’ne aranan Ahmet Cevdet Paşa, bu sırada Encümen i Daniş’in (Kitap yayınlama görevini üstlenen bir tür akademi) kurulmasına yardıma oldu. Büyük bir tarih kitabının yazılmasına karar veren Encümen-i Da niş, bu görevi paylaştırdığında Cevdet Paşaya 1774–1826 yıllan arasını yazmak düştü. Ülke Kıran savaşında iken o bu kitabın ilk üç cildini hazırladı. Bu çalışmasındaki başarı ona vakanüvisliğin, yani devletin resmi tarihçisi olmanın yolunu açtı. Dönemin siyasi olaylarını kaydettiği Tezakir-i Cevdet’i bu sayede hazırladı. Bu görevi esnasında da Tanzimat Yüksek Meclisinin üyesi sıfatıyla ceza kanunlarının hazırlanmasına yardıma oldu. Kendisine saygı gösteren Reşit Paşa öldükten sonra Işkodra’da idari, mülki ve askeri geniş yetkilerle donanmış olarak komiserlik yaptı, müfettiş sıfatıyla Bosna Hersek’te bulundu. Kozan’a ve sonrasında vali sıfatıyla Halep’e tayin edilen Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul’a ‘Di-van-ı Ahkam-ı Adliye” başkanlığı için çağrıldı. Bugünkü Yargıtay’ın çekirdeğini oluşturan bu kurulda başkanlık ve nazırlık yapan Ahmet Cevdet Paşa, burada hukuk mektebinin ilk örneği sayılacak bir dershane açtırdı.

Ahmet Cevdet Paşa hiç boş durmuyor ve sürekli çalışıyordu. Kendi başkanlığında kurulan Mecelle Cemiyeti, Osmanlı’nın medeni kanunu sayılan ve on yılda tamamlanan dört ciltlik ‘Mecelle-i Ahkam ı Adliye’ isimli eseri yayınladı.

Ahmet Cevdet Paşa bu görevlerinin dışında beş defa Adliye, üç defa Eğitim, iki defa Vakıflar, bir defa İçişleri ve bir defa da Ticaret ve Ziraat bakanlığı yaptı. Görevleri sırasında ilkokulların ıslahı, hukuk mekteplerinin açılması, ders programlarının hazırlanması, ders kitaplarının yazılması gibi önemli işleri hayata geçirdi.

25 Mayıs 1895’de hayata gözlerini kapadığında yüzünde üstlendiği her görevin hakkını vermiş bir adamın huzur ve mutluluğu saklıydı. Cevdet Paşa’dan bahsediyoruz…

O bir hukukçuydu; Mecelle gibi Türk hukuk tarihinin temellerini atan bir eseri ortaya çıkarmıştı.

O bir tarihçiydi; Tarih i Cevdet adını taşıyan on İki ciltlik dev bir tarih kitabının hazırlanmasına öncülük etmişti. İslam ve Osmanlı talibindeki önemli belgelerin işlendiği eser, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar her türlü önemli detayı içeriyordu. Tarihi belgeler ve bunlar üzerine yazdığı yazılardan oluşan Tezakir’ isimli eseri de zamanın tarihi ve sosyal olaylarına ışık tutan önemli bir yapıtıydı.

O bir yazardı; dini, ahlaki ve terbiye amaçlı kaleme aldığı ‘Kısas ı Enbiya’da ilk insan ve İlk peygamber Adem Peygamber’den başlayarak Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sav) kadar bütün peygamberleri anlatmış, İslam tarihini sade bir dille bizlere aktarmıştı. Ayrıca edebiyat kurallarını kapsayan ‘Belagat ı Osmaniye’ adlı yapıtıyla hece vezninin Türkçe’ye en uygun vezin olduğunu iddia etmiş, ilk Osmanlı grameri olan ‘Kavaid-i Osmaniye’yi yazarak Osmanlıca’yı oluşturan üç kitabın dil kurallarını ayrıntılı bir şekilde işlemişti.

O bir şairdi; eski tarzda yazdığı şiirleri Divançe isimli kitabında toplamıştı.

Peynir Tutumu

Osmanlı Devleti’nin tarihini hazırlamakla görevlendirilen Ahmet Cevdet Paşa, bu görevi yerine getirmek için yetkililere büyük bir kütüphaneye ihtiyaç duyduğunu söyler. Tanzimat döneminin önemli devlet adamlarından Mustafa Reşit Paşa, bu talep üzerine Ahmet Cevdet Paşa’yı dönemin Şeyhülislamı Arif Hikmet Bey’e gönderir. Muhteşem sayılabilecek kütüphanesini ünlü tarihçiye açan Arif Hikmet Bey, kütüphanenin anahtarını da ona teslim ederek rahatça çalışmasını ister. Osmanlı tarihini hazırlamaya başlamanın heyecanını Ahmet Cevdet Paşa şöyle ifade eder: “Kendimi peynir tulumuna düşmüş bir fare gibi gördüm.”

Türkler Nasıl Müslüman Oldu? — Türklerin İslamiyete Girişi

Türkler Nasıl Müslüman Oldu? — Türklerin İslamiyete Girişi

Türkler’in ilk kurmuş oldukları imparatorluk Hun İmparatorluğu’dur. Türkler’in daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz, fakat Hun Devleti oldukça geniş bir saha üstünde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğundan, ona imparatorluk adını veriyoruz.Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafınca M.Ö. 220 senesinde kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin’in şimal-batısında yaşıyorlardı.

Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in neslindendir.

Türkleri İslamiyete Yakınlaştıran Sebepler

Türkleri islamiyete yakınlaştıran en mühim sebep, tevhid inancı olmuştur. Tanrı’ın birliği inancı Türkler’de oldukca yaygın olan bir inançtı. Din adamlarını huzuruna çağıran Mengü Kağan, “biz tek Tanrı’nın varlığına, onun yardımıyla yaşadığımıza ve onun emri ile öldüğümüze inanıyoruz” demişti.

Türklerde Tanrı’ın birliği inancı “Kök Tengri” (Gök-Evren Tanrısı) olarak isimlendirilmişti. Türkler’in inançları ile islam inancı arasındaki benzerlik yalnız bununla sınırı olan değildi.

İslamiyet öncesi Türkler ahiret gününe, öldükten sonrasında dirilmeye, kaza ve kadere inanırlar ve kurban keserlerdi. Zina ve eşcinsellik kesinlikle yasaktı ve hırsızlık ağır ceza ile cezalandırılırdı.

Türklerin islamiyeti kabul etmelerinde islam öncesi Türklerin inançları ile islamiyet arasındaki büyük benzerlikler mühim rol oynamıştır. Bu benzerlikleri kavradıkça islamiyete her geçen gün yakınlık duyan Türkler, Emevi Valisi’nin Horasan’da İslamiyeti yaymak için cami ve medrese açmasına hiçbir tepki göstermemiştir. Bu yakınlaşma süreci Arap Müslümanlarla Türklerin ortak düşmanları olan Çinlilere karşı omuz omuza savaşım etmesiyle zirve noktasına ulaşmıştır.

Dünya Tarihinin Dönüm Noktası

Türkler’in İslam dini ve müslüman Araplarla tanışmasına vesile olan “Talas Savaşı”ndan Çin Ordusu karşısında zorluk çeken Müslümanların yardımına Türk süvarileri yetişmiştir. Savaşı izleyen Karluk beyinin talimatıyla cenk alanına giren Türk süvarileri karşısında neye uğradıklarını şaşıran Çinliler Talas Savaşı’nda yenilgiye uğramışlardır. Bu savaşın arkasından islamiyet Maveraünnehr’de kalıcı hale gelmiş ve Türkler de uzun vakit Çin tehlikesinden kurtulmuşlardır.

Bölgeye adım atan Müslüman Araplar, Türklerin yüksek ahlaklarını, idarecilik ve savaştaki üstün meziyetlerini yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Bu harp sonucunda, Türklerin müslüman Arapları, Arapların da Türkleri tanımasına yol açan “Talas Savaşı” dünya zamanı için bir dönüm noktası olmuştur.

Talas Savaşı’nın arkasından kitleler halinde islam dinine geçen Türkler, iddia edilenlerin aksine hiçbir zorlama ile karşılaşmamışlardır:

“Türkler, İslamiyeti samimi olarak, kendi istekleriyle, hiçbir zorlama ve dış baskı olmaksızın kitle halinde kabul edince, tarihlerinin yeni bir devresine ayak basmış oluyorlardı… “

İlk Müslüman Türk Devletleri

Türklerin kitleler hâlinde Müslüman olmaları özellikle 10. yüzyılda hız kazandı. Karluk’tan sonra, Yağma ve Çiğil boyları, ardından Oğuzlar arasında İslâmiyet yayıldı. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti’ni (840), Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devleti’ni (1038) kurdular.

Denizlerin Cesur Amirali: Barbaros Hayreddin Paşa (1473-1544)

Denizlerin Cesur Amirali: Barbaros Hayreddin Paşa (1473-1544)

İstanbul’un Beşiktaş semtinde, denizin kenarında dolaşırken kadırga kabartmalı bir heykel dikkatinizi çekmiş olmalı. Bu heykelin simgelediği kişi, anıtın hemen ilerisinde bulunan türbede yatan ünlü bir denizcimizdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en ünlü amirali ve kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa gömülüdür bu türbede. Her gün denizin sesini dinleyebildiği bir yerde yatmaktadır. Çünkü o denizlere tam anlamıyla aşık bir insandır. Ölmeden önce “Ben öldüğüm zaman beni denizin sesini duyacağım bir yere gömünüz” diye vasiyet ettiğinden buraya gömülmüştür.

Asıl ismi Hızır olan Barbaros Hayreddin Paşa, iki ağabeyi İshak ve Oruç ve kardeşi İlyas ile birlikte bütün yaşamını denizin üzerinde geçirdi. Barbaros’un üç kardeşi de denizdeki savaşlarda öldü. Çocukluklarını yaşadıkları Midilli Adası’na gelen gemileri izleyen ve reis ya da tayfa olma hayali kurarken bir gün denizlerin sultanı olacağını aklına bile getiremezdi elbette. Barbaros’un kardeşi Oruç’un yirmi üç yaşında bir gemi alarak ticarete başlamasıyla onların da denizdeki maceraları başlamış oldu. Ancak o yıllarda denizler korsan doluydu ve hiçbir can emniyeti yoktu. Özellikle Rodos şövalyeleri Müslümanların gemilerini yağmalıyor ve gemilerdekini acımasızca öldürüyorlardı. Kardeşi İlyas’ın da bu Rodos şövalyeleri tarafından öldürülmesi Barbaros’un çok gücüne gitti. Rodos şövalyelerine esir düşüp kurtulan ve Trablus ile Tunus arasındaki Cerbe adasında üs kuran ağabeyi Oruç Reisle buluşup birlikte hareket etmeye başladılar. İşte bu birleşmeden sonra Akdeniz sularının köpükleri hiç durulmadı. İki kardeş, düşmanlarına peş peşe baskınlar, vurgunlar ve akınlar düzenleyerek denize korku saldılar. Özellikle İspanyollar, ‘Barbaros’ adını verdikleri bu iki denizciden çok korkuyorlardı. 1515 yılında Becaye kalesini kuşatırken bir kolunu kaybeden Oruç, tek kollu kahraman olarak bir yıl sonra Cezayir’i aldı ve Cezayir’in hükümdarı oldu. Oruç’u Cezayir’den çıkarmak için büyük bir donanma gönderen İspanyolların bütün gemileri paramparça edildi. Oruç Reis, İspanyollarla devam eden savaşlarının birisinde levendlerinin başında savaşırken şehit düştü. Bu olayla birlikte Barbaros Hayreddin Paşa’nın intikam hırsı daha da alevlenmiş oldu.

Su ve ateş içinde pişmiş bir avuç levendiyle denizlerde donanmalara karşı duran ve bu arada Osmanlı imparatoru Yavuz Sultan Selim’e değerli hediyeler göndererek bağlılıklarını sunan Barbaros, böylece Yavuz’dan da iki savaş gemisini hediye olarak alacaktı.

Yıllar birbirini, Barbaros denizde düşman gemilerini kovaladı. Artık ‘Barbaros geliyor!’ denildiğinde bütün düşmanların yüzü geriliyor ve korkudan ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Batı Akdeniz’in tek egemen gücü olan Barbaros, yetmiş bin felaketzede Endülüslü Müslüman’ı yedi seferle Cezayir’e taşıyarak onlan Hıristiyanların zulmünden kurtardığında, Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni sultanı Kanuni Sultan Süleyman, ‘İşte bize böyle bir kaptan lazım.’ demişti.

Ve Osmanlı’ya lazım olan o kaptan, Ispanya’ya karşı sefer düzenleme karan alan Kanuni’nin emriyle İstanbul’a gelecekti. İstanbul, Barbaros Hayreddin Paşa’nm gözünde tüten, rüyalarına giren bir şehirdi. Bu yüzden padişahın emrine uyarak hızla İstanbul’a doğru yelken açtı. Yolda kendisini engellemeye çalışan Haçlı donanmasına büyük kayıplar vererek 27 Eylül 1533’de on sekiz kadırga ile İstanbul’a demirledi. Hediye olarak da padişaha ele geçirdiği Cezayir’in tapusunu verdi. Böylece Cezayir Osmanlı’nın bir vilayeti haline gelmişti.

Barbaros Hayreddin Paşa’yı karşılama töreni kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. Bütün vezirler karşılama törenindeydi ve Barbaros’a bütün denizlerden sorumlu komutan anlamına gelen ‘kaptan-ı deryalık rütbesi verildi. Bundan sonra Barbaros Hayreddin Paşa’yı kimse tutamazdı. Yeni gemilerle denize açılan kaptan-ı derya Tunus’u aldı, İtalya’nın Otranto limanına çıktı. Dönüşünde Ege Denizi’ndeki ada lan fethetti. 27 Eylül 1538’de yüz yirmi gemilik donanması, altı yüz gemilik Haçlı donanmasını Preveze önlerinde perişan etti. Tarihe ‘Preveze Zaferi’ olarak geçen bu savaşm ardından Türkler’in Akdeniz’deki hakimiyeti kesinleşmiş oldu.

4 Temmuz 1544’de İstanbul’da vefat ettiğinde bütün denizcilerle birlikte sanki denizlerde bu eşsiz kahraman için ağladı. Ondan geriye hatıralarını anlattığı Gazavat-ı Hayreddin Paşa isimli önemli bir yapıt kaldı.

Beşiktaş; Neden Beşiktaş?

Beşiktaş’ın eski ve yeni sakinleri arasında yaygın olan ve yazılı kaynaklara da geçmiş bulunan rivayetlere göre Beşiktaş semti adını, Barbaros Hayreddin Paşa ya borçludur: Çünkü bu semtin asıl adı Beştaş’mış. Bu isim zamanında Barbaros Hayreddin Paşa ‘hm gemilerini bağlamak için kıyıya diktirdiği beş taş sütundan geliyormuş. Beştaş adı zamanla Beşiktaş’a dönüşmüş. Başka bir rivayete göre de Barbaros bu semte bir rıhtım yaptırtmış. Gemiden karaya adım atarken bu rıhtıma koydurduğu yüksekçe bir taşı basamak edinmiştir ki o dönemde bu türdeki taşlara beşik (veya eşik) taşı denilirmiş. Beşik taşı (Eşik taşı) adı daha sonra semtin de adı olup Beşiktaş olmuştur.

İslâm Hukukunun Mahiyeti: Din ve Hukuk, Şeriat, Fıkıh

İslâm Hukukunun Mahiyeti: Din ve Hukuk, Şeriat, Fıkıh

Din ve Hukuk

İslâm dini, Allah’ın Cebrail adındaki melek vâsıtasıyla peygamberi Hazret-i Muhammed (sallahu aleyhi ve sellem)’e bildirdiği hükümlerden mürekkeptir.

Yeryüzünde tarih boyu tatbik edilmiş ve edilmekle olan pek çok hukuk sistemi vardır. Bunlardan kimisi İlahî emir ve yasaklardan, kimisi örf ve âdetlerden, kimisi ise yasama yetkisini taşıyan hükümdarın neşrettiği emimâmeler ya da yasama meclisinin çıkardığı kanunlardan teşekkül eder İslâm hukuku, bunlar arasında menşei İlahî olan hukuk sistemleri kategorisine girer. Bugün mevcut diğer İlahî hukuk sistemleri Yahûdîlerin Talmud ve Hıristiyanların Kanonik hukukudur.

İlahiyat (teoloji) ilminin tariflerine göre, din, Allah’ın insanlar arasından seçtiği peygamberlerine melekleri vâsıtasıyla bildirdiği ve insanların uymakla mükellef olduklarına inanılan usûl ve prensiplerdir. İslâm dini, Allah’ın Cebrail adındaki melek vâsıtasıyla peygamberi Hazret-i Muhammed (sallahu aleyhi ve sellem)’e bildirdiği hükümlerden mürekkeptir. Din mefhumuna, ilah (tanrı), melek, peygamber, mukaddes kitap, kader, meâd (kıyâmet ve âhiret) gibi unsurlar girer.

Şeriat

Din ve şeriat umumiyetle aynı mânâda kullanılmaktadır.

Dinî hükümleri, şeriat denilen ilim bildirmektedir. Din ile şeriat umumiyetle aynı mânâda kullanılmaktadır. Bununla beraber din mefhumu biraz daha geniştir. Şeriat, (procede) Arapçada insanı su kaynağına götüren yol, yani yol gösterici demektir. Istılâhî olarak, insanların inanması, yapması ve kaçınması gereken hususların tamamını ifâde eder. Müslümanlığın mukaddes kitabı olan Kur’an-ı Kerîm’de bu kelime sık geçmekte ve bununla her milletin mensup olduğu peygambere indirilen hususî hükümler kasdedilmektedir. Nitekim meselâ Kur’an-ı Kerim’in bir âyetinde, “Allah, dinden hem Nuh’a tavsiye ettiğini, hem sana vahyettiğini, hem İbrahim’e, Musâ’ya ve İsâ’ya tavsiye ettiğini, dini doğru tutup ayrılığa düşmeyesiniz diye sizin için şeriat yaptı” (Şûıâ: 13) şeklinde geçmektedir. Şeriat için, ahkâm-ı İslâmiye (İslâmî hükümler) tabiri de kullanılır.

Fıkıh

Şeriatin amel denilen kısmını, yani insanların yapması gereken hususları bildiren ilim dalma fıkıh ilmi denir.

Şeriat, iman, amel ve ahlâk olmak üzere üç kısma ayrılır. Bunlardan iman (itikad) hükümlerini, yani inanılacak şeyleri bildiren ilme, akîde veya kelâm ilmi ve bu ilimle uğraşan kimseye mütekellim denir. Amel kısmı ise, ferdin Allah ile olan münâsebetlerini tanzim eden ibâdetler ile ferdin diğer insanlarla olan münâsebetlerini tanzim eden hukuku ihtivâ eder. Ahlâkî hükümleri bildiren ilme ise ilm-i ahlâk denir. Şeriatin amel denilen kısmını, yani insanların yapması gereken hususları bildiren ilim dalma fıkıh ilmi denir. Fıkıh, lügatta bilmek, anlamak; ıstılâhta ise beden ile yerine getirilecek şer’î hükümleri bildiren ilim dalıdır. Fıkıh, şeriatın amel kısmının hem ferdî (ibâdet), hem de sosyal (hukuk) unsuruyla alâkalı hükümlere şâmildir. Şu var ki, zekât ve cihad ile alâkalı hükümlerde olduğu gibi bu ikisi her zaman birbirinden ayrılamaz.

İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe, fıkhı, “kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir”, şeklinde tarif etmektedir, Buna göre iman, ahlâk ve amel bilgilerinin hepsi fıkhın şümûlüne giriyor. Bunu açıklamak kolay, çünki İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe aynı zamanda bir kelâm ve tasavvuf âlimidir. Daha sonra gelen fakîhler fıkhı, Osmanlı medenî kanunu Mecelle’nîn ilk maddesinde de ifadesini bulduğu Üzere, “ilm-i fıkh mesâil-i şer’iyye-yi ameliyyeyi (şeriatın amele dair hükümlerini) bilmekdir” şeklinde tarif etmişlerdir.

İmam Şâfi’î ise usûl-i fıkhı, yani hukuk metodolojisini dışarıda bırakmak sureliyle taeifi daha da daraltarak, fıkhı “dinin amelî şer’î hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklardan alarak elde edilen bilgi” olarak tarif etmiştir. Buradan da anlaşıldığı gibi fıkıh ilminin mânâ ve şümûlü başlangıçta daha genişken, sonra-ları daralmış ve artık fıkıh denince bugünki muhtevasıyla amelî hükümler, yani hukuk anlaşılmaya başlanmıştır. Nitekim İslâm hukuku sahasında eser veren Iraklı modem müelliflerden Abdülkerim Zeydan’a göre fıkıh, “zaman, mekân ve beşerin menfaatlerine göre dinî nass ve hükümlerin tefsir ve beyanı suretiyle umumî kaidelerin cüz’i hâdiselere tatbikinden başka bir şey değildir”. 1

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Kaynakça

  1. Abdülkerim Zeydan: İslâm Hukukuna Giriş. Trc: Ali Şalak, 2.b. İst. 1985. 114–115. ↩

Mucizeler Tarlası Çanakkale

Mucizeler Tarlası Çanakkale

Birlik ve bütünlüğümüzün adresi: ÇANAKKALE…

Etrafında ihtilafsız ittifak edebileceğimiz ortak değerleri öne çıkarmamızı gerektiren günler yaşıyoruz… Tarih, ortak değerlerimizden biridir… Özellikle Çanakkale Zaferi, yakın tarih içindeki yeri bakımından son derece anlamlıdır.

Anlamlıdır, çünkü, “Osmanlı bitti, bir daha dirilemeyecek şekilde yere serildi,” denilen bir zamanda kazanılmıştır. Mahiyeti itibariyle bir diriliş cehdi, aynı zamanda da birlik-beraberlik sembolüdür. Bu itibarla Çanakkale mücadelesini kazanan ruhu keşfetmeye ve kavramaya muhtacız.

Hatırlayalım ki Çanakkale Zaferi, Avrupa’nın “Hasta Adam” damgasını vurduğu bir milletin varlık mücadelesidir. Mücadele kaybedilseydi her şey biter, o moral çöküntüsü içinde İstiklâl Savaşı bile verilemezdi. Ama kazanıldı. Tarihin yolu ve yönü değişti.

Bir millet, ateşle imtihan olundu Çanakkale’de; tarihle hesaplaştı ve kendi varoluş tarihini yeniden yazdı. Oysa yıllarca savaşmaktan yorgundu. İmparatorluğun geniş coğrafyası içinde on yedi yıl aralıksız savaşmış, Trablus-garp’tan Balkanlar’a kadar tüm vatan sathını kanıyla âdeta sulamış, başta insan kaynakları olmak üzere hemen hemen tüm kaynaklarını tüketmişti.

27 yıl aralıksız savaş…

Yıl 1897…

Cephe Dömeke: Yunan ordusuyla hesaplaşıyoruz.. Hemen arkasından ise Makedonya’da varlık mücadelesi veriyoruz…

1911’de Osmanlı mirasından Trablusgarp’ı (Libya) koparmak isteyen İtalya ile savaşıyoruz…

Trablusgarp Savaşı bitmeden Balkanlar alevleniyor, oraya koşuyoruz. Karşımızda Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karabağ namıyla küçük Avrupa var; Anadolu’nun tertemiz gençleri Balkan topraklarında kalıyor…

İmparatorluğun sınırları ise Edirne’de çiziliyor…

Yıl 1914…

Bu kez cephe bütün vatan…

Yine kan, barut, ateş…

Ve biz yine ateşin ortasındayız.

Üstelik İmparatorluğumuzun merkezi kendi içine kapanmış, politikacılar iktidardan pay kapmaya çalışırken, Allahüekber Dağları’ndaki buz cehennemi binlerce vatan evlâdını yutmuştur.

Ve Çanakkale…

Dünyanın en güçlü, en teknik, en eğitimli orduları ile dünyanın en yorgun milleti karşı karşıya…

Kuvvet dengesizliği…

12 büyük zırhlı, 18 muhrip, 13 torpido gemisi, 7 tarama gemisi, küçük çaplı gemiler, 24 denizaltı, 42 uçak ve 500 bin asker…

İtilaf donanması, 506 topla günde ortalama 23 bin mermi gönderiyor mevzilerimize…

Bizim elimizde ise çoğu eski, eski olduğu için de ateş gücü son derece düşük 150 top var…

Atılabilen mermi sayısı sadece 370…

Bu açığı kapatmak için bulunabilen tek yol ise mevzilere soba borulan yerleştirilip top görüntüsü verilmesinden ibaret…

İngilizler zaferden emindir. Bu emniyet ve gurur içinde Churchill, donanmayı Çanakkale’ye gönderdiği andan itibaren yaptığı bütün konuşmalarda aynı hayali seslendiriyor:

“Çanakkale mutlaka geçilmelidir, geçilecektir! Osmanlı Devleti mutlaka bertaraf edilmelidir, edilecektir!”

Bu amaçla son büyük saldırısını gerçekleştirmek için hazırlanıyor.

Aynı günlerde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Kurmay Albay Cevat Bey, subaylarını toplamış, şöyle konuşuyor:

“Silah arkadaşlarım! Biz, düşmanın toplarına ve zırhlılarına karşı imanımızla çıkacağız. Şarapnellere ve mermilere göğsümüzü siper edeceğiz. Ve bütün dünyaya ‘Çanakkale Geçilmez’ sözünü bir darb-ı mesel gibi söyleteceğiz.”

“Çanakkale’yi geçirtmeyeceğiz” diyenlerle, “mutlaka geçeceğiz” diyenlerin savaşıdır bu…

Nihayet 18 Mart…

Mehmed Akif’in, “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ” dediği kuvvetler, karadan ve denizden saldırıya kalkıyor.

Çanakkale sırtları denizden, havadan ve karadan atılan bombalarla bir anda cehenneme dönmüştür.

Bu saldırılar bir kısmı çocuk yaşta, bir kısmı yedek subay on binlerce şehide mal olacaktır, ama Çanakkale geçilemeyecektir.

Saldırganların adı “düşman”dır, savunanların ise “kardeş”! Saldırgan “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ”; savunmacılardan kimi Türk, kimi Kürt, kimi Laz, kimi Çerkez, kimi Arnavut…

İngiliz gülleleri adres sormuyor…

Çanakkale sırtlarında, ezan minarelerde sönmesin, bayrak direkten inmesin, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’una düşman çizmesi değmesin kararlılığı içinde, namusunu savunur gibi vatanını savunan Mehmetçikleri hedef alıyor…

Saldırgan, savunmacıların etnik kökenine bakmadan Türk’ün, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in, Arnavut’un iman dolu göğsünü hedef alıyor.

Öte yandan Türk’le Kürt aynı değerler (dini değerler) etrafında kenetlenip, aynı amaçlar (vatan savunması) uğruna şehit oluyorlar ve koyun koyuna aynı mezarda ebediyeti yaşıyorlar.

O değerler bugün de yaşadığına göre, yeniden bütünleşebilir, amaç birliği içinde geleceğe yürüyebiliriz.

Kısacası Çanakkale Zaferi, her şeyden önce birlik ve bütünlüğümüzün adresidir!

Yavuz Bahadıroğlu

Muhyiddin-i İbn Arabi - Yıldızların Mevki (Mevâki'un Nucûm)

Muhyiddin-i İbn Arabi - Yıldızların Mevki (Mevâki'un Nucûm)

Hazret-i eş-Şeyh’ul Ekber Muhyiddin-i İbn Arabi (K.S.V)’nun “MEVÂKİ’UN NUCÛM — Yıldızların Mertebeleri” namlı eserini nasipkârlarına ulaştırmaya vesile kılan ALLAH’a şükr olsun, yaratmış olduğu sonsuz âlemlerdeki zerreler miktârınca âlemlerin nûr kaynağı, HAK’kın Hâbibi, Rasûlallah Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhisselâtû Vesselâm’a da Selâm olsun.

Çok sevinçliyiz, çok mutluyuz. Zirâ çok iyi idrâk etmekteyiz ki bu gibi Tasavvufî eserleri telif etmek, neşr etmek, okumak ve özellikle de okunan nükteleri kavramak, onlarla özdeşleşerek yaşamak ancak ve ancak çok büyük bir lûtf-u İlâhi, ikrâm-t ilâhî, tevfik-i İlâhî ve himmet sayesinde mümkündür.

İşte bu lûtf-u İlâhîye ve ikrâm’a nâil olabilenlere Selâm olsun. Allah cümlemizi bu yolda daim eylesin. MÛİN’imiz olsun.

Hazret-i eş-Şeyh’ul Ekber Muhyiddin-i İbn Arabi (K.S.) bu kıymetli eserini meşhûr eseri “FUTU HAT” da gerek mevzûsu gerekse konulara açıklık getirmek için bir çok yerinde defalarca zikrederek tanıtmıştır. Adetâ Futuhat’da anlaşılamayan mevzûların daha da iyi anlaşılabilmesi için başvurulacak eser olarak “Mevâkî’un Nucûnı”u tavsiye etmiştir. Dolayısıyla Şeyh’ul Ekber Muhyiddin-i İbn Arabî (K.S.) bu tanıtımlarının bazılarını SUNUŞ bölümüne koyarak eserin muhtevasını yani Eserin tanıtımını ancak Hazret-i Şeyh’in yapabileceğinin bilincinde olarak sözü ona bırakıyoruz…

— Mevâkî’un Nucûm’da zikr ettiğimiz herşey, bu açılmanın verdiğinin ancak bir kısmıdır…

İlim ve mârifet’in ve bu ikisi arasındaki farkın tahkik edilmesini isteyenlerin üzerine, bize âit Mevâkî’un Nucûm kitâbını okumak gerekir.

Allah’a ait samedânî (ebedî) tecellîde mârîfetler, hakîkâtlar, ziyâ sırtları vesâireden (doğan) bu menzilin tazammum ettiğine vakıf olmak isteyen Mevâki’un Nucûm kitâbında bâb’ül kalb — Kalb’in Feleği içinde onu mutâlaa etsin…

Biz bunları (uzuvlarla ilgili) tam olarak, onlara âit, nûrlar, menziller, sırrlar ve tecelliler ile birlikte, Mevâkî’un Nucûm isimli kitabımızda beyân ettik… Onu, Ramazan ayında, Meriyye şehrinde (H.595. M. 1199) yılında onbir günde kayd ettim. O Üstâd’tan müstağnidir (hocasız okunabilir). Belki üstad ona muhtaçtır. Bu kitap, bir üstâdın bulunabileceği en yüksek makamdadır.

Hz. Rasûlullah’ın İşâret ettiği gibi, “Salât İçin TAM abdest alanlar, sonra İki rek’at rükû edenlere, bu iki rek’âtta onlara Cennette’ki göklerin kapıları açılmış olur. Hangisinden İsterse girerler.” bu şahsa böylece tahareti mükemmel ve sırrı temiz oluşunda uzuvların işlemlerinden (cennet kapıları, mertebeler) açılır. Uzuvlar İçin bu önemli mertebeleri, Mevâki’un Nucûm kitâbında beyan ettik…

İnsandaki ana kuvvetler, sekiz tanedir. Beş tâne hissi kuvvet ve ayrıca akıl, müfekkire ve hayal kuvvetleri. Bu kuvvelerden mâdası, bu sekiz kuvvet için gardiyan gibidir. Bu kuvvetler her ne kadar ana kuvvetler ise de, bunlarda diğerlerinden başka gardiyan ve ıklîd bir mertebe vardır. Bu nevîlerdeki fazilet malûmdur.

Her uzuvda kendisine mahsus bir amel olması gibi, işlem için dahî, kevn’den yana kendisine mahsus bir netice vardır ki ona kerâmet adı verilir. Bunu intâc eden, bu işlemin hâlidir. Mükellef uzuv ve bu uzva mahsus olan işlemin hâli, bu kerâmetle münâsibdir. Mevâki’un Nucûm kitâbında bu kerâmetlerin fasıllarını zikr ettik; onun mertebelirin ve intâc ettiği şeyleri beyân ettik. Bunu “münâsebet” üzere binâ ettik. Zirâ münâsebet, âlem’in varlığının ve âlemden mûcîze’lerin aslıdır…Onun yani İşlemin, Hakk’dan yana bir neticesi vardır ki MENZİL adını alır. Bunu da bu işlem’in makamı intâc etmektedir. Bu menzil dahî, Allah’ın indinde sorumlu uzuv ile bağlantılıdır. Bu uzva mahsus olan makamın tafsilâtı çeşit çeşit menzilleri birinden ayırır. Bütün bunları bize âit Mevâki’un Nucûm kitabında beyan ettik. Bu kitap, talebe için hoca yerine kâim olur. Talebe güçlüğe uğradığı zaman, üstâd da bu kitabı eline aldığı alıp onu Mârifet’e hidâyet ettirir. Bu, doğru yollu,faydası büyük, cirmi küçük bir kitaptır.

Kur’ân; Allah kelâmıdır. Böylece, Allah’ın kelâmında Vâhid, lâfzı bulunduğundan bunun hükmü bundaki lafzî iştirâk sebebi ile Ehadiyet hükmündedir. Vahid, Allah’tan başka hiç kimsenin isimlenmediği Allah ismi gibi olur. Allah’a mahsus bu tenzihden ortaya çıkan bu menzile müteallik şeyden de, Mevâki’un Nucûm kitâbında zikrettiğimiz mârifetler hâsıl olur…

Muhyiddin-i İbn ARABİ

Önceki