Yapay zeka, geliştirici ve araştırmacılar için hazır veri setleri satışa açıldı. → İncele

Sun Tzu - Bölüm 11: Dokuz Durum

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Savaş sanatı dokuz çeşit zemin tanır: (1) Dağınık zemin; (2) kolay zemin; (3) çekişmeli zemin; (4) açık zemin; (5) kesişen otoyolların zemini; (6) ciddi zemin; (7) zor zemin; (8) sıkıştırılmış zemin; (9) umutsuz zemin.

Aşağıda açıklandığı gibi dokuz tür zemin vardır. Açıklanan zemin türleri genellikle oldukça benzer olmasına rağmen, bunların altı tür araziye ek olduğunu unutmayın.

Dokuz zemin türünün her birinde kullanılacak temel stratejiler için bir sonraki bölüme bakın.


Sun Tzu: 2. Bir kabile reisi kendi topraklarında savaşıyorsa, bu dağılma alanıdır.

Kendi bölgenizde, hem araziyi bilmeniz hem de etrafta dost canlısı yerliler olması nedeniyle avantajlı olmalısınız.


Sun Tzu: 3. Düşman topraklarına girdiğinde, ancak çok uzakta olmadığında, bu kolay bir zemindir.

Başkalarını istila ederken, istilanın ilk kısmı daha kolaydır çünkü eve daha yakındır. Düşman şaşırtılabildiğinde avantaj elde edilebilir.

Düşman da öfkeyle hazır olabilir ve tam ve yüksek motivasyonlu bir güçle sert bir şekilde savaşabilir.


Sun Tzu: 4. Sahip olunması her iki tarafa da büyük avantaj sağlayan zemin, çekişmeli zemindir.

Stratejik tepeler, kavşaklar, kasabalar gibi her zaman elde tutulması gereken önemli yerler vardır. Buralar savaşların en şiddetli olabileceği yerlerdir.


Sun Tzu: 5. Her iki tarafın da hareket özgürlüğüne sahip olduğu zemin açık zemindir.

Çekişmeli yerler arasında kazanılması ve elde tutulması zor olabilecek açık bir alan bulunmaktadır.

Sürpriz yapmanın zor olduğu açık arazide savaşırken daha güçlü olan kuvvete yardımcı olması muhtemeldir.


Sun Tzu: 6. Birbirine bitişik üç eyaletin anahtarını oluşturan, böylece onu ilk işgal edenin İmparatorluğun çoğuna sahip olduğu toprak, kesişen otoyolların bulunduğu bir topraktır.

Çekişmeli alanlardan biri, yerleşik bir gücün birçok yer arasında seyahat eden düşmanları engelleyebileceği yolların kesiştiği yerlerdir.

Aynı zamanda çeşitli yönlerde kampanyalar başlatmak için de iyi bir yerdir.


Sun Tzu: 7. Bir ordu, arkasında bir dizi müstahkem şehir bırakarak düşman bir ülkenin kalbine girdiğinde, bu ciddi bir durumdur.

Kolayca ele geçirilemeyecek yerlerdeki düşman kuvvetlerinin yanından geçtiğinizde, her zaman arkanızda belirme tehlikesi vardır. Bu, ek bir dikkat ve belki de onları saklı tutmak için eylemler gerektirir.


Sun Tzu: 8. Dağ ormanları, engebeli bayırlar, bataklıklar ve bataklıklar - geçilmesi zor olan tüm ülkeler: burası zor bir arazi.

Bazı topraklar zordur ve üzerinde seyahat etmek istediğinizde sizi yavaşlatır.

Düşmanınızın da muhtemelen bu tür kırsal alanlar tarafından yavaşlatılacağını unutmayın, bu yüzden bunu kullanın.


Sun Tzu: 9. Dar boğazlardan geçerek ulaşılan ve ancak dolambaçlı yollardan geri çekilebildiğimiz, böylece az sayıda düşmanın büyük bir adam topluluğumuzu ezmeye yeteceği topraklar: burası kuşatılmış topraklardır.

Sınırlı erişimin olduğu yerler harika kalelerdir, ancak orada kapana kısılmanız da mümkündür.

Dar bir koridorda birlikler sadece eşit sayıda birlikle karşı karşıya kalabilir. Yüksek bir yere bakmak gibi ek savunmalar eklenebilirse, burası zaptedilemez hale gelebilir.


Sun Tzu: 10. Yıkımdan ancak gecikmeden savaşarak kurtulabileceğimiz zemin, umutsuz bir zemindir.

Bazen ne bir sığınak ne de kolay bir geri çekilme vardır. Düşmanla karşı karşıya kalırsanız, savaşmak veya teslim olmak dışında çok az alternatifiniz olabilir. Burası hiçbir zaman kalmak için iyi bir yer değildir.


Sun Tzu: 11. Bu nedenle, dağınık bir zeminde savaşmayın. Kolay bir zeminde durmayın. Çekişmeli bir zeminde saldırmayın.

Dokuz Çeşit Zemin için basit kurallar aşağıda verilmiştir.

Gerekmedikçe kendi bölgenizde savaşmaktan kaçının. Düşmanın hiç şansı olmadığını anlamasını sağlamak daha iyidir.

Düşman topraklarının hemen içindeyken, kendi sınırlarınıza karşı bir tampon oluşturmaya devam edin. Savaşmak ve kaybetmek geri püskürtülmekle sonuçlanır ya da topraklarınızı saldırıya açık hale getirir.

Her iki taraf için de avantajlı bir zeminde bulunduğunuzda, saldırmak için ileri atılmak yerine orayı savunun.


Sun Tzu: 12. Açık arazide düşmanın yolunu kesmeye çalışmayın. Kesişen otoyollarda müttefiklerinizle el ele verin.

Herkesin kolayca hareket edebileceği bir zemindeyken, düşmanı onları yenebileceğiniz yerlere saptırmak ve yönlendirmek için hızlı hareket edin.

Güzergahların kesiştiği noktalarda, trafiği kontrol etmek için benzer çıkarlara sahip ittifaklar kullanın.


Sun Tzu: 13. Ciddi bir zeminde yağma toplayın. Zor bir zeminde yürüyüşe devam edin.

Düşman arkanızdan gelebilir, alabildiğinizi alın ve yolunuza devam edin.

Arazinin sizi yavaşlattığı yerlerde ilerlemeye devam edin, çünkü burada yakalanmak ve savaşmak zorunda kalmak tehlikeli olabilir.


Sun Tzu: 14. Sıkıştığınız yerde hileye başvurun. Çaresiz kaldığınız yerde savaşın.

Dar yollar olduğunda, bunları kendi yararınıza kullanın.

Çıkış yolunuz kalmadığında, savaşmalısınız.

Savaşmanın yapmanız gereken en son şey olduğunu unutmayın. Manevra yapmak ve böylece can kaybetmeden kazanmak daha iyidir.


Sun Tzu: 15. Eskiden usta liderler olarak anılanlar, düşmanın önü ile arkası arasına nasıl kama sokacaklarını; büyük ve küçük tümenleri arasındaki işbirliğini nasıl önleyeceklerini; iyi birliklerin kötüleri kurtarmasını, subayların adamlarını toplamasını nasıl engelleyeceklerini biliyorlardı.

Kama, savunma hattını kırmak için kullanılan klasik bir taktiktir. Bir çivinin sert bir tahtaya saplanması gibi, odaklanmış bir kuvvet güçlü bir savunmayı yarabilir. Fizikte basınç, birim alan başına düşen kuvvet olarak ölçülür. Bu, tek bir noktadaki küçük bir kuvvetin yine de muazzam bir baskıya neden olabileceği anlamına gelir. Savaşta buna bazen ‘böl ve fethet’ denir.

Yandan gelen bir kama ön cephedeki birlikleri artçılardan ayırarak her birini daha savunmasız hale getirir.

Kama iş dünyasında da, örneğin rekabetçi ittifakları bozmak için kullanılabilir.


Sun Tzu: 16. Düşmanın adamları birleştiğinde, onları düzensizlik içinde tutmayı başardılar.

Birlik ve düzen birbiriyle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla güçlerini bölerseniz düzensizliğe meyledeceklerdir.

Bunun bir nedeni, askerleri komutanlarından ayırabilmenizdir. Bu şekilde izole edildiklerinde, başsız tavuklar gibi olacaklardır.


Sun Tzu: 17. İşlerine geldiğinde ileriye doğru bir hamle yaptılar; aksi olduğunda ise hareketsiz kaldılar.

Savaş sadece ilerlemek değil, en büyük potansiyel ve avantaja sahip olmaktır.

Bu prensip, geriye doğru gitmek veya hareketsiz kalmak da dahil olmak üzere herhangi bir yönde hareketle sonuçlanabilir.


Sun Tzu: 18. Düzenli bir şekilde dizilmiş ve saldırıya geçmek üzere olan büyük bir düşman ordusuyla nasıl başa çıkılacağı sorulsaydı, şöyle derdim: “Rakibinizin değer verdiği bir şeyi ele geçirmekle işe başlayın; o zaman sizin iradenize boyun eğecektir.”

‘Değer verilen’ bir şey duygusal bir bağlılık anlamına gelir. Bir kişi bir şeye bağlandığında, onu kimliğinin, benliğinin bir parçası haline getirir. Bağlandığı şeyi almak, benliğinin bir parçasını çalmak gibidir. Bu en basit istismar gibi hissettirir ve öfke, korku, kayıp ve diğer güçlü duygular yaratır.

Savaşta bu güzel bir şehir, ünlü bir kişi, kritik silahlar ve daha fazlası olabilir.

Geçici kayıp duygusundan daha büyük olan, alınan eşyanın yok edileceği, kalıcı bir kayba yol açacağı ve dolayısıyla kişinin bir parçasının yok olacağı korkusudur. Bu tehdit, her türlü öfkeyi yatıştırabilir ve korkuyla itaat etmeye yol açabilir.


Sun Tzu: 19. Hızlılık savaşın özüdür: düşmanın hazırlıksız olmasından yararlanın, beklenmedik yollardan ilerleyin ve korunmasız noktalara saldırın.

Savaş bir konumlanma oyunudur. Herhangi bir anda nerede olduğunuz kritiktir. Bu yerlere seyahat ederken arada savunmasız kalırsınız. Hız bu nedenle tehlikeli saldırı şansını azaltır.

Düşmanın beklediğinden daha önce güçlü mevzilere ulaşmak da size sürpriz avantajı sağlar ve böylece onlara zayıf oldukları yerden saldırmanıza izin verir.

Hız aynı zamanda tespit edilmekten kaçınmak ve yine de zamanında varmak için dolambaçlı rotalarda seyahat etmenizi sağlar.

Son olarak, hız size kinetik enerji verir, bu da fizikte kütlenin yarısı ile hızın karesinin çarpımı olarak ölçülür. Bu nedenle hızlı bir saldırı çok güçlüdür.


Sun Tzu: 20. İstilacı bir gücün uyması gereken ilkeler şunlardır: Bir ülkeye ne kadar nüfuz ederseniz, birliklerinizin dayanışması o kadar büyük olacak ve böylece savunmacılar size karşı üstün gelemeyecektir.

Askerler evlerine yakınken, firar etmeyi düşünenler bunu yapabilir. Ancak daha uzakta, bunun başarılı bir seçenek olması muhtemel değildir.

Firar etmeyi düşünmeseler bile, birlikler nerede olduklarına dair zihinsel bir harita tutarlar ve evlerinden uzaklaştıklarında doğal olarak kendilerini bir dereceye kadar daha izole ve korkmuş hissederler. Böyle zamanlarda doğal eğilim, artık zafer ya da muhtemelen yakalanma veya ölüm gibi ortak bir kadere açıkça bağlı oldukları için bir arada kalmaktır.

Şimdi askerler size, liderlerine güveniyor. Onları zafere götürecek ve sonra tekrar evlerine döndürecek bir kurtarıcı olarak size bakıyorlar.


Sun Tzu: 21. Ordunuza yiyecek sağlamak için verimli topraklara akınlar düzenleyin.

“Bir ordu midesiyle yürür” yaygın bir gerçektir. Taze yiyecekler birlikleri neşelendirecek ve erzakların korunmasına yardımcı olacaktır.

Bereketli topraklarda yiyecek almak, yerel halk için yeterince yiyecek bırakabileceğiniz anlamına da gelebilir. Bir yerden geçerken, yerel halkı yanınızda tutmanın hiçbir zararı yoktur.


Sun Tzu: 22. Adamlarınızın sağlığını dikkatle inceleyin ve onları aşırı yormayın. Enerjinizi yoğunlaştırın ve gücünüzü biriktirin. Ordunuzu sürekli hareket halinde tutun ve akıl almaz planlar tasarlayın.

Askerler her ne kadar sıkı çalışmayı beklese de, onlar da biyolojik makinelerdir ve çok fazla yürüyüş, savaş ve stres nedeniyle yıpranabilirler.

Sağlıklı vücudun dinamiklerini anlayın ve birliklerinizi zinde tutarken (yürüyüş buna yardımcı olur), onları yıpratmaktan sakının. Bu şekilde, nerede olursa olsun savaş için enerjinizi koruyabilirsiniz.

Anlaşılmaz planlar sadece düşmanın kafasını karıştırmakla kalmaz, aynı zamanda kendi adamlarınızı da tetikte ve bir sonraki hamleye sürekli hazır tutar.


Sun Tzu: 23. Askerlerinizi kaçışı olmayan mevzilere atın, ölümü kaçmaya tercih edeceklerdir. Ölümle yüzleşirlerse başaramayacakları hiçbir şey yoktur. Subaylar ve erler tüm güçlerini ortaya koyacaklardır.

Eğer askerler ellerinden gelenin en iyisini yapmadan savaşmaya motive olabilirlerse, o zaman ölüm alternatifi içlerindeki en iyiyi ortaya çıkaracaktır.

Motive olanlar bile, başka bir alternatif olmadığına inandıklarında ekstra bir çaresizlikle mücadele edeceklerdir.

Bu şekilde, geri dönüşü olmadığına inandıkları ve bu yüzden acı sona kadar savaşacakları durumları tasarlayabilirsiniz.


Sun Tzu: 24. Askerler çaresiz kaldıklarında korku duygusunu kaybederler. Sığınacak bir yer yoksa, sağlam dururlar. Düşman bir ülkedeyseler, inatçı bir cephe gösterirler. Bunun için hiçbir yardım yoksa, sert bir şekilde savaşırlar.

Bu durum, normalde korkup kaçan ama köşeye sıkıştırıldıklarında şeytan gibi dövüşen hayvanlarda da görülebilir.

Yaşam dürtüsü doğal bir içgüdüdür ve her birimiz son nefesimize kadar savaşırız. Bu, savaş alanındakilerin yanı sıra yataklarında ölmekte olan insanlarda da görülebilir.


Sun Tzu: 25. Böylece, askerler emir almayı beklemeden, sürekli olarak canlılık içinde olacaklardır; sorulmayı beklemeden, isteğinizi yerine getireceklerdir; kısıtlama olmadan, sadık olacaklardır; emir vermeden, onlara güvenilebilir.

‘qui vive’ yaşamı aramaktır. Askerler sizi hayatta kalmanın yolu olarak gördüklerinde, emirlerinizi sorgulamadan yerine getireceklerdir. Başka bir alternatif görmediklerinde, tartışmasız bir şekilde sadık olacaklardır.


Sun Tzu: 26. Kehanetlerde bulunmayı yasaklayın ve batıl şüpheleri ortadan kaldırın. O zaman ölüm gelene kadar hiçbir felaketten korkmaya gerek kalmaz.

Şansla, özellikle de kötü şansla ilgili birçok batıl inanç vardır. Kötü şeyler olduğunda, batıl inançlı insanlar doğru ritüelleri tamamlamadıklarını varsayar ve kaderci bir şekilde ölümlerine gidebilirler.

Batıl inançlar ortadan kaldırıldığında, gerçekler daha kolay görülebilir ve kabul edilebilir. O zaman yapılması gereken doğru şey de daha kolay kabul edilir.


Sun Tzu: 27. Eğer askerlerimiz aşırı para yükü altında değillerse, bunun nedeni zenginlikten hoşlanmamaları değildir; eğer yaşamları gereğinden fazla uzun değilse, bunun nedeni uzun ömürlülüğe karşı isteksiz olmaları değildir.

Asker olmak, bazen her gün ölümle yüzleşmek demektir. Bu da hayata bakış açınızı değiştirir. Böyle durumlarda anı yaşamak ve belki de hiç olmayacak bir gelecek için birikim yapmayı daha az düşünmek şaşırtıcı değildir.

Askerler ölmek istedikleri için askere gitmezler. Çoğu zaman ganimet için de askere gitmezler. Daha çok sıradan nedenlerle, örneğin başka bir umut görmedikleri için askere giderler. Belki de macera arayışıyla ilgilidir. Belki de anlam arayışıyla ilgilidir. Hatta bazıları için kral ve ülkeyle bile ilgili olabilir.


Sun Tzu: 28. Savaşa çıkmaları emredildiği gün, askerleriniz ağlayabilir, oturanlar giysilerini ıslatabilir, yatanlar gözyaşlarını yanaklarından aşağı akıtabilir. Ama bir kez savaşa sokulduklarında, bir Chu ya da Kuei cesareti göstereceklerdir.

Çocuklar genellikle hayatlarını sadece okulun son gününde kazanmak zorunda kalma ihtimaliyle şok olurlar.

Zor bir dönemden geçerken işlerini kaybeden insanlar, işten çıkarılmanın yaklaşmakta olduğu açık olsa bile, genellikle şaşırırlar.

Aynı şekilde askerler de bir gün içinde ölebileceklerini aniden fark ettiklerinde dehşete düşebilirler. Bu şok gözyaşlarına neden olabilir ve dehşetlerini ağlayarak atmalarına izin vermek iyi bir fikirdir.

Yine de ertesi gün çocuklar yetişkin olur ve işlerini kaybedenler hayatlarına devam eder. Ve her yönden ölümle karşı karşıya kalan askerler hedefe doğru adım atar ve kahramanlar gibi savaşır.

Aslında onur psikolojisi aşılanmış askerler korkak olarak görülmektense ölmeyi tercih ederler. Yanındaki kişi için, müfrezesi için, alayı için savaşırlar. Ve ne pahasına olursa olsun onursuzluk hayaletinden kaçınırlar.


Sun Tzu: 29. Usta taktisyen shuai-jan’a benzetilebilir. Shuai-jan, Chung dağlarında bulunan bir yılandır. Başına saldırırsanız kuyruğundan, kuyruğuna saldırırsanız başından, ortasına saldırırsanız hem başından hem de kuyruğundan darbe alırsınız.

Bir kuvvet birbirine bağlı olduğunda, tüm parçalar diğer tüm parçalarda neler olduğunu bilir ve gerektiğinde kurtarmaya gelebilir. Ya da belki bir parça kasıtlı olarak düşmanı işgal ederken diğeri kanatlara saldırabilir.

Bu tür bir koordinasyon ve bağlantı ya dikkatli bir zamanlamaya ya da daha iyisi mükemmel iletişime bağlıdır.

İşletmeler o kadar bölünebilir ve her birim o kadar kendine odaklanabilir ki rakipler birimleri teker teker avlayarak kazanabilir. Büyük resmi görmek ve koordineli hareket ederek rekabet etmek daha iyidir. Tek bir saldırı, diğer birimlerden kaynak aktararak savuşturulabilir.


Sun Tzu: 30. Bir ordunun shuai-jan’ı taklit edip edemeyeceği sorulduğunda, evet diye cevap vermeliyim. Çünkü Wu’nun adamları ve Yueh’in adamları düşmandır; yine de aynı tekneyle bir nehri geçerken fırtınaya yakalanırlarsa, sol elin sağ ele yardım etmesi gibi birbirlerinin yardımına koşacaklardır.

Ordular birlikte kazandıkları ya da kaybettikleri için ortak bir kaderi paylaşırlar. Askerler bunu bilirler. Bu nedenle, iç rekabetler olsa bile, birlikte çalışmanın ve önemli kayıplar olsa bile kurtarmaya gelmenin kendi çıkarlarına olduğunu bilirler.

Tabii ki bu istihbaratla yapılmalı, askerleri kaybedecekleri bir çatışmanın içine atmanın bir anlamı yok.


Sun Tzu: 31. Bu nedenle, atların bağlanmasına ve araba tekerleklerinin toprağa gömülmesine güvenmek yeterli değildir.

Atları savaş alanından uzağa bağlarsanız, askerler at sırtında kaçamaz. Savaş arabası tekerleklerini gömerseniz, bu şekilde de kaçamazlar.

Bunlar, askerlerin ortak bir zeminde savaşmasını sağlamak için kullanılan yöntemlerdir.

Ancak bunlar alaycı yöntemlerdir ve eğer askerlerinize güvenebilirseniz atlar ve savaş arabaları daha yapıcı bir şekilde kullanılabilir. Bu da liderlik gerektirir.

Liderlik, iletişim ve koordinasyonun sağlanması ve shuai-jan yılanı olarak hareket edilmesi açısından da önemlidir.


Sun Tzu: 32. Bir orduyu yönetmenin ilkesi, herkesin ulaĢması gereken tek bir cesaret standardı oluĢturmaktır.

Bir standart belirlemenin en iyi yolu onu modellemektir. Daha sonra onu öğretmek, sonra onu teşvik etmek ve son olarak da onu uygulamaktır.

Pratikte muhtemelen bunların hepsine ihtiyacınız olacak, ancak daha iyi yollardan daha fazlasını kullanmalısınız.

Cesareti olmayan bir ordu ilk engelde başarısız olur. Büyük bir cesaretle, ezici güçlüklerin üstesinden gelebilirler.

İntihar nadiren iyi bir seçimdir, ancak savaşta bazen bazıları için en iyi seçenektir, böylece savaş kazanılabilir.


Sun Tzu: 33. Hem güçlü hem de zayıf olanlardan en iyi şekilde nasıl yararlanılır - bu, zeminin doğru kullanımını içeren bir sorudur.

Kazanmanın sırrı herkesi kullanmak, onları sadece zayıf yönlerini ortaya koymaya zorlamak yerine güçlü yönlerine oynamaktır.

Bu nedenle iyi savaşçı olmayanlar cephe gerisinde daha faydalı olabilirler, örneğin iyi koşabiliyorlarsa mesaj taşıyabilirler. Zeki iseler bilgiyi işleyebilirler. Tüm becerilerden yoksunlarsa belki de sadece sizin için bir şeyler taşıyabilirler.

Güçlü ve zayıf yönleri belirleyebilmek ve ardından kişinin gücüne göre oynamak bir liderlik işaretidir.

İş dünyasında ‘Peter Prensibi’ insanların beceriksizlik seviyelerine göre terfi etmeleri ve sonra da orada kalmalarıdır. Savaşta, iş dünyasından daha da fazla, bu kaybedilen bir yaklaşımdır.


Sun Tzu: 34. Böylece yetenekli bir general ordusunu, sanki tek bir adamın elinden tutup götürüyormuş gibi yönetir.

Bir ordu ya da bir işletme tek tek insanlardan oluşur. Kolektif bir eylem söz konusu olsa da, her biri bağımsız birer aktördür. Dolayısıyla, kolektif bir motivasyon elde etmek için her bir kişinin aynı mesajı alması gerekir.

Bu nedenle liderler amaçlarında sabit ve iletişimlerinde bol olmalıdır.


Sun Tzu: 35. Bir generalin işi sessiz olmak ve böylece gizliliği sağlamaktır; dürüst ve adil olmak ve böylece düzeni korumaktır.

Savaşta istihbarat kritik öneme sahiptir. Bu da düşmanınızın planlarınızı öğrenmek için adil ya da değil her türlü yola başvuracağı anlamına gelir.

Paylaşılan bir sır artık sır değildir. Bazılarına güvenilse de, paylaşım bile duyulabilir. Güvenilen kişi de yakalanabilir ve bilgisi için işkence görebilir. Şantaj yapılabilir veya rüşvet verilebilir.

Bilgi ne kadar kritikse, o kadar az kişi bilmelidir. Bu nedenle, büyük planları kendine saklamak genellikle daha iyidir.


Sun Tzu: 36. Subaylarını ve adamlarını sahte raporlar ve görünüşlerle şaşırtabilmeli ve böylece onları tamamen cehalet içinde tutabilmelidir.

Bir lider, ortak amaç ve eşgüdümlü eylem için güçlü bir iletişim kurmalıdır. Ancak bu, tüm düşünce ve niyetlerin ortaya dökülmesi anlamına gelmez.

İnsanlara bilmeleri gerekenleri ve onları motive ve koordine etmeye yetecek kadarını söyleyin. Ancak daha sonra daha fazla niyeti gizleyin.

İnsanlar doğal olarak tahmin yürütecek ve sizin söylediklerinize ve yaptıklarınıza dayandıracakları düşünceleri hakkında konuşacaklardır. Bu şekilde söylentiler düşman kulaklarına yayılacaktır. Bu söylentiler vahşi ve çelişkili olduğunda, düşman emin olamayacak ve olumlu bir eylemde bulunamayacaktır.

Aynı şekilde iş dünyasında da insanlar dedikodu yapmayı sever ve fikirler ilgilerini çekebilir. Dolayısıyla belirsizlik de insanları tetikte, uyanık ve hazır tutar. Dedikodu orkestrasını yönetmek, bunun kurbanı olmaktan daha iyidir.


Sun Tzu: 37. Düzenlemelerini ve planlarını değiştirerek düşmanı kesin bilgiden yoksun bırakır. Kampını değiştirerek ve dolambaçlı yollar izleyerek düşmanın amacını tahmin etmesini engeller.

Askerlerinizden herhangi bir bilgi sızıntısı olmasa bile, düşmanın sizi izlediğini varsaymalısınız.

Belirli bir amacı olmayan hareketler gibi eylemler analiz edilecek ve amaç sonuca bağlanacaktır. Bu şekilde, gerçek amaç gizli kalabilir ve hazırlığı önleme ve sürpriz yaratma gibi ikili bir avantaj sağlayabilir.


Sun Tzu: 38. Kritik bir anda, bir ordunun lideri, yüksek bir yere tırmanan ve sonra merdiveni arkasına atıp kaçan biri gibi davranır. Elini göstermeden önce adamlarını düşman topraklarının derinliklerine taşır.

Yükseklere tırmanmak ve merdiveni tekmelemek, geri çekilme araçlarını ortadan kaldırmak anlamına gelir. Aynı şekilde, düşman topraklarının derinliklerindeyken firar etmek de akıllıca bir seçenek değildir.

Geri dönüşün olmadığını göstermek için doğru zaman vardır, çünkü askerleri rahatlatacaksa bunu düşünmelerine izin vermek faydalı olabilir. Ancak bir savaş başlayacağı zaman, geri çekilme ya da firar etme düşüncesi akıllarından çıkarılmalıdır.

İş dünyasında, şirketteki herkesin tam kişisel bağlılığı, riskten kaçınan ve insanların bir gözünün kapıda olduğu kültürlere kıyasla büyük bir fark yaratır.


Sun Tzu: 39. Gemilerini yakar, tencerelerini kırar; koyun sürüsünü güden bir çoban gibi adamlarını bir o yana bir bu yana sürer, nereye gittiğini kimse bilmez.

Tekneleri ve köprüleri yakmak da geri dönme seçeneğini ortadan kaldırır. Pişirme kaplarını kırma fikri, yiyecek elde etmenin tek yolunun düşmanı yenmek ve onlarınkini almak olduğudur.

Enerjiyi yüksek ve savaşa hazır tutmakla ilgili çok şey var. Diğer hamlelerde olduğu gibi, bunda da kafa karışıklığını sürdürmek düşmanı belirsiz tutacak ve zayıf noktalara en iyi şekilde saldırmanıza izin verecektir.


Sun Tzu: 40. Ordusunu toplamak ve tehlikeye atmak: Buna generalin işi de denebilir.

Özetle, bir liderin yaptığı şey budur; yön seçmek ve diğerlerini takip etmeleri için motive etmek.

Savaşta toplanma, organize etme ve motive etmenin, amaç vermenin ve savaşmaya hazır olma, hatta endişe yaratmanın bir kombinasyonudur. Askerler yeterince motive edildiklerinde tehlikeyle istekli bir şekilde yüzleşeceklerdir.

İş dünyasında, tehlike ölümcül olmasa da, yine de şirketi öldürebilir ve çalışanlarının geçim kaynaklarını kaybetmelerine yol açabilir. Bu nedenle, hala çok ciddi bir meseledir.


Sun Tzu: 41. Dokuz çeşit zemine uygun farklı önlemler; saldırı veya savunma taktiklerinin uygunluğu ve insan doğasının temel yasaları: bunlar kesinlikle incelenmesi gereken şeylerdir.

Toprağın Dokuz Çeşidi daha önce tartışılmış ve buraya daha fazlası eklenmiştir.

“Çalışma” önemli bir kelimedir. Veri toplamak, zaman ayırmak, düşünmek, farklı bilgileri göz önünde bulundurmak, farklı düşünceleri birleştirmek anlamına gelir. Hızlı bir bakış ya da beş dakikalık bir düşünme değildir.


Sun Tzu: 42. Düşman topraklarını istila ederken, genel ilke şudur: derinlemesine nüfuz etmek birliktelik getirir; kısa bir yol kat etmek ise dağılma anlamına gelir.

Düşman bölgesine kısa bir mesafe ‘kolay zemin’dir.

Bölgelerinin derinliklerindeyken, her taraftaki tehdit birlikleri bir araya getirir ve onları daha fazla ortak akıl haline getirir.

Eve daha yakın olunduğunda, eve geri dönmek de dahil olmak üzere stratejinin ne olması gerektiği konusunda farklı düşünceler olabilir.


Sun Tzu: 43. Kendi ülkenizi geride bırakıp ordunuzu komşu topraklara götürdüğünüzde, kendinizi kritik bir zeminde bulursunuz. Dört bir tarafta iletişim araçları olduğunda, zemin kesişen otoyollardan biridir.

“Kritik zemin” dokuz çeşitten biri değildir. Sadece düşman olmayan bir bölgenin topraklarından geçmek istediğinizde, bu bölge sahiplerini rahatsız edebilir. İzin istemeniz gerekebilir. Ayrıca tespit edilmekten kaçınmak için hızlı veya gizli bir şekilde geçebilirsiniz. Ya da kendinizi istenmeyen bir kavganın içinde bulabilirsiniz.

‘Kesişen otoyollarda’ kullanılabilecek birçok rota vardır, bu da burayı stratejik bir konum haline getirir.


Sun Tzu: 44. Bir ülkeye derinlemesine nüfuz ettiğinizde, orası ciddi bir yerdir; birazcık nüfuz ettiğinizde ise, orası kolay bir yerdir.

‘Ciddi zeminde’ düşman her tarafınızdadır, örneğin müstahkem yerlerden geçtiğinizde. Bu büyük bir dikkat gerektirir.

Kolay zemin yukarıda belirtilmiştir.


Sun Tzu: 45. Arkanızda düşmanın kaleleri ve önünüzde dar geçitler varsa, burası kuşatılmış bir yerdir. Sığınacak hiçbir yeriniz yoksa, burası çaresiz bir yerdir.

‘Etrafı çevrili’ arazi daha önce ‘Dar geçitlerden ulaşılan ve ancak dolambaçlı yollardan geri çekilebileceğimiz arazi’ olarak tanımlanıyordu. Bunun arkasındaki düşman kaleleri işi daha da zorlaştırıyor.

“Umutsuz topraklarda” şimdi savaşmak zorundasınız.


Sun Tzu: 46. Bu nedenle, dağınık bir zeminde, adamlarıma amaç birliği konusunda ilham verirdim. Kolay bir zeminde, ordumun tüm parçaları arasında yakın bir bağlantı olduğunu görürdüm.

‘Dağılma alanı’ kişinin kendi topraklarıdır. Dolayısıyla amaç birliği ‘vatanı savunmak’ olabilir.

‘Kolay zemin’ eve yakındır. Orduyu birbirine bağlı tutmak, ayrı birimlerin kendi görevlerine gitmemesini sağlar. Ayrıca işgal edilen düşmandan bir itici güç yönetmeye yardımcı olur.


Sun Tzu: 47. Tartışmalı bir zeminde acele ederdim.

‘Çekişmeli zemin’, ‘sahip olunmasının her iki tarafa da büyük avantaj sağladığı’ yerdir.

Bu arazide saldırıya uğramanız muhtemeldir ve bu nedenle birliklerin düşman tarafından seçilebileceği uzun bir geri çekilme yapmamalısınız.


Sun Tzu: 48. Açık arazide savunmamı tetikte tutardım. Kesişen otoyolların olduğu arazide ise ittifaklarımı güçlendirirdim.

‘Açık arazide’ her iki taraf da hızlı hareket edebilir. Bu nedenle tetikte olmak gerekir.

Kavşak noktalarında, bu pozisyonu korumaya yardımcı olmak için müttefikler kullanılabilir.


Sun Tzu: 49. Ciddi bir zeminde, sürekli bir malzeme akışı sağlamaya çalışırdım. Zor bir zeminde, yol boyunca ilerlemeye devam ederdim.

Düşman her yerdeyken, ikmal seviyelerini sürdürmeniz gerekir çünkü ne zaman kesilebileceğinizi asla bilemezsiniz.

“Zor zemin” dağlar ve bataklıklar gibi aşılması zor ve yavaş olan yerlerdir. Bu tür yerler stratejik bir değere sahip olmadıkça nadiren elde tutulmaya değerdir ve rahat değildir, bu nedenle en iyisi sadece içinden geçmektir.


Sun Tzu: 50. Sıkışmış bir arazide, her türlü geri çekilme yolunu kapatırdım. Çaresiz bir arazide, askerlerime hayatlarını kurtarmanın umutsuzluğunu ilan ederdim.

Dar yollarda blokaj yaparak arkanızı korumak kolaydır. Korku dolu birliklerin geriye doğru gitmesini durdurmak da kolaydır.


Sun Tzu: 51. Çünkü kuşatıldığında inatçı bir direniş göstermek, kendine yardım edemediğinde sert bir şekilde savaşmak ve tehlikeye düştüğünde derhal itaat etmek askerin eğilimidir.

Sırtınız duvara dayandığında, savaşmaktan başka seçeneğiniz yoktur.

Askerlerin kafası karıştığında, ne yapacaklarını biliyor gibi görünenlere körü körüne güvendikleri için emirlere daha da büyük bir şevkle itaat edeceklerdir.


Sun Tzu: 52. Komşu prenslerin planları hakkında bilgi sahibi olmadan onlarla ittifak kuramayız. Ülkenin çehresini -dağlarını ve ormanlarını, tuzaklarını ve uçurumlarını, bataklıklarını ve bataklıklarını- tanımadıkça bir orduyu yürüyüşe çıkaramayız. Yerel rehberlerden yararlanmadıkça doğal avantajları hesaba katamayız.

Savaşta ittifaklar çok önemli olabilir. Hem seferlerinizde yardım sağlarlar hem de müttefikin diğer tarafa katılmamasını sağlarlar.

Ancak iş dünyasında olduğu gibi, arkadaşınız olabilecek kişilerin de çoğu zaman kendi gündemleri vardır ve bu gündemler sizinkiyle uyuşmayabilir.

Size yardım ettikleri için büyük ödüller isteyebilirler, fethedilen bir toprağın ganimetlerini paylaşmak isteyebilirler. Onları diğer tarafa karşı savunmanızı isteyebilirler. Ayrıca, siz yokken topraklarınızı işgal etmek veya savunmasız olduğunuzda aniden taraf değiştirmek için hileli numaralar da yapabilirler.

Eğer onların topraklarından geçmeniz gerekiyorsa, size rehberlik ederek yardımcı olabilirler. Resmi bir ittifak olmasa bile yerel halkın desteği çok faydalı olabilir.


Sun Tzu: 53. Aşağıdaki dört ya da beş ilkeden herhangi birini göz ardı etmek savaşçı bir prense yakışmaz.

Eğer bir prens ya da saygın bir lider olacaksanız, o zaman saygınlığınızı ve konumunuz için doğru olduğu kabul edilen ilkelere bağlılığınızı göstermelisiniz.


Sun Tzu: 54. Savaşçı bir prens güçlü bir devlete saldırdığında, generalliği kendisini düşman kuvvetlerinin toplanmasını engelleyerek gösterir. Rakiplerini alt eder ve müttefiklerinin ona karşı birleşmesi engellenir.

Çok sayıda güçlü müttefiki olan bir ülkeye saldırmak tehlikeli bir şeydir. Eşgüdüm içinde hareket edebilirlerse, kısa sürede sayıca üstün hale gelebilirsiniz. Bu nedenle sadece karşıt ittifakların derinliğini değil, aynı zamanda askeri durumlarını da anlamak önemlidir.


Sun Tzu: 55. Bu nedenle, herkesle ve her kesimle ittifak kurmaya çalışmaz ve diğer devletlerin gücünü teşvik etmez. Düşmanlarını korku içinde tutarak kendi gizli planlarını gerçekleştirir. Böylece onların şehirlerini ele geçirebilir ve krallıklarını yıkabilir.

Kolay ittifaklar kurmak, kişiyi savaşta kendileri de öngörülemez olabilecek müttefiklere bağımlı hale getirir.

Müttefikler söz konusu olduğunda gizlilik çok daha zordur. Kendi halkınızdan emin olamıyorsanız, müttefiklerin sır saklayacağına dair ne umabilirsiniz ki?

Son olarak, bir general müttefikleri olmadan başarılı olabilirse, itibarı yükselecek ve düşmanları korkudan titreyecektir.


Sun Tzu: 56. Ödülleri kural tanımadan verin, emirleri önceki düzenlemeleri dikkate almadan verin; böylece koca bir orduyu tek bir adamla idare etmek zorundaymışsınız gibi idare edebilirsiniz.

Ödülleri beklendikleri yerde verirseniz, sadece bir hak duygusu yaratırsınız. Ödülleri beklenmedikleri yerde verdiğinizde, sürpriz ve zevk yaratırsınız. Ayrıca mutlak otoritenizin altını çizersiniz.

Fikrinizi değiştirmek subayın ayrıcalığıdır. Bir emir verdiğinizde bunun iptal edilemeyeceğini düşünmek tehlikeli olabilir. Kendi iyiliği için bile olsa değişiklik yapmak orduyu diken üstünde tutmak için de kullanılabilir.

Herkes bir sonraki belirsiz eyleminizi beklerken, dikkatleri üzerinize çekmiş olursunuz. Ödülün kolayca verilebileceğini bildiklerinde, umutla beklerler.


Sun Tzu: 57. Askerlerinizi eylemin kendisiyle yüzleştirin; planınızı bilmelerine asla izin vermeyin. Görünüm parlak olduğunda, bunu gözlerinin önüne getirin; ancak durum kasvetli olduğunda onlara hiçbir şey söylemeyin.

Bir iş hemen yapıldığında ya da yapılacak olduğunda, tartışmaya ya da karşı çıkmaya zaman yoktur; kabul edilmelidir.

Duygular aşağı ya da yukarı doğru spiraller çizer. İnsanlar genel olarak olumlu hissettiklerinde, planlarınıza olumlu bir gözle bakacaklardır. Kasvetli olduklarında ise kötümser olacaklardır.


Sun Tzu: 58. Ordunuzu ölümcül bir tehlikeye sokun, hayatta kalacaktır; onu umutsuz dar boğazlara sokun, güven içinde çıkacaktır.

İnsanların ve orduların en iyi yönlerini, sırtları duvara dayandığında ve savaşmaktan ya da tam bir adanmışlıkla tehlikeyle yüzleşmekten başka seçenekleri olmadığında görürsünüz.


Sun Tzu: 59. Çünkü tam da bir kuvvet zarar görecek duruma düştüğünde zafer için darbe vurabilir.

Tehdidin doğal olarak yarattığı uyarılma, ortalama bir orduyu güçlü bir orduya dönüştürebilir.

Bu tür durumları yaratabilmek ve yönetebilmek zeki bir generalin işaretidir. Özellikle, Savaş ya da Kaç tetiklendiğinde, beceri sadece savaşın seçilmesini sağlamaktır.


Sun Tzu: 60. Savaşta başarı, kendimizi düşmanın amacına dikkatle uydurmakla kazanılır.

Hem savaşta hem de iş dünyasında, düşmanınızın veya rakiplerinizin eylemlerini hesaba katmadan plan yapmak muhtemelen başarısızlığa yol açacaktır.

Kendi planlamanızla başlamak için iyi bir yer amacınızdır. Karşı tarafı analiz ederken de amaç iyi bir başlangıç noktasıdır. Onların neyi başarmaya çalıştıklarını bildiğinizde, bunu nasıl başarmaya çalışabileceklerini daha iyi tahmin edebilirsiniz.


Sun Tzu: 61. Düşmanın kanadında ısrarla asılı kalarak, uzun vadede başkomutanı öldürmeyi başaracağız.

Üst düzey subaylar nadiren önden liderlik ederler ve genellikle safların daha gerisinde bulunabilirler. Konumlarını belirleyebilir ve yandan saldırabilirseniz, onları öldürebilir veya yakalayabilir, böylece düşmanın ‘başını kesebilir’ ve böylece korku ve karışıklık yaratabilirsiniz.


Sun Tzu: 62. Buna kurnazlıkla bir şeyi başarma yeteneği denir.

Kurnazlık, beklenmeyen şeyleri yapmaktır. Yaratıcılık ve ustalığın yanı sıra fikirlere açık olmayı gerektirir.

İş dünyasında kurnazlık da nadir bulunan bir kaynaktır ve bazı şirketler “bu işe yaramaz” gibi kolay ifadelerle kurnazlığı öldürmektedir. Elbette yasal kalmalı ve kurnaz taktiklerin olumsuz marka etkisine dikkat etmelisiniz. Ancak cesur kurnazlıklar da sizi akıllı ve başarılı gösterebilir.


Sun Tzu: 63. Komutanlığınızı devraldığınız gün, sınır geçitlerini kapatın, resmi sayımları yok edin ve tüm elçilerin geçişini durdurun.

Yeni bir komutanın kendini hissettirmesi gerekir. Bunu yapmanın kolay bir yolu önceki emirleri iptal etmektir.

Bir sonraki adım, daha da iyi sonuç veren olumlu komutlar vermektir.


Sun Tzu: 64. Konsey odasında sert olun ki durumu kontrol edebilesiniz.

Kıdemli subaylar doğaları gereği cesur ve gözü pektir ve bunu toplantılara da taşırlar. Böylesine yıpratıcı bir grubu kontrol etmek için güçlü ve talepkâr bir komutan gerekir.


Sun Tzu: 65. Eğer düşman bir kapıyı açık bırakırsa, hemen içeri girmelisiniz.

Düşmanın sunduğu fırsatlardan yararlanın ve bunu onlar bir açık kapı bıraktıklarını fark etmeden önce yapın.

Ayrıca bunun sizi tuzağa düşürmek için kasıtlı olarak yapılmadığına da dikkat edin. Yine de sürekli pusu korkusunun, birçoğu öngörülemeyen koşullar veya zayıf iletişim nedeniyle ortaya çıkan fırsatları değerlendirmenizi engellemesine izin vermeyin.


Sun Tzu: 66. Rakibinizin değer verdiği şeyleri ele geçirerek onu engelleyin ve yere iniş zamanını ustaca ayarlayın.

Düşmanın önem verdiği bir şeyi, örneğin kültürel önemi olan kilit bir kasabayı elinizde tutuyorsanız, ona zarar verme ihtimalinize karşı temkinli davranacaklardır. Dolayısıyla bunu bir pazarlık kozu olarak ya da zaman kazanmak için kullanabilirsiniz.

Savaşların ne zaman ve nerede olacağını kontrol edebilirseniz, daha iyi hazırlandığınızdan ve düşmanın bitkin ve hazır olmadığından emin olabilirsiniz.


Sun Tzu: 67. Kuralların belirlediği yolda yürüyün ve kesin bir savaşa girene kadar düşmana uyum sağlayın.

Kuralları ve neden gerekli olduklarını anlayın. Yapmamak için bir neden olmadığında onlara uyun.

Kazanabileceğinize emin olana kadar savaştan kaçınmak için hareket edin.


Sun Tzu: 68. O halde, düşman size bir fırsat verene kadar, önce bir bakirenin nazını sergileyin; sonra koşan bir tavşanın hızını taklit edin ve düşmanın size karşı koyması için çok geç olacaktır.

Kasıtlı olarak zayıf ve savaşmaya isteksiz görünürseniz, düşman cesaretlenebilir ve zorlanmadan hata yapabilir.

Saldırdığınızda, bunu öyle bir hızla yapın ki yaratılan sürpriz onlara yeniden toparlanmak veya hamlelerinize karşı koymak için zaman vermesin.

Alev Alatlı: Sömürgecilik, Kimlik ve Kültürel Direniş

Bu çalışma, rahmetli Alev Alatlı’nın birçok platformda yer alan konuşmaları, yazdığı makaleler ve birçok verinin bir araya getirilmesi sonucu oluşturulmuştur. Ardından NotebookLM aracılığıyla değerlendirilerek belirli konu başlıkları belirlenmiş ve makale kaleme alınmıştır.

Kaynak olarak sağlanan metinler, Alev Alatlı’nın entelektüel mirasını ve eserlerini çeşitli yönleriyle inceliyor. Özellikle otobiyografik unsurların Alatlı’nın romanlarındaki izleri üzerinde durulurken, yazarın çocukluğu, aile kökenleri ve eğitim yaşamından esinlenerek oluşturduğu karakterler ele alınıyor.

Metinler ayrıca Alatlı’nın siyasi, kültürel ve toplumsal konulardaki düşüncelerini, özellikle küreselleşme, eğitim, din ve Batı taklitçiliği eleştirilerini de açığa çıkarıyor. Filistin meselesi, kadınların dinî rollerdeki konumu ve Batı medeniyetinin eleştirel analizi gibi konular da Alatlı’nın kapsamlı entelektüel ilgilerini ve eleştirel duruşunu yansıtan önemli başlıklar olarak sunuluyor. Son olarak, Alatlı’nın yazarlık tavsiyeleri ve okurla kurduğu ilişki de okuyucunun genel bir bakış açısı edinmesine yardımcı oluyor.

Umarım bu makale okuyucular için faydalı olur. İyi okumalar.

Alev Alatlı’nın Batı medeniyetinin sömürgeci karakteri, kültürel yabancılaşma, kimlik kaybı ve genel olarak güçlülerin zayıflar üzerindeki tahakkümü gibi temalar sıklıkla işlenmektedir. Bu temalar, Kızılderililer gibi sömürgecilik ve kültürel baskı yaşamış toplumların deneyimleriyle dolaylı olarak ilişkilendirilebilir.

Alev Alatlı’nın Batı Medeniyetine Yönelik Eleştirileri ve Sömürgecilik

Alev Alatlı, romanlarında ve söyleşilerinde Batı medeniyetinin sömürgeci karakterini sert bir dille eleştirir. Ona göre Batılı devletler, kendilerine özgü doğruları ve kuralları dayatmaya çalışarak Doğu toplumlarını kendi hayal ettikleri biçime sokmayı amaçlamışlardır. Alatlı, Batı’yı ırkçılık, faşizm ve nükleer silahlar gibi olumsuzluklardan sorumlu tutar. Bu eleştiriler, Batılı güçlerin dünya genelindeki sömürgeci eylemlerine ve bunun sonucunda yerli halkların yaşadığı trajedilere geniş bir çerçeveden bakar. Örneğin, Roma’yı, yiyecekten hammaddeye, kölelere kadar her ihtiyacını imparatorluk lejyonerleri aracılığıyla temin eden, “asalak bir şehir” ve “sömürü kültürünün yapılaşması” olarak tanımlaması, sömürülen toplumların durumuna dikkat çekmektedir.

Kültürel Erozyon ve Kimlik Kaybı Teması

Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma çabaları sonucunda kültürel erozyona uğradığını ve kendi öz benliğinden koptuğunu sıklıkla vurgular. Bu durum, dilin doğru kullanılmaması ve yabancı terimlerin benimsenmesiyle asimilasyona yol açtığı şeklinde ifade edilir. Alatlı, Türkiye’nin kendi değerlerini muhafaza etmesi ve taviz vermemesi halinde yabancılaşmadan kurtulabileceğine inanır. “Otoktonus efsanelerine sırt çeviren bir ulus” olduğumuz tespitiyle, Yunan tanrıları yerine kendi mitolojimize (örneğin Akene, Beyaz Kaz figürü) sahip çıkma gerekliliğini dile getirir. Bu temalar, pek çok yerli halkın sömürgecilik altında kendi kültürel miraslarını, dillerini ve kimliklerini kaybetme deneyimleriyle derin benzerlikler taşımaktadır. Alatlı, insanların kendi köklerine yabancılaşmasını bir “patoloji” olarak tanımlar ve “kendi istek ve tutkularını ilah edinmek” veya “putperestlik” kavramlarıyla ilişkilendirir.

Güç, Zulüm ve Tarihsel Döngüler Üzerine Gözlemler

Alev Alatlı, tarihsel süreçte güç ve iktidar adına yaşanan zulümlerin benzerlik gösterdiğini belirtir: “Güçlü zulmedendir ve saygındır/hayran olunandır/başarılı olandır/efendidir. Zayıf eziyet gören/başarısız olan/aşağılanan/köledir”. Bu geniş kapsamlı gözlem, farklı coğrafyalarda ve zamanlarda gerçekleşen baskı ve zulüm olaylarını kapsar. Alatlı ayrıca, toplumların kendilerini “yaratılan düşman” üzerinden tanımlama eğilimini ve “seçilmiş travma” kavramını tartışır. Bu “seçilmiş travmalar”ın, asılsız veya abartılmış felaket hikayeleri aracılığıyla toplumda mağduriyet hissi yaratma ve kimlik inşasında kullanıldığını ifade eder. Bu analiz, yerli halkların tarihsel mağduriyetlerinin ve kimlik mücadelelerinin de farklı perspektiflerden anlaşılabileceğine işaret eder.

Alatlı, “helâl olanı, yasal olanla örtüştürmenin” 21. yüzyılın en önemli toplumsal projesi olduğunu vurgular. Yasaların tanıdığı haklardan “insanlık veya Allah adına feragat etmenin garipsenmediği” bir düzenin gerekliliğini savunur. Bu, adalet ve ahlaki değerlerin hukuki çerçevenin ötesinde bir önem taşıdığına dair derin bir inancı yansıtır ki, bu tür düşünceler, geçmişteki adaletsizliklerle yüzleşmek ve mağduriyetleri gidermek için önemli bir temel oluşturabilir.

Sonuç olarak, Alev Alatlı’nın eserleri ve söylemleri, Batı sömürgeciliği, kültürel yabancılaşma, adaletsizlik ve kimlik mücadelesi gibi evrensel temaları güçlü bir şekilde ele almaktadır.

Sun Tzu - Bölüm 10: Arazi

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Altı çeşit arazi ayırt edebiliriz: (1) Erişilebilir zemin; (2) dolaşık zemin; (3) geçici zemin; (4) dar geçitler; (5) sarp yükseklikler; (6) düşmandan çok uzakta bulunan mevziler.

Burada, aşağıdaki paragraflarda daha ayrıntılı olarak açıklanan altı farklı arazi türü bulunmaktadır.

Anlamak her türlü başarının kalbidir. Savaş toprakta yapılır, bu da toprağı anlamanın başarıya giden temel yol olduğu anlamına gelir.

Aynı şekilde iş dünyasında da sanal ve coğrafi bölge vardır. Bunu anlamak başarının anahtarıdır.


Sun Tzu: 2. Her iki tarafın da serbestçe geçebildiği zemin erişilebilir olarak adlandırılır.

Bir şey sizin için erişilebilir olduğunda, muhtemelen düşmanlarınız için de erişilebilir olacaktır.

Açık arazide çok daha güçlü bir ordu muhtemelen galip gelecektir, ancak bu bile her taraftan saldırıya açıktır.


Sun Tzu: 3. Bu nitelikteki arazilerde, yüksek ve güneşli noktaları işgal ederek düşmandan önce davranın ve ikmal hattınızı dikkatle koruyun. O zaman avantajlı bir şekilde savaşabilirsiniz.

Erişilebilir zeminin düz olması gerekmez, sadece geçilmesi kolaydır. Bunun içinde bazı yerler diğerlerinden daha avantajlı olacaktır. Bunlar ilk olarak işgal edilmeye değerdir.

Erişilebilir arazide çok uzaklara seyahat edebilirsiniz, bu da düşmanınızın koparmaya çalışabileceği uzun ve savunmasız bir ikmal hattına ihtiyaç yaratır. Hayat veren bu göbek bağını korumak için çaba sarf edilmelidir.


Sun Tzu: 4. Terk edilebilen ancak yeniden işgal edilmesi zor olan zemine dolaşıklık denir.

Yeniden işgal edilmesi zor olan yerler arasında tepeler, ormanlar ve iyi siper sağlayan diğer alanlar yer alır.

Bu tür yerleri işgal ettikten sonra elinizde tutmak iyidir. Düşmanların bu tür yerleri ele geçirmesini engellemeye çalışmak önemlidir.


Sun Tzu: 5. Bu tür bir konumdan, eğer düşman hazırlıksızsa, ileri atılabilir ve onu yenebilirsiniz. Ancak düşman sizin gelişiniz için hazırlıklıysa ve siz onu yenemezseniz, o zaman geri dönüş imkansız olduğundan, felaket ortaya çıkacaktır.

Dolaşık zemin savunma için iyidir, bu nedenle bir sorti kazanacağınızdan emin değilseniz, savunma pozisyonu almak ve düşmanınızın savunmanızda kendini yıpratmasına izin vermek daha iyi olabilir.

En kötü durum ise ayrıldığınız ve geri dönemediğiniz durumdur, çünkü belki de yolunuz kesilmiştir ya da düşmanınız siz uzaktayken etrafınızdaki toprakları ele geçirmiştir.


Sun Tzu: 6. Pozisyon, her iki tarafın da ilk hamleyi yaparak kazançlı çıkamayacağı şekilde olduğunda, buna geçici zemin denir.

Çıkmaz, eşitlikten kaynaklanabilir, örneğin her iki tarafın da birbirine dolanmış bir zemine sahip olduğu veya yolda dezavantajlı bir engelin bulunduğu durumlarda.

Bazen her iki ordu da savaşmak için motive olmadığında, eşit ve fikirlerden yoksun olduklarında, zemin öyle olmadığı halde geçici olarak algılanabilir.


Sun Tzu: 7. Bu tür bir konumda, düşman bize çekici bir yem sunsa bile, ileri atılmayıp geri çekilmemiz, böylece düşmanı ayartmamız tavsiye edilir; o zaman, ordusunun bir kısmı dışarı çıktığında, saldırımızı avantajlı bir şekilde gerçekleştirebiliriz.

Özellikle düşman da güçlü bir mevziye sahipse, güçlü bir mevziden çekilmeye dikkat edin.

Eğer ileri gitmek dezavantajlıysa, o zaman alternatif yanlara veya geriye doğru gitmektir. Eğer bunu yaparken düşmanı açık araziye çekebilirseniz, o zaman avantaj elde edebilirsiniz.


Sun Tzu: 8. Dar geçitlere gelince, eğer önce buraları işgal edebiliyorsanız, buraları güçlü bir şekilde garnizon haline getirin ve düşmanın gelişini bekleyin.

Dar geçitler, yukarıdaki toprak ele geçirilebilir ve aşağıdaki insanlar yukarıdan yağmalanabilirse tehlikelidir. Yukarıdaki toprak savunulamazsa, Thermopylae’deki Sparta macerasında olduğu gibi, geçit sadece birkaç kişiyle tutulabilir.

Duvarlar ve savunma garnizonu inşa etmek bir geçidi zaptedilemez bir kaleye dönüştürebilir.


Sun Tzu: 9. Ordu bir geçidi işgal etmenizi engellerse, geçit tamamen garnizonsa peşinden gitmeyin, sadece zayıf garnizonsa gidin.

Eğer karşı taraf geçide önce ulaşırsa ve bir garnizon oluşturmuşsa, buraya saldırmak kuşatma yapmak gibi savurgan ve muhtemelen boşunadır.

En iyi umut, düşmanın dikkatsiz olması ve yetersiz muhafızlara sahip olmasıdır, bu da toptan bir saldırıyla içeri girmenize veya belki de geceleyin içeri sızmanıza izin verir.


Sun Tzu: 10. Sarp yükseklikler söz konusu olduğunda, eğer düşmanınızla önceden karşılaşmışsanız, yüksek ve güneşli yerleri işgal etmeli ve orada onun yukarı çıkmasını beklemelisiniz.

Yeterince sıcak olan yüksek bir yeri işgal edebilirseniz ve düşman böyle bir mevziye saldırmaya mecbur ya da motive olmuşsa, bu doğal kaleden ona ateş açarken yükseklik size güçlü bir avantaj sağlayabilir.


Sun Tzu: 11. Düşman sizden önce oraları ele geçirmişse, onu izlemeyin, geri çekilin ve onu uzaklaştırmaya çalışın.

Dolaşık zeminde olduğu gibi, düşman savunma gücü pozisyonundayken en iyi yaklaşım doğrudan saldırmak yerine cezbetmektir.

Genel olarak, düşman daha güçlü olduğunda, en iyi taktikler hile ve sürpriz taktikleridir.


Sun Tzu: 12. Düşmandan çok uzakta bulunuyorsanız ve iki ordunun gücü eşitse, bir savaşı kışkırtmak kolay değildir ve savaşmak sizin aleyhinize olacaktır.

Uzaktaysanız ama savaşmak istiyorsanız, birliklerinizi yorabilecek, tehlikeli ve düşmanca olabilecek bir araziden onlara yaklaşmanız gerekir; öyle ki düşmana ulaştığınızda birlikleriniz bitkin ve savaş için uygun durumda olmayabilir.


Sun Tzu: 13. Bu altı ilke Dünya ile bağlantılı ilkelerdir. Sorumlu bir göreve gelen general bunları incelemeye dikkat etmelidir.

Diğer kural setlerinde olduğu gibi, bunlar Sun Tzu’nun öğrenme ve deneyimlerinden türetilmiştir. Neyi en iyi şekilde kullanabileceğinizi belirlemek için bunları inceleyin.


Sun Tzu: 14. Bir ordu, doğal nedenlerden değil ama generalin sorumlu olduğu hatalardan kaynaklanan altı farklı felakete maruz kalır. Bunlar: (1) Uçuş; (2) itaatsizlik; (3) çöküş; (4) yıkım; (5) düzensizlik; (6) bozgun.

Bir ordunun generalinin sadece savaşı kazanmak için değil, aynı zamanda başarısızlık ve utançtan kaçınmak için de birçok sorumluluğu vardır. General savaş alanında hükümdarı temsil eder ve herhangi bir kayıp ve utanç doğrudan hükümdar tarafından hissedilir.


Sun Tzu: 15. Diğer koşullar eşit olduğunda, bir kuvvet kendisinden on kat büyük bir başka kuvvete karşı savrulursa, sonuç birincisinin uçması olacaktır.

Savaşta bir generalin kullanabileceği pek çok değişken ve taktik vardır. En ilkel yaklaşım, iki ordunun savaş alanında karşılaşması ve birbirlerinin üzerine atılmasıdır.

Bu şekilde basit kuvvete karşı basit kuvvet söz konusu olduğunda, fizik kanunları daha büyük olan kuvvetin kazanacağını söyler.

Bu güçlü ve onurlu bir yaklaşım gibi görünebilir, ancak savaşta kibir daha çok aptallıktır. Üstün taktikler kullanarak birçok ölümden kaçınabilecekleri için daha güçlü bir güç için bile aptallıktır.

İş dünyasında, büyük şirketlerin rekabetçi bir durumdan kurtulmak için harcama yapmaları, örneğin pahalı reklam kampanyaları yürütmeleri genellikle caziptir. Ancak bu tek yol değildir.


Sun Tzu: 16. Sıradan askerler çok güçlü ve subayları çok zayıf olduğunda sonuç itaatsizlik olur. Subaylar çok güçlü ve sıradan askerler çok zayıf olduğunda sonuç çöküş olur.

Zayıf komuta her zaman kötüdür, ancak itaatsizlik etmelerine izin verilen askerler zarar verici bir düzensizliğe yol açar.

İnsanların emirlere itaat etmemesi iş dünyasında yeterince kötüdür, ancak uyumlu ve hassas eylemin kritik olduğu savaşta bu durum çok daha kötüdür.


Sun Tzu: 17. Yüksek rütbeli subaylar öfkeli ve itaatsiz olduklarında ve düşmanla karşılaştıklarında, başkomutan savaşacak durumda olup olmadığını anlayamadan, kızgınlık duygusuyla kendi hesaplarına savaştıklarında, sonuç yıkım olur.

Ordular koordineli komuta ve eylemle başarıya ulaşır. Bireysel komutanlar generale saygı duymadıklarında, daha yüksek emirleri reddettiklerinde veya koordinasyon olmadan kendi inisiyatifleriyle hareket ettiklerinde, tüm görev tehlikeye girer.

Bu etki, bireysel iş departmanlarının ve birimlerinin bağımsız ‘silolar’ olarak hareket ettiği ve genellikle diğer iç grupların zararına bireysel başarı peşinde koştuğu iş dünyasında ortaya çıkar. Bu savurgan iç bölünme ile müşteriler ve hissedarlar kaybeder.


Sun Tzu: 18. General zayıf ve otoritesiz olduğunda; emirleri açık ve net olmadığında; subaylara ve erlere sabit görevler verilmediğinde ve rütbeler gelişigüzel bir şekilde oluşturulduğunda, sonuç tam bir düzensizliktir.

Memur ne kadar yüksekse, hiyerarşinin bir alt kademesinde farklı sorumlulukları olan komuta o kadar net ve güçlü olmalıdır. Bu sistemdeki herhangi bir aksaklık, sorunların ağaçtan aşağıya doğru yayılmasına yol açar.

Modern İngiliz ordusu ‘komutanın niyeti’ diye bir şey kullanır. Bunu anlamaya çok dikkat edilir, böylece birimler ayrılsa bile inisiyatiflerini tek bir hedefe doğru kullanabilirler.

İş dünyasında, farklı yönetim ve yerel yorumlar yanlış hizalanmış ve koordine edilmemiş bir dizi taktiğe yol açtığı için üst düzey strateji genellikle başarısız olur.


Sun Tzu: 19. Düşmanın gücünü tahmin edemeyen bir general, daha küçük bir kuvvetin daha büyük bir kuvvetle çarpışmasına izin verirse ya da zayıf bir müfrezeyi güçlü bir müfrezenin karşısına çıkarırsa ve seçkin askerleri ön saflara yerleştirmeyi ihmal ederse, sonuç bozgun olmalıdır.

Savaşta istihbarat çok önemlidir ve düşmanınızın gücünü bilmek bunun kritik bir parçasıdır.

Ön hattaki birlikler ordunun geri kalanı için bir kalkan görevi görür. Ön hat delinirse başka sorunlar ortaya çıkar. Bu nedenle güçlü ön hat birliklerine sahip olmak önemlidir.

İş dünyasında, insanların müşterilere düzenli olarak dokunduğu müşteri yüzeyi, markanın önemli bir parçasıdır. Birçok büyük şirketin satış ve servis çağrılarını, markaya günlük bir kötülük yapan şirketlere yaptırması gariptir.


Sun Tzu: 20. Bunlar, sorumlu bir göreve gelen generalin dikkatle not etmesi gereken, yenilgiyi göze almanın altı yoludur.

Başarısız olmanın birçok yolu vardır. Bunlar önemli olanlardır.

Bunların kaçının liderlikle ilgili olduğuna dikkat edin. İyi liderlik ve iyi yönetim olmadan hem savaş hem de iş başarısız olur. En kötü subayınız ya da yöneticiniz kadar iyisinizdir.


Sun Tzu: 21. Ülkenin doğal yapısı askerin en iyi müttefikidir; ancak düşmanı tahmin etme, zafer güçlerini kontrol etme ve zorlukları, tehlikeleri ve mesafeleri kurnazca hesaplama gücü, büyük bir generalin sınavını oluşturur.

Savaşta birçok değişken vardır. Bunları anlayan ve kullanan general zafer şansını artırır.

Başarısızlık genellikle bu tür faktörlerin ele alınmamasından, hesaplamalara dahil edilmemesinden veya net istihbarat aramak yerine zayıf varsayımlarda bulunulmasından kaynaklanır.

Dolayısıyla savaş sezgisel bir sanattan çok bir bilimdir.

İş dünyasında da çok fazla bilim vardır. Niteliksel analiz ve karar verme için yer olsa da, niceliksel bir temel her zaman sağlam bir yaklaşımdır.


Sun Tzu: 22. Bunları bilen ve savaşırken bilgisini uygulamaya koyan kişi savaşlarını kazanacaktır. Bunları bilmeyen ve uygulamayan kişi ise kesinlikle yenilgiye uğrayacaktır.

Sadece bir şeyleri bilmeniz değil, onları doğru şekilde kullanmanız da gerekir. Bu iki adımın da atılması gerekir. Tarih, anlama ve anlaşılanları uygulama konusundaki başarısızlıklarla doludur.


Sun Tzu: 23. Eğer savaşmak zaferle sonuçlanacaksa, hükümdar yasaklasa bile savaşmalısınız; eğer savaşmak zaferle sonuçlanmayacaksa, hükümdarın emriyle bile savaşmamalısınız.

Komutanlara itaat etmek önemli olmakla birlikte, nihai seçim subayların durum hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğu savaş alanında yapılmalıdır.

Dolayısıyla sahadaki görevlilerin genel zafere ulaşmak için doğru olanı yapma konusunda büyük sorumlulukları vardır. Buna izin verilmesi ve görevlilerin bu tür kararları doğru bir şekilde almaları için eğitilmeleri önemlidir.


Sun Tzu: 24. Şöhrete tamah etmeden ilerleyen ve rezil olmaktan korkmadan geri çekilen, tek düşüncesi ülkesini korumak ve hükümdarına iyi hizmet etmek olan general, krallığın mücevheridir.

Kişisel hırs ve şan şöhret ya da terfi arayışı öncelik kazandığında, zaferin daha yüksek hedefleri kaybedilir.

En büyük generaller, yöneticilerine ve ülkelerine hizmet etmek için öncelikle daha yüksek hedefler tarafından yönlendirilenlerdir.


Sun Tzu: 25. Askerlerinizi çocuklarınız gibi görün, sizi en derin vadilere kadar takip edeceklerdir; onları kendi sevgili oğullarınız gibi görün, ölüme kadar yanınızda duracaklardır.

Bir ebeveyn ile çocukları arasındaki bağ çok güçlüdür. “Kan sudan daha kalındır” derler. En büyük bağ, insanların birbirleri için seve seve ölebilecekleri bağdır.

Bu kadar güçlü bir bağ, çalışanlarınızın size güveneceği ve sizi her yerde takip edeceği anlamına gelir. Bu aynı zamanda onları aktif olarak önemsemeniz gerektiği anlamına da gelir.

Çalışanlarıyla bağ kuran işletmeler, güçlü bir sadakat yaratır, ek çalışma seviyelerini teşvik eder ve yıpranma maliyetlerini azaltır.


Sun Tzu: 26. Bununla birlikte, hoşgörülüyseniz, ama otoritenizi hissettiremiyorsanız; iyi kalpliyseniz, ama emirlerinizi uygulayamıyorsanız; ve dahası, kargaşayı bastırmaktan acizseniz: o zaman askerleriniz şımarık çocuklara benzetilmelidir; herhangi bir pratik amaç için işe yaramazlar.

Bu sanatta hiç pratiği olmayan ebeveynler, genellikle çocuklarına çok fazla şey vererek onları şımartırlar. Şımartılan çocuklar, sorumluluk almadan ve ödüllerini hak etmeden, huysuzca istediklerinin kendilerine verilmesini beklerler.

En iyi ebeveynlik ve askerlere liderlik etmenin en iyi yolu, hem onları sevmek hem de sorumluluk bilinciyle ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaklarına dair yüksek beklentiler oluşturmaktır.


Sun Tzu: 27. Kendi adamlarımızın saldıracak durumda olduğunu biliyor, ama düşmanın saldırıya açık olmadığının farkında değilsek, zafere giden yolu ancak yarılamış oluruz.

Siz saldırıya hazırsanız ve düşman da aynı şekilde hazırsa, yine de elinizde zorlu bir saldırı olacaktır.

İş dünyasında, rakiplerin ne yaptığına dair bu düzeyde bir istihbarat çok değerli olabilir.


Sun Tzu: 28. Düşmanın saldırıya açık olduğunu biliyor ama kendi adamlarımızın saldıracak durumda olmadığının farkında değilsek, zafere giden yolu ancak yarılamış oluruz.

Düşmanın savaşa hazır olup olmadığını bilmek önemli bir istihbarat parçasıdır.

Kendi hazır olma durumunuzu bilmiyorsanız, böyle bir fırsattan yararlanamazsınız.

Savaşta olduğu gibi iş dünyasında da, ne zaman ve nasıl en büyük avantajı sağlayacak şekilde hareket edileceğini bilmek çok önemlidir.


Sun Tzu: 29. Düşmanın saldırıya açık olduğunu biliyorsak ve adamlarımızın saldırabilecek durumda olduğunu da biliyorsak, ancak zeminin doğasının savaşmayı olanaksız kıldığının farkında değilsek, yine de zafere giden yolu ancak yarılamış oluruz.

Kendi birlikleriniz zinde ve gitmeye hazırken düşmanın hazır olmadığını ve açıkta olduğunu bilmek iyi bir durumdur.

Yine de karşılaşacağınız arazi türlerini bilmiyorsanız, o zaman hala bir ikileminiz var demektir.


Sun Tzu: 30. Bu nedenle deneyimli asker bir kez harekete geçtiğinde asla ĢaĢırmaz; kampı bir kez terk ettiğinde asla kaybolmaz.

Tecrübe çok önemlidir, ancak savaşta öğrenmek zor olabilir ve çok ileri giderseniz muhtemelen ölümcül olabilir.

Deneyiminiz yoksa, inovasyon bu sınırlamayı telafi etmek için uzun bir yol kat edebilir.


Sun Tzu: 31. Bu nedenle şu söz söylenir: Düşmanı tanır ve kendinizi bilirseniz, zaferiniz şüphe götürmez; Cenneti bilir ve Dünyayı tanırsanız, zaferinizi tamamlayabilirsiniz.

Kendi hazırlığınızı, düşmanın hazırlığını ve araziyi bilirseniz, zaferi ve kullanmanız gereken taktikleri belirleyecek çok şey öğrenmiş olursunuz.
‘Cennet’ hava durumu ve ruh gibi faktörleri ifade eder. ‘Dünya’ ise daha somut bir arazidir. Her ikisi ve aradaki her şey dikkate alınmalıdır.

Sun Tzu - Bölüm 9: Ordunun Yürüyüşü

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle dedi: Şimdi orduyu kamp kurma ve düşman işaretlerini gözlemleme sorununa geliyoruz. Dağların üzerinden hızla geçin ve vadilerin yakınında kalın.

Her ne kadar yüksek yerler stratejik açıdan önemli olsa da, seferdeyken net bir dezavantaj sağlayabilir.

Yüksek yerler, etrafı görebilen ve rahatça savunulabilen daha küçük tepelerle aynı değildir.

Yüksek yerler çıplak, soğuk ve orduyu besleyecek kaynaklardan yoksun olabilir. Yüksek yerlerdeki ordular birden fazla başka yerden de görülebilir.

Yüksek yerler sizi sırtınız dağa dönük ve tek rotanız aşağıdayken bırakabilir. Bu da kapana kısılmanıza yol açabilir.

Vadiler manevra yapmak için daha fazla alan sunar. Büyük bir orduyu bir vadide saklayabilir, pusuya düşmemek için yüksek yerlerde sadece birkaç nöbetçi bulundurabilirsiniz.


Sun Tzu: 2. Yüksek yerlerde, güneşe karşı kamp kurun. Savaşmak için yükseklere tırmanmayın. Dağ savaşı için çok fazla.

Yüksekte kamp kurmanız gerekiyorsa, bunu güneşe bakacak şekilde yapmak soğuğu telafi etmek için daha fazla sıcaklık sağlayacaktır (ordular gölgede daha etkili bir şekilde saklanabilse de).

Aşağıdaki bir düşmana ateş etmek için yüksek yerlerde olmak iyidir, ancak araziyi iyi bilmiyorsanız yüksek yerlerde savaşmak zordur. Hareket etmek daha zordur ve kayalıklar bölgeyi sizden daha iyi bilen düşmanları gizleyebilir.


Sun Tzu: 3. Bir nehri geçtikten sonra ondan uzaklaşmalısınız.

Nehirler kolayca geçilmesi zor sınırlar oluşturur. Bu nedenle bir nehre karşı tuzağa düşmek kolaydır.

Aynı şekilde, herhangi bir sınır sizin kuşatılmanıza neden olabilir. Sınırlar, özellikle düşmanlar onları geçemediğinde, savunmaya yönelik de olabilir.


Sun Tzu: 4. İstilacı bir kuvvet ilerleyişi sırasında bir nehri geçtiğinde, onu nehrin ortasında karşılamak için ilerlemeyin. En iyisi ordunun yarısının karşıya geçmesine izin vermek ve ardından saldırınızı gerçekleştirmek olacaktır.

Düşmanı nehri geçmeye başladıkları sırada karşılamaya çalışırsanız, geri çekilebilir veya diğer kıyıdan size ateş edebilirler.

Karşı kuvvetin kolayca yenebileceğiniz kadarının geçmesine izin verirseniz, kalan kuvvet nehri geçmek için mücadele ederken siz bu görevi tamamlayabilirsiniz.

Ordularını bu şekilde bölerek üstün bir gücü yenebilirsiniz. Bu, ‘böl ve fethet’ ilkesinin sadece bir çeşididir.


Sun Tzu: 5. Eğer savaşmak istiyorsanız, işgalciyi geçmesi gereken bir nehrin yakınında karşılamaya gitmemelisiniz.

Düşman sizin geldiğinizi görür ve siz gelmeden nehri geçebilirse, önceki taktiği kullanabilir ve daha küçük bir kuvvet nehri geçtiğinde sizi yenebilir.


Sun Tzu: 6. Geminizi düşmandan daha yükseğe ve güneşe bakacak şekilde demirleyin. Düşmanı karşılamak için akıntıya doğru hareket etmeyin. Nehir savaşı için bu kadar yeter.

Nehir yukarısı yokuş yukarı gibidir. Tekneleriniz nehir yukarısındayken, akıntıyı kullanarak onları aşağıya doğru sürükleyebilirsiniz. Ayrıca geceleri sessizce aşağıya onlara doğru sürüklenebilirsiniz.

Her zaman arazinin size sunabileceği doğal avantajları kullanın.


Sun Tzu: 7. Tuzlu bataklıkları geçerken, tek endişeniz onları gecikmeden, hızlı bir şekilde aşmak olmalıdır.

Tuzlu bataklıklar nehir deltalarında bulunan geniş, düz, tehlikeli alanlardır. Daha genel olarak, ordunun açıkta kaldığı ve yürüyüş sırasında savaşmanın ve hatta dinlenmenin zor olduğu zorlu açık arazileri temsil ederler.

Bu nedenle, bataklığın büyüklüğünü tahmin etmek ve bir gün içinde karşıya geçmeye çalışmak en iyisidir. Alternatifler arasında deniz yoluyla tekneler veya nehrin yukarısına doğru ilerlemek yer almaktadır.

İş dünyasında saldırıya maruz kalmanın ve açık olmanın birçok yolu vardır. Nerede olursanız olun, olası tehditleri sürekli gözden geçirin.


Sun Tzu: 8. Eğer bir tuz bataklığında savaşmak zorunda kalırsanız, yakınınızda su ve ot olmalı ve sırtınızı bir ağaç kümesine vermelisiniz. Tuz bataklıklarındaki operasyonlar buraya kadarmış.

Uzun otlar alçak bir örtü sağlayabilir. Su da hafif bir örtü sağlayabilir. Arkanızdaki ağaçlar örtü veya arkanızı koruma aracı sağlayabilir.

“Tuz bataklıkları için çok fazla” ifadesi, yazarın bu tür zor yerlerden hoşlanmadığını gösteriyor.


Sun Tzu: 9. Kuru, düz arazide, sağınızda ve arkanızda yükselen bir zemin ile kolayca erişilebilir bir pozisyon alın, böylece tehlike önünüzde ve güvenlik arkanızda olabilir. Düz arazide sefer için çok fazla.

Yürüyüş için en kolay bölge, bir ordunun hızlı bir şekilde ilerleyebileceği düz, kuru topraklardır. Düşmanlar uzaktan görülebilir ve örneğin yokuş yukarı daha güçlü bir konuma geçerek hazırlıklar yapılabilir.

Sola değil de sağa doğru yükselen zeminle ilgili hususun belirli bir durumla ilgili olması muhtemel görünmektedir. Pratikte, her ikisi de eşit derecede iyi olabilir veya diğer arazi faktörleri nedeniyle biri tercih edilebilir.


Sun Tzu: 10. Bunlar, Sarı İmparator’un dört farklı hükümdarı yenmesini sağlayan dört faydalı askeri bilgi dalıdır.

Yürüyüşü etkileyen dört arazi yüksek arazi, nehirler, tuzlu bataklıklar ve kuru düz arazidir.

Genel olarak fikir, üzerinde seyahat ettiğiniz zemini anlamak, bunların sağlayabileceği avantaj ve dezavantajları bilmektir.

İş dünyasında, değişen rekabet ortamı da kaçınılması gereken bağlamlar ve karar alınması gereken noktalar sağlar.


Sun Tzu: 11. Tüm ordular yüksek yerleri alçak yerlere ve güneşli yerleri karanlık yerlere tercih eder.

Yukarıdan saldırı daha zor olduğu için yüksek yerler daha güvenli görünüyor.

Güneşli yerler daha sıcak ve daha neşelidir (sıcak ülkeler hariç).

Çevreyi her zaman göz önünde bulundurun, sadece sağladığı avantaj için değil, aynı zamanda motivasyon ve konfor için de.


Sun Tzu: 12. Adamlarınıza dikkat eder ve sert bir zeminde kamp kurarsanız, ordu her türlü hastalıktan arınmış olur ve bu da zafer anlamına gelir.

Yumuşak bataklıklar, hastalık yayan sinekleri ve diğer hayvanları çeker.

Askerler yakın mesafede yaşarlar ve hastalık da bir başka düşmandır. Bulaşıcı veya enfeksiyöz bir hastalık bir orduyu tek başına yenebilir.


Sun Tzu: 13. Bir tepeye ya da kıyıya geldiğinizde, yamaç sağ arkanızda olacak şekilde güneşli tarafı işgal edin. Böylece hem askerlerinizin yararına hareket etmiş hem de arazinin doğal avantajlarından yararlanmış olursunuz.

Birlikler bir yamaçta güneş tarafından ısıtılacaktır. Bir yamacı işgal etmek, bir düşmanı süpürmenize olanak tanır.

Eğim arkanızdayken, karşıdan gelen orduyla yüzleşirsiniz. Sol ya da sağ olması fark etmez.


Sun Tzu: 14. Ülkenin yukarısındaki şiddetli yağmurlar nedeniyle, geçmek istediğiniz nehir kabarmış ve köpüklerle dolmuşsa, yatışana kadar beklemeniz gerekir.

Köprülerin olmadığı yerlerde, yollar nehirlerin daha geniş ve yavaş kısımlarına ulaşır ve bu kısımlar yürüyerek geçilebilir.

Bir insanın ayaklarını yerden kesmek için çok fazla derinlik gerekmez. Hızlı akan bir akarsu sadece dizlerine kadar gelmelidir. Bu nedenle, kabarmış bir geçidi geçmeye çalışmak (ve beyaz benekler kesin bir işarettir) birçok askerin kaybıyla sonuçlanacaktır.


Sun Tzu: 15. Aralarından seller akan sarp kayalıkların, derin doğal oyukların, kapalı yerlerin, karışık çalılıkların, bataklıkların ve yarıkların bulunduğu ülkeler mümkün olan tüm hızla terk edilmeli ve buralara yaklaşılmamalıdır.

Kolay hareket için en iyi arazi açık ve temizdir. Uçurumlar, nehirler ve benzerleri aşılması ya da başka bir yol bulunması gereken engellerdir.

Serbest dolaşımın önündeki engeller aynı zamanda düşmanların sizi tuzağa düşürmesi ve köşeye sıkıştırması için yerler sunar. Bir yeri tutmak istemiyorsanız, kolay geçiş ana tercihtir.


Sun Tzu: 16. Biz bu tür yerlerden uzak dururken, düşmanın onlara yaklaşmasını sağlamalıyız; biz onlarla yüzleşirken, düşmanın onları arkasına almasına izin vermeliyiz.

Engeller sizin için sorun olabileceği gibi, düşmanlar için de sorun olabilir, özellikle de arazinin yatağını bilmeyenler için. Engelleri pusu kurmak veya genel olarak diğer taraf için zorlaştırmak için kullanabilirsiniz.

Bu, önceden keşif yapmanın size avantaj sağlamasının bir başka nedenidir.


Sun Tzu: 17. Eğer kampınızın çevresinde tepelik bir arazi, etrafı su otlarıyla çevrili gölcükler, sazlıklarla dolu çukur havzalar ya da sık çalılıklı ormanlar varsa, buralar dikkatle gözden geçirilmeli ve aranmalıdır; çünkü buralar pusuda bekleyen adamların ya da sinsi casusların gizlenebileceği yerlerdir.

Düşman ordularını ve hatta size saldırabilecek, casusluk yapabilecek veya başka faaliyetlerde bulunabilecek bireysel askerleri gizleyebilecek arazilere dikkat edin.

Bu tür yerlerden kaçınılamıyorsa, güvenli olduklarından emin olmak için buraları araştırmak için zaman ayırın.

Düşmanın daha sonra bu tür yerlere sızmamasını sağlamak için nöbetçiler koymak da iyidir.

İş dünyasında, rakiplerin ince eylemlerine dikkat edin. Örneğin konferanslarda, casusluk eylemlerine veya müşterileri baştan çıkarmalarına dikkat edin.


Sun Tzu: 18. Düşman elinin altında olduğunda ve sessiz kaldığında, konumunun doğal gücüne güveniyor demektir.

Saldırmayan veya kaçmayan bir düşman muhtemelen bulunduğu yerden emindir. Eğer avantajlarını göremiyorsanız, çok dikkatli olun.

Avantajlı bir hareket göremiyor olmaları da mümkündür. Bunu anlamak için kamplarında kafa karışıklığı belirtileri arayın.

İş dünyasında, eğer bir rakibiniz rekabetçi adımlar atmıyorsa, kendinize bunun nedenini sorun.


Sun Tzu: 19. Uzak durduğunda ve bir savaşı kışkırtmaya çalıştığında, diğer tarafın ilerlemesi için endişelenir.

Topyekûn bir savaştan kaçınan bir düşmanın bunu yapmasının bir nedeni vardır.

Sizi tekrar tekrar kışkırtıp sonra geri çekiliyorlarsa, açıkça sizi takip etmenizi, belki de savaş için seçtikleri bir yere veya bir pusuya gitmenizi istiyorlar demektir.

Zayıf tahriklerde bulunan ticari rakiplere karşı dikkatli olun. Sizi test ediyor veya etkisiz yanıtlarla kaynaklarınızı tüketmeye çalışıyor olabilirler.


Sun Tzu: 20. Eğer kamp kurduğu yere erişim kolaysa, bir yem teklif ediyor demektir.

Rahat görünen bir düşmana karşı dikkatli olun. Eğer onların bölgesine ve özellikle de kamplarına girmeniz kolay görünüyorsa, ya çok aptaldırlar ya da sizi pusuya düşürmek istiyorlardır.


Sun Tzu: 21. Bir ormandaki ağaçların arasındaki hareketlilik düşmanın ilerlediğini gösterir. Sık otların ortasında bir dizi paravanın görünmesi düşmanın bizi şüphelendirmek istediği anlamına gelir.

Sadece birliklerinin değil, saklanıyor olabilecekleri çalılıkların da hareket işaretlerini izleyin.

Ayrıca, başka hiçbir örtünün bulunmadığı bir alanda doğal örtü gibi görünen şeylerden de şüphelenin.


Sun Tzu: 22. Kuşların uçuşlarında yükselmesi bir pusu işaretidir. Ürkmüş hayvanlar ani bir saldırının yaklaşmakta olduğunu gösterir.

Kuşlar sadece etrafta insanlar olduğunda değil, ürktüklerinde de havalanırlar. Büyük bir kuvvetin gelişi çok sayıda kuşu ürkütecektir. Birkaç kuşun havalanması bile bölgede bilinmeyen sayıda askerin hareket ettiğini gösterebilir.

Hem yakın hem de uzak birliklerin varlığı ve hareketleri hakkında doğanın size sunduğu işaretleri okumayı öğrenin.

İş dünyasında, meşgul tedarikçiler ve sessiz müşteriler gibi rekabetçi eylemin zayıf ve dolaylı göstergelerini arayın.


Sun Tzu: 23. Yüksek bir sütun halinde yükselen toz, savaş arabalarının ilerlediğinin işaretidir; toz alçaksa, ancak geniş bir alana yayılmışsa, piyadelerin yaklaştığını gösterir. Farklı yönlere dağıldığında, yakacak odun toplamak için birliklerin gönderildiğini gösterir. İleri geri hareket eden birkaç toz bulutu, ordunun kamp kurduğunu gösterir.

Toprak kuruduğunda, insanlar ve makineler toz kaldıracak ve kilometrelerce öteden görülebilecek sinyaller gönderecektir.

Farklı faaliyet türlerinin uzaktaki işaretlerini okumayı öğrenin.


Sun Tzu: 24. Alçakgönüllü sözler ve hazırlıkların artırılması düşmanın ilerlemek üzere olduğunun işaretleridir. Şiddetli bir dil ve saldırıya geçer gibi ilerlemek ise geri çekileceğinin işaretleridir.

Düşman konuşmalarında ve görünür eylemlerinde sizi kandırmaya çalışacaktır, en tipik olanı da olmadıkları bir şeye karar veriyor gibi görünmeye çalışmaktır. Bu nedenle ayrılıyormuş gibi görünmek sizi rahatlatmaya, savaşa hazırlanıyormuş gibi görünmek ise duraklamanıza neden olmaya yöneliktir.


Sun Tzu: 25. Hafif savaş arabaları önce çıkıp kanatlarda pozisyon aldıklarında, bu düşmanın savaş için hazırlandığının işaretidir.

Hafif savaş arabaları, hafif modern zırhlılar gibi, daha uzak yerlere yarışmak için tasarlanmış hızlı ve güçlü bir kombinasyondur. Özellikle kanatlarda olduklarında, kuşatma veya kuşatma için kullanılmaları muhtemeldir.

Elbette sadece bunun gerçekleşeceğini düşünmenizi sağlamak için de kullanılabilirler.


Sun Tzu: 26. Yeminli bir antlaşmanın eşlik etmediği barış teklifleri bir komploya işaret eder.

Her iki tarafın da zımni bir kural üzerinde anlaştığı askeri bir arenada, her ikisi de muhtemelen bu kurala uyacak, ancak başka hiçbir şeye uymayacaktır. Kuralın, yeminli bir antlaşmaya uyulacağını, ancak başka herhangi bir şeye izin verildiğini söylediği durumlarda, yalnızca antlaşmaya inanılabilir.

Onur ve onursuzluk da dahil olmak üzere düşmanınızın izleyeceği kodları anlayın. Eğer kod ‘Aşkta ve savaşta her şey mübahtır’ ise, o zaman bir antlaşmaya bile inanmayın.

Olabilecek bir şey, bir düşmanın sizden farklı kodlara sahip olması, ancak aynı kodları takip ediyormuş gibi davranması ve böylece sizi aldatmasıdır.

Sivil hayatta kodlar değerlerle eşdeğerdir.


Sun Tzu: 27. Çok fazla koşuşturma olduğunda ve askerler sıraya girdiğinde, bu kritik anın geldiği anlamına gelir.

Koşuşturmak ve görünürdeki düzensizlik gerçek bir düzensizliğin işareti olabilir, ancak aynı zamanda bir hile de olabilir. Düzensizliğin düzene dönüşmesine dikkat edin.


Sun Tzu: 28. Bazılarının ilerlediği ve bazılarının geri çekildiği görüldüğünde, bu bir yemdir.

Çoğunluk korkuya kapılmadıkça ve intihar edecek kadar cesur birkaç kişi kalmadıkça ordular birlikte ilerleme ya da geri çekilme eğilimindedir.
Mantıklı olmayan herhangi bir geri çekilmeye de dikkat edin. Düşman size bir armağan veriyor gibi görünüyorsa, bu büyük olasılıkla sizi tuzağa düşürmek için tasarlanmış bir aldatmacadır.


Sun Tzu: 29. Askerler mızraklarına dayandıklarında, yiyecek bulamadıkları için baygınlık geçirirler.

Güçlü bir asker dik durur. Dengeli ve uyanıktır. Sarktıklarında bunun nedeni muhtemelen yorgun olmalarıdır. Desteğe ihtiyaç duyduklarında daha da yorgun olurlar. Bunun iyi bir nedeni yiyecek eksikliğidir. Uykusuzluk ve çok fazla stres ve iyileşmeden savaşmak da bu etkiye sahiptir.


Sun Tzu: 30. Su çekmek için gönderilenler işe kendileri içerek başlarlarsa, ordu susuzluk çekiyor demektir.

Başkalarının güvenliğinden uzakta su getirmenin bazı tehlikeleri vardır ve bu nedenle bu görevdeki askerlerin, kampta su eksikliği olmadıkça ve aldıkları tüm su başkaları tarafından hızla içilmedikçe içmek için duraklamaları pek olası değildir. Bu doğru olduğunda, muhtemelen ana kampta su eksikliği vardır.

Bu, kolayca gözden kaçan basit bir işarettir. İnsanların neden böyle davrandıklarını izleyerek ve düşünerek çok şey tahmin edebilirsiniz.


Sun Tzu: 31. Düşman kazanılacak bir avantaj görür ve bunu elde etmek için hiçbir çaba göstermezse, askerler tükenir.

Savaşta fırsat ve potansiyel avantajlar kolayca elden kaçtığı için genellikle hızlıca değerlendirilmelidir. Askerler bu tür girişimlerde bulunmadığında, muhtemelen bunu yapacak enerji ya da motivasyondan yoksundurlar ve bu durumda saldırı için daha olgun hale gelirler.


Sun Tzu: 32. Kuşlar herhangi bir noktada toplanırsa, orası boştur. Geceleyin yaygara gerginliğe işaret eder.

Kuşlar insanların olduğu yerlerde bir araya gelmezler (yiyecek potansiyeli algılanan tehlikeden daha büyük olmadığı sürece). Dolayısıyla kuşların tek başına bir araya gelmesi, boş bir alanın doğal bir işaretidir.

Kuşlar geceleri nadiren uçarlar. Güvenlik için genellikle birlikte tünerler ve herhangi bir alarm, sürünün kaçmasını sağlamak için diğerleri tarafından hızla alınır. Tüneme alanına giren bir düşman böyle bir uyarılma yaratabilir. Bu şekilde, tüneyen kuşlar iyi gece bekçileridir.


Sun Tzu: 33. Eğer kampta huzursuzluk varsa, generalin otoritesi zayıftır. Eğer sancaklar ve bayraklar yer değiştiriyorsa, fitne ayaktadır. Eğer subaylar kızgınsa, bu askerlerin yorgun olduğu anlamına gelir.

Kamptaki birliklerin davranışları arasında ruh hallerine dair işaretler vardır. Disiplinsizlik, sesli kavgalara ve tartışmalara yol açar.

Bayraklar herhangi bir birliğin birlikleri için görünür bir toplanma noktası olarak kullanılırdı ve tipik olarak kampa vardıklarında dikilir ve hareket ettirilmezdi. Bayraklar bir birliğin ortasını gösterirken, hareket eden bayraklar bağlılıkların değiştiğini ve güçlerin toplandığını gösterir ki bu aynı zamanda disiplinsizlik ve isyanın da bir işaretidir.

Askerler itaatsizlik edince subaylar emir verir, yine itaatsizlik edince subaylar bağırır. Dolayısıyla subayların bağırma sesleri de artan hoşnutsuzluğun bir işaretidir.


Sun Tzu: 34. Bir ordu atlarını tahılla besliyor ve sığırlarını yemek için öldürüyorsa ve askerler çadırlarına dönmeyeceklerini gösterecek şekilde tencerelerini kamp ateşinin üzerine asmıyorlarsa, ölümüne savaşmaya kararlı olduklarını anlayabilirsiniz.

Bir ordu genellikle tahılı kendisi yemek için saklar. Atlara yedirmek, atlara savaşa veya uçuşa hazır olmaları için daha fazla enerji verir.
Tüm yiyeceklerini yiyorlarsa ya da bir sonraki öğün için hazırlık yapmadıklarına dair işaretler gösteriyorlarsa, uzun vadede hayatta kalacaklarını düşünmüyorlar demektir.


Sun Tzu: 35. Küçük düğümler halinde fısıldaşan ya da alçak sesle konuşan adamların görülmesi, rütbe ve kadro arasındaki hoşnutsuzluğa işaret eder.

Askerler tipik olarak açık ve atılgandır. Bu nedenle sessiz ve küçük gruplar halinde konuşmak bir şeylerin normal olmadığının işaretidir. Ayrıca muhtemelen subayların veya başkalarının duymasını istemediklerini gösterir.


Sun Tzu: 36. Çok sık ödüllendirmeler düşmanın kaynaklarının sonuna geldiğini gösterir; çok fazla cezalandırma korkunç bir sıkıntı durumuna işaret eder.

Ödüller motive eder. Bu nedenle subaylar askerlerin savaşa odaklanmasını sağlamak için ödülleri kullanırlar. Bununla birlikte, sunulabilecek ödüllerin bir sınırı vardır. Bu nedenle ödüllerin aşırı kullanımı bir şeylerin yanlış gittiğini gösterir. Ya askerleri motive etmek için daha fazlası gerekiyordur ya da subaylar çok az zaman kaldığını düşünüyorlardır. Her iki durumda da bu, son bir savaşa hazırlanıldığını gösterebilir.

Cezalandırma, ödüllendirmenin tersidir. Bunlar normalden daha fazla kullanıldığında, birlikler hoşnutsuz ve subaylar çaresiz demektir.


Sun Tzu: 37. İşe palavrayla başlamak, ama daha sonra düşmanın sayısından korkmak, büyük bir zeka eksikliğini gösterir.

İyi bir kampanyanın temelinde istihbarat yatar. Gerçek bilgi ile etkili bir planlama yapabilirsiniz.

Bilgi sahibi olmadan bazıları varmış gibi davranır ve şov yapar. Ordu daha sonra yanıldıklarını anladığında, bu büyük bir şaşkınlık, korku ve kargaşaya neden olabilir.


Sun Tzu: 38. Elçiler ağızlarında iltifatlarla gönderildiklerinde, bu düşmanın ateşkes istediğinin bir işaretidir.

Düşmandan gelen mesajlar her zaman büyük bir dikkatle ele alınmalıdır. Sizi pohpohlamakla özellikle ilgili görünüyorlarsa, bu bir hile olabilir. Aynı zamanda uzlaşmacı bir yaklaşım da olabilir.

Büyük durumu anlayın. Açıkça baskın olduğunuzda, habercilerin barış arama olasılığı daha yüksektir.


Sun Tzu: 39. Düşman birlikleri öfkeyle ilerliyor ve savaşa katılmadan ya da tekrar çekilmeden uzun süre bizimkilerle karşı karşıya kalıyorsa, bu durum büyük bir dikkat ve ihtiyat gerektiren bir durumdur.

Başka bir eylemde bulunmadan size karşı sıraya girmek alışılmadık bir taktiktir. Sizi tedirgin etmek için yapılmış olabilir. Bir saldırının habercisi olabilir. Başka bir yerde kurnazlık yapılırken dikkatinizi çekmek için dikkat dağıtma olabilir.

Durumu dikkatle değerlendirin. Her açıdan tetikte olun. Bir sonraki hamlenize dikkatle karar verin. Bu, onları beklemek de olabilir.


Sun Tzu: 40. Birliklerimizin sayısı düşmandan fazla değilse, bu yeterlidir; bu sadece doğrudan saldırı yapılamayacağı anlamına gelir. Yapabileceğimiz şey, mevcut tüm gücümüzü yoğunlaştırmak, düşmanı yakından izlemek ve takviye almaktır.

Elinizin altında birçok taktik varken, iki eşit gücün doğrudan çatışması savurgan ve risklidir. Üstün becerinizi başka şekillerde kullanmak daha iyidir.


Sun Tzu: 41. Öngörülü davranmayıp rakiplerini hafife alan kişi, onlar tarafından mutlaka yakalanır.

Harekete geçmeden önce daima düşünün. Savaşlar, savaş başladıktan sonra planlar değişmek zorunda kalsa da, planlama sırasında kazanılır.

Eğer onların hamlelerine karşı hazırlıklı değilseniz, o zaman onların hamleleri büyük olasılıkla başarılı olacaktır. Sizin tarafınızdan tek bir başarısızlık yeterlidir ve savaşı kaybedersiniz.


Sun Tzu: 42. Askerler size bağlanmadan önce cezalandırılırlarsa, itaatkar olmayacaklardır; ve itaatkar olmadıkları sürece pratikte işe yaramaz olacaklardır. Askerler size bağlandıktan sonra cezalar uygulanmazsa, yine de itaatkar olmayacaklardır.

Bugün bile komuta kademesindeki pek çok kişi, itaat sağlamanın yolunun bu olduğuna inanarak havuçtan önce sopayı kullanmaktadır.

Çok az asker doğası gereği itaatkârdır. Sert bir yaklaşımla başlamak, kin yaratma ve bunun sonucunda hainlik ve kurnazlık yapma riski taşır.

Ancak önce saygılarını kazanırsanız, cezayı daha kolay kabul edeceklerdir.


Sun Tzu: 43. Bu nedenle askerlere ilk etapta insanca davranılmalı, ancak demir disiplin yoluyla kontrol altında tutulmalıdır. Bu, zafere giden kesin bir yoldur.

Burada güven ve yakınlık kazanma da dahil olmak üzere bağ kurma ilkesi geçerlidir. Ancak burada dikkatli olunmalıdır çünkü askerlerle etkileşim sivillerle olanla aynı değildir.

Sadece ‘iyi’ olmak yeterli değildir ve saygıyı kaybetmenize neden olabilir. Saygı görmek için saygı gösterin. Güvenilir ve dürüst olun.

Disiplin, sert de olsa adil olarak görüldüğü ve siz de yetkin olarak görüldüğünüz sürece, büyük olasılıkla kabul görecektir.


Sun Tzu: 44. Askerlerin eğitiminde emirler alışkanlık haline getirilirse, ordu iyi disiplinli olur; aksi takdirde disiplini kötü olur.

Asla bir komutun göz ardı edilmesine izin vermeyin, çünkü bu askerlere komutların isteğe bağlı olduğunu öğretir.

Bir komut verildiğinde, bu sizi kör etmese de, yerine getirilmelidir. Komutun akıllıca olmadığı anlaşılırsa, başka bir kesin komutla değiştirilebilir.


Sun Tzu: 45. Eğer bir general adamlarına güven duyuyor ama emirlerine itaat edilmesi konusunda ısrar ediyorsa, kazanç karşılıklı olacaktır.

İnsanlardan yüksek performans beklediğinizde ve onlar da sizin onayınızı almak istediklerinde, beklentilerinizi karşılamak için çaba göstereceklerdir.

İş dünyasında güven göstermek, mikro yönetimden ve diğer kötü ve saygısız tekniklerden kaçınmayı içerir.

Erhan Afyoncu Tarih Günlüğü

Tarihçi ve akademisyen Erhan Afyoncu tarafından sosyal medya platformlarında düzenli olarak paylaşılan değerli tarihî içeriklerin bir derlemesini sunmaktadır. “Tarih Günlüğü” başlığı altında toplanan bu yazılar, Türk tarihinin farklı dönemlerine ışık tutan, kaynak temelli ve bilimsel verilerle desteklenen özgün araştırmaları içermektedir.

Türk Ordusu, Robot Savaşları Dönemine Bir Adım Önde Giriyor

Dün dünya muharebe tarihinde bir ilk gerçekleşti. Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA, dün Sinop açıklarında gerçekleştirilen testte havacılık tarihinde görüş ötesi hava-hava füzesi kullanarak jet motorlu bir hava hedefini vuran dünyadaki ilk insansız savaş uçağı oldu. Dünyada hiçbir insansız platform hava-hava atış kabiliyetine ulaşamamışken, Bayraktar KIZILELMA bu atışla hava-hava muharebesi yeteneğini kanıtlayan dünyadaki ilk insansız uçak oldu.

Dünya savaş tarihinin anahatlarıyla dört aşaması vardır. Beşinci aşamaya da 2010’lu yıllarda geçtik. Türk milleti bu aşamalarda bir dönem hariç önde olduğu için farklı coğrafyalar, büyük medeniyetler ve kalabalık milletlere rağmen varlığını sürdürdü. Günümüzde 250 milyondan fazla Türk ve 7 bağımsız Türk devleti vardır.

Piyade, Kılıç ve Kalkan Dönemi: Milattan Önceki yıllarda Roma İmparatorluğu kılıç ve kalkanla savaşan piyadeleriyle dünyanın uzun süren ilk büyük imparatorluğunu kurdu.

Ok-Yay ve Süvari Dönemi: Türkler, savaş atı yetiştirip, çok uzun mesafelere atılan kompozit yaylar yaptılar. Türkler (Hunlar, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar) ok ve yayı etkin kullanan süvarileriyle Milattan Önce 200’lerden Milattan Sonra 1400’lere kadar harp sahalarının en etkili güçlerinden biri oldular. Aynı savaş konseptiyle muharebe eden Moğollar da dünyanın en geniş imparatorluklarından birini kurdular.

Ateşli Silahlar Dönemi: 1400’lerden itibaren top ve tüfeğin etkili olduğu ateşli silahlar devri başladı. Fatih’ten itibaren Osmanlılar, kale kuşatmaları ve meydan muharebelerinde tüfek ve topları etkin bir silah olarak kullanarak, yeni bir savaş konsepti geliştirip, harp tarihinin gidişatını değiştirdiler. Osmanlı top ve tüfekleri Doğu’da, Batı’da ve Güney’de muharebelerin (Otlukbeli, Çaldıran, Mohaç, Mercidabık, Ridaniye) kaderini tayin etti.

Endüstriyel Savaş Dönemi: 18. yüzyıldan itibaren önce İngiltere ve Fransa’nın, daha sonra da ABD’nin başını çektiği Batı ülkeleri sanayileşmelerinin bir sonucu olarak gelişmiş ateşli silahlar, harp makinaları ve yeni harp konseptleriyle dünyaya hakim olup, dünyanın büyük bir kısmını sömürdüler.

Sanayi toplumuna geçemediğimiz için seri atışlı tüfek ve topları, buharlı harp gemilerini ve jet motorlu savaş uçaklarını vs. yapamadık. Harp sanayiinde ithalat ve montaj sanayiine yöneldik. Çeşitli dönemlerde maruz kaldığımız silah ve platform satış ambargoları sebebiyle ithalatı da her zaman yapamadık veya yüksek maliyetlerle gerçekleştirdik. Silahları zaman zaman ithal etsek de yeni tarz savaş anlayışını da Osmanlı döneminde uzun süre ordumuza adapte edemedik.

Robot Savaşları Dönemi: 2010’larda insansız hava araçları harp sahasının etkili unsurları olmaya başladılar. Türk ordusu, Bayraktar TB2, Akıncı, Anka gibi yerli üretim olan SİHAlarıyla çatışma sahalarında etkili oldu. Türk SİHA’ları savaş anlayışını değiştirip, yeni bir savaş konsepti geliştirdi. Kısa bir süre sonra insansız savaş uçağı Kızılelma ordumuzun silah envanterine girecek. Artık dünya savaş tarihinde Yeni bir Çağ başlıyor.

Papa 14. Leo’nun Türkiye Ziyareti

Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyaretinde ilginç bir tesadüf daha var. 1054’te Doğu ve Batı kiliselerini tam ayrılırken, Papa 9. Leo idi. Şimdi başka bir Leo (Papa 14. Leo) Batı ve Doğu kiliselerini yakınlaştırmaya çalışıyor.

330’da Roma İmparatorluğu başkentinin İstanbul’a taşınması Roma’nın tek dinî otorite merkezi olmaktan çıkmaya başlamasının başlangıcıydı. Konstantin İstanbul’u başşehri yapınca İstanbul da önemli kilise merkezleri arasına girdi. Roma ile İstanbul arasındaki ilk dini mücadele 343’te Serdika’da (Sofya) toplanan konsilde ortaya çıktı. Roma, bu konsildeki tartışmalardan sonra İstanbul’un yükselişinin önünü kesmek amacıyla kiliseyle ilgili her türlü resmî kararda tek yetkili makamın kendisi olduğunu ilan etti. Doğulu piskoposlar ise konsil kararlarını tanımadılar. İstanbul ve Roma kiliseleri artık birbirlerinden ayrılmaya başlamıştı.

381’de İmparator I. Theodosios’un topladığı ve Roma’dan kimsenin çağrılmadığı İstanbul Konsili’nde Roma’dan sonra ikinci yetkili makamın İstanbul olduğu ilan edildi. 395’te Roma’nın ikiye bölünmesi sonucunda kiliseler de kendi bölgelerindeki mahalli kültüre göre şekillenmeye başladı.

451’ deki Kadıköy Konsili’nde İstanbul kilisesinin Roma ile aynı imtiyazlara sahip olduğu kararı alındı.

476’da Batı Roma İmparatorluğu’nun çökmesiyle Papa tek güç odağı oldu. Doğu kilisesinde teolojik tartışmalar olurken, Batı kilisesinde düzenin sağlanması için disiplin ön plana çıktı. Batı’da Papa tek etkili güç durumuna gelirken, Doğu’da kilise imparatorun hükmü altına girdi.

İki kilise arasındaki en önemli kırılma 595’te oldu. İstanbul Patriği 4. Ioannis tarihte ilk defa ekümenik patrik ünvanını aldı. Patrikhane’nin tek ve evrensel kilise olduğunu ileri sürdü. Batılı din adamları papanın bile bu ünvanı kullanmaya cesaret edemediğini söyleyip, Patrik’i eleştirdiler.

Patrik I. Mihail Kirularios, 1053’ten itibaren Roma’ya karşı mücadeyi sertleştirdi. İstanbul’daki bütün Latin kiliselerini kapattı. İki kilise arasındaki birliği yeniden kurmak amacıyla Papa 9. Leo, 1054’te Kardinal Humbert başkanlığındaki bir elçi heyetini İstanbul’a gönderdi. Patrik, Batı kilisesinin uygulamalarını dine aykırı görüp uzlaşmayı reddetti. Kardinal Humbert, Ayasofya’ya papa adına bir aforoz fermanı bıraktı. Patrik de aynı gün papa ve elçilerini aforoz etti. Karşılıklı aforozlar, Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki resmî ayrılığın simgesi haline geldi. Bu hadiseye Büyük Şizma denir.

Daha sonraki yıllarda Bizans’ın zayıflamasıyla Roma ve İstanbul kiliselerinin zaman zaman yeniden birleşmeleri gündeme geldi. Bizans, Yıldırım Bayezid döneminden itibaren ağır bir baskı altına alınmıştı. Bizanslı devlet adamları, Osmanlı baskısından kurtulmak için Avrupa’daki Hristiyanlar’dan gelecek yardımdan başka çareleri olmadığını düşündüler. Fakat bu yardım karşılıksız olmuyordu. Papa, Bizans’a kiliselerin birleşmesi şartını ileri sürdü. Başka çıkar yol bulamayan Bizanslılar, 1439’da Floransa Konsili’nde papanın isteklerini kabul ettiler. Ancak Bizans ikiye bölündü. Kiliselerin birleşmesi taraftarı olan Patrik Gregorios Mammas, birleşmeye karşı olanların baskısından dolayı Ağustos 1451’de Roma’ya kaçtı. İmparator Konstantin halkın tepkisine rağmen adım adım yaklaşan Türk tehlikesine karşı Avrupa’dan yardım almak için son çare olarak Papa’ya Ortodoks kilisesini Katolik kilisesiyle birleştirmeye hazır olduğunu bildirdi. Saint Sabina Kardinali Isidoros, 12 Aralık 1452’de Ayasofya’daki âyini bizzat yönetti. Roma usulünde yapılan ayinde papanın ve kaçan Patrik Gregorios’un adları birlikte zikredildi. Halk ve din adamlarının çoğu olup biteni protesto ettiler. Meyhanelere dolan Bizanslılar kadehler dolusu şarap içerek birlikçilere lanet okuyup, Meryem’in ikonasına kadeh kaldırdılar. “Biz ne Latinler’in yardımına ne de birliğe muhtacız. Katolik tarzında ibadet bizden uzak olsun” diye bağırdılar. O dönemin tarihçilerinin ifadesiyle birleşmeden sonra Bizanslılar Ayasofya’ya girmekten kaçındılar. Eğer bir Yortu gününde gitme durumunda kaldılarsa âyin düzenlediğinde, kurbanlarını sunar sunmaz kadın erkek, rahip ve rahibe hepsi hemen oradan ayrılıyorlardı. Kilise’yi inançsızların mihrabı olarak görüyorlar ve kurbanın ise Apollon için kesildiğini düşünüyorlardı. Ancak İstanbul’un fethi herşeyi değiştirdi.

Fatih, fetihten sonra Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine karşı çıkan Skolarios’u saklandığı yerden getirterek patrik olarak atadı. Georgios Skolarios, Gennadius lakabı ile patriklik yaptı. Ortodoks kilisesi Türk himayesine girdi. Ortodoksluk Türkler sayesinde varlığını sürdürdü.

Papa II. Urbanus

Papa II. Urbanus, 27 Kasım 1095’de Clermont Konsili sırasında din adamlarından ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap etti. Ortaçağ’ın en etkili konuşmalarından birini yaparak, Avrupa’daki bütün Hristiyanları, Kutsal Toprakları geri almak için Müslümanlar’a karşı savaşa çağırdı. “Deus vult!” yani “Tanrı bunu istiyor!” haykırışıyla bitirdiği konuşması 200 yıl sürecek Haçlı Seferleri’ni başlattı. Haçlı Seferleri sonucunda yüzbinlerce Müslüman, Hristiyan ve Yahudi katledildi. Haçlılar’ın Ortadoğu’da kurduğu devletler, Türkler’in birkaç asır süren mücadelesi sonucunda yokedildiler.

Papa 14. Leo bir tesadüf eseri olsa gerek Haçlı seferlerini başlatan konuşmanın 930. yıldönümünde 27 Kasım’da ülkemize geldi.

Anadolu’da Türkler’in İlk Başkenti İznik’in Fethinin Ve Türkiye Selçukluları’nın Başkenti Olmasının 950. Yılı

26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt zaferi Bizans ordusunu ve mukavemetini çökertti ve Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar Türkler’e açtı. Bizans’ın yediği bu büyük darbe Türkmenler’in Anadolu’ya sel hâlinde dolmalarını sağladı. Malazgirt’ten sonra Türklerin akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı.

Kutalmışoğlu Süleyman Şah, bir süre sonra Anadolu’daki Türkmenlerin başına geçti ve kısa zamanda Orta Anadolu’dan İznik’e kadar olan sahayı ele geçirdi. İznik 1075’te fethedildi ve Türkiye Selçuklu Devleti kuruldu. İznik, Türkiye Selçukluları’nın ilk başkenti oldu.

Ne Günlere Kaldık: ‘Şehidlik, Mehmedçik, Vatan Ve Türk Ordusu’ Hakkındaki Hutbeden Rahatsız Olanlar Var

Türkiye vatan uğruna hizmet ederken şehid düşen 20 kahraman evladına ağlıyor. Dün Cuma Namazı’nı müteakip ülkemizin dört bir tarafında şehidlerimizin cenaze namazlarını kıldık. Diyanet İşleri Başkanlığımız da Türk milletinin hislerine tercüman olarak hutbeyi ‘Mehmedçik, Şehidlik ve Vatan’ kavramlarına ayırmıştı. Ancak anlayamadığım birşey oldu. Sosyal medyada dünkü hutbeyi küçümseyeyip, manasızca eleştirenlere rastladım. Vatan, Mehmedçik ve şehadet konulu hutbeden niye rahatsız olurlar bir türlü anlayamadım!

Birkaç kişi ise Yahya Kemal’in
‘Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi!
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın mısralarından rahatsız olmuş.

1000 yıldır Haçlı seferlerinden, Rus, Fransız, İngiliz emperyalizmine göğsünü siper edip, milyonlarca şehid veren Türk ordusu değil mi? Günümüzde de kahraman ordumuz Türkiye’nin istikbali ve istiklali için kahramanca mücadele etmiyor mu? Türk ordusunun adını anmak için müsaade mi alacağız?

Bu hafta okunan hutbe, dinlediğim en samimi ve en güzel hutbelerden biriydi. Hazırlayanların eline sağlık.

Son Halife’nin Hatıraları

Sultan Abdülaziz’in oğullarından Abdülmecid Efendi, Osmanlı hanedanının padişah olmadan halife olan tek mensubudur. Abdülmecid Efendi 1 Haziran 1868’de Dolmabahçe Sarayı’nda doğdu. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 19 Kasım 1922’de hilâfete getirildi, hilâfetin 3 Mart 1924’te kaldırılması üzerine ailesiyle beraber Türkiye sınırları dışına çıkartıldı. Sürgündeyken 23 Ağustos 1944’te Paris’te vefat etti. Türkiye’de defnedilebilmesi için 10 yıl izin beklendi. İzin çıkmayınca 1954’te Medine’ye defnedildi.

Halife hatıralarını 1927’de yazmaya başladı. Hatıralarının ilk kısmı Süleymaniye Kütüphanesi’nde yıllarca unutuldu. Ta ki Murat Bardakçı, Son Halife ile ilgili bir kitap hazırlamaya başlayana kadar.

Bardakçı’nın bulup, yayınladığı hatıralar Halife’nin çocukluk dönemi anılarını ihtiva ediyor. Osmanlı’nın son dönem tarihiyle ilgili önemli bilgileri ihtiva ediyor.

Abdülmecid Efendi, babası Sultan Abdülâziz’i darbecilerin katlettiğini söylüyor. II. Abdülhamid’i ise pek sevmediği anlaşılıyor. Çok güzel bir Türkçe ile kaleme alınmış hatıralar bir şehzadenin çocukluk dönemine ışık tutuyor. Tarih meraklılarına tavsiye ederim.

Filistin’i Kana Boyayan Mektup: Balfour Deklarasyonu

  1. yüzyılda Osmanlı topraklarında nüfuz alanı kurmak isteyen İngiltere, Fransa’nın Katolik, Ruslar’ın da Ortodokslar ile işbirliği yapması gibi imparatorlukta kendisine yardımcı olacak bir topluluk aradı ve Yahudiler’le işbirliğine başladı. Yahudiler, böylece Filistin’e geri dönüş yolunda önemli bir müttefik buldular.

İngiltere’de Filistin’de bir Yahudi devleti kurma fikri ilk defa 1915’te Başbakan Herbert Asquith kabinesinin Yahudi üyesi olan Herbert Samuel tarafından ortaya atıldı. Samuel, Yahudi devleti fikrini ortaya atarken Filistin’in İngiltere için önemine vurgu yapmıştı. Samuel, Haim Weizmann ve Maliye Bakanı Lloyd George Ocak 1915’te siyonizm üzerine bir muhtıra yayınladı. Ancak bu dönemde İngiltere’deki genel hava bölgede uluslararası bir yönetim olması gerektiği yönündeydi. Ancak Başbakan Herbert Asquith’in görevden ayrılması ve Lloyd George’un başbakan olması siyonizm için dönüm noktası oldu.

Siyonist Dernekleri Federasyonu adına Lord Rotschild’e İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından yazılan 2 Kasım 1917 tarihli mektup Balfour Bildirisi olarak bilinecek ve Filistin toprakları bu mektupta vaat edilenlerden sonra tekrar eskisi gibi olmayacaktı. Balfour’un mektubunda Yahudiler için millî bir yurt kurulmasının İngiltere tarafından olumlu karşılandığı ve İngiltere’nin elinden geleni yapacağı ifade ediliyordu. Her ne kadar mektupta Filistin’de yaşayan ve Yahudi olmayan toplulukların haklarına zarar gelmeyeceği hususu vurgulansa da böyle olmadı. Bölge 100 yıldır kan ve gözyaşından kurtulamadı.

Gaziler Sultanı ve Ufukların Efendisi

Orhan Gazi döneminde Osmanlılar aşiretten devlete geçtiler. İlk Osmanlı parası basıldı. Anadolu beylikleri aşiretlerle savaşırken Osmanlılar düzenli birlikler kurdular. Bursa, İznik ve İzmit fethedildi. Osmanlılar’ın Rumeli’ye geçişi devletin büyümesi yolunda çok önemli bir adımdı. Anadolu’nun en küçük beyliklerinden biri olan Osmanlı beyliği Orhan Gazi döneminde büyük bir gelişme göstererek Anadolu’daki önemli Türk beyliklerinden biri oldu.

Orhan Gazi’nin yaptırdığı camiinin kitabesine “gaziler sultanı ve ufukların efendisi” yazdırması daha küçük bir beylikken (Bursa, Çanakkale, Balıkesir, Eskişehir, Ankara, Bolu, Kocaeli, Sakarya ve Gelibolu civarlarına hakimdi) Osmanlı hükümdarlarının ufkunun genişliğini gösteriyordu.

‘Cumhuriyet’ Kelimesini Biz Bulduk

102 yıl önce 29 Ekim 1923’te Anayasa’nın birinci maddesi, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare şekli halkın kaderini bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayalıdır. Türkiye Devleti’nin yönetim şekli Cumhuriyet’tir” şeklinde değiştirildi. Yeni bir devlet kurulmamış, bu yeni maddeyle yeni bir yönetim şekline ve anlayışına geçilmişti.

Cumhuriyet kelimesinin kökü Cumhur, yani halk kelimesi Arapça kökenlidir. Ancak ‘Cumhuriyet’ kelimesi klasik Arapça’da yoktur. Türkler tarafından türetilmiştir. Bu konuda bir araştırma yapan Bernard Lewis kelimenin 18. yüzyılın sonlarında “Cumhuriyya”, yani Cumhuriyetçilik şeklinde ortaya çıktığını söyler. Bu dönemde Fransız İhtilali’nden dolayı Cumhuriyet’le ilgili terimler Türkçe’de sıkça kullanılmaya başlanmıştı.

Cumhuriyet kelimesi halk hâkimiyetini ifade eder. Türkiye’nin en önemli düşünürlerinden olan rahmetli Durmuş Hocaoğlu, bu durumu yıllar önce “Cumhuriyet’in meşruiyet senedi halktır. Devlet halkın emrine girmedikçe hakiki manada Cumhuriyet olmaz” şeklinde ifade etmişti.

Cumhuriyet’in 102. yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve milletimizin bağımsızlığı için mücadele etmiş olan bütün şehid ve gazilerimizi rahmetle anıyorum.

Bursa Demek, Sudan İbaret Bir Sözdür

Dünyanın en büyük seyyahı Evliya Çelebi İstanbul dışına ilk seyahati 1640 yılında Bursa’ya yaptı. Seyahatnamesinde Bursa’yı anlata anlata bitiremez. Günümüzde de sıkıntısı çeken Bursa için, ‘Kısacası Bursa demek, sudan ibaret bir sözdür’ der.

Evliya Çelebi’nin gözünden Bursa suları:

‘Kaynak suyu çeşmelerinin sayıları ve anlatılması

Hepsi 2.060 can bağışlayan çeşmelerdir. Gerçi bu büyük şehir çeşmeye muhtaç değildir ama gelen gidenler ve memleketinden ayrı kalmış garip susamışlar için hayır sahipleri 2.060 adet çeşme yapmışlar ki her biri hayat suyundan nişan verir.

Bursaya sürülen Şeyhülislâm Aziz Efendi, 200 adet hayat pınarı çeşmeler yaparak can bağışlayan her çeşmenin üzerine “Sâhibü’l-hayrât fakir Aziz” diye yazıp birer Fatiha istemiştir. 200 çeşmesi hemen Bezzazistan önünde, Kavukçular içinde, Gelincik Çarşısı’nda, Ulu Cami semtlerinde ve her köşe başında ikişer yerden adam boynu kalınlığında tatlı sular akar, birbirinden doğup geçerek bir çeşmeye daha varır. Bütün çeşmeleri böyle yapılmıştır.

Bu çeşmelerden başka bu şehir içinde toplam 23 bin evde birer akar su bulunmaktadır ki her biri birer su değirmenini yürütür. Bunlar evden eve gidip nice bin havuz, fıskiye ve şadırvanı, ev hamamlarını, bağ ve bostanları sular. Zira bu Bursa Şehri, Ruhban Dağı’nın eteğine düştüğünden bütün evleri biri birinden yüksekçe yapılmış olup haneden haneye su akıtmak mümkündür.

Bütün suların kaynağı 17 gözdür. Bunlardan en önemlisi hayat suyu olan Pınarbaşı’dır ki Ruhban Dağı’nın eteğinde nice yerde kayalardan pak, saf, beyaz ve temiz berrak su çıkıp Bursa Şehri’ni istila eder.

Sünderlibaşı, Çatal Kaynakbaşı, Kepizbaşı, Naşi Deresibaşı, Sobranbaşı, Ardıçlıbaşı, Hansunbaşı, Billur Kaynağı, Samanlı Kaynak. Keşiş Dağı’nda bir pınar vardır, akıp kaybolur, oradan saman döküldüğünde bu mahalden saman görülünce için Samanlı Kaynak derler. Diğerleri; Şeker Kaynağı, Selâm Kayası Kaynağı, Kral Kaynağı ve Murad Dede Kaynağı. Kısacası 17 adet büyük kaynak vardır ki Temmuz ayında bunların birine insanoğlu elini sokup üç taş çıkarmaya gücü yetmez. Ta bu derece soğuk sulardır. Ancak zamanın geçmesiyle su yolları bozulup zalim suyolcuları geceleyin su yollarına at fışkısı dökerler, yıkılmış ve bozulmuş olan yerleri fışkı ile kapanır, su akar ama elbette suların lezzeti ve rengi değişir. Fakat gündüz gözüne fışkı dökmek ihtimalleri yoktur, yoksa hakim haklarından gelir. Ağız tadı olan ve zevk sahibi kimseler ise anılan on yedi kaynaktan ve nice yüz temiz çeşmelerden su getirerek içip safa ederler. Kısacası Bursa demek, sudan ibaret bir sözdür.

Su değirmenlerinin özellikleri

Tamamı 170 su değirmeni vardır. Pınarbaşı’ndan aşağı Balıkpazarı’na doğru biri birinden aşağı baştan başa değirmenlerdir. Balabancık’tan aşağı nice değirmenler vardır. Iğrandı Deresi’nde, Miskinler tarafında, Tabahane tarafında, İç Kale altında ve Hasan Paşa Kapısı tarafında da kat kat değirmenler vardır.

Hayat suyu selsebillerin anlatılması

Hepsi 600’dür. Bu şehir sebilhaneye muhtaç değildir ama Osmanoğlu devletinin kemâlinden eski padişahlar, seçkinler ve ileri gelenler sebilhaneler yapıp sıcak yaz aylarında bütün susamışlara Ruhban Dağı’nın billur gibi buzundan kar parçalı hayat suları dağıtıp içen canlara sebilhaneciler, “Rableri de onlara gayet temiz bir şarap içirmiştir.” [Dehr, 21] âyetini okurlar. Mükellef, donanımlı ve bakımlı sebilhaneler vardır.

Bursa Şehri’nin hamamlarının anlatılması

Tamamı ( ) adet eski hamamlardır ama hepsinden havası, suyu, yapısı, hizmet edenleri ve esvapları pak Çelebi Sultan Mehmed Hamamı, anlatmaya ve tarif etmeye ihtiyacı olmayan aydınlık bir hamamdır. İnebeyi Çarşısı Hamamı, Yıldırım Han’ın evkafıdır. Tahtakale Hamamı, Kayağan Çarşısı Hamamı, Bostancı Hamamı, Kale Hamamı, Bıçakçı Hamamı, Muradiye Hamamı ve Yıldırım Hamamı……….Bu hamamlar tamamen çifte hamamlardır ki bütün insanlar içindir.

Ev hamamları

Hepsi 3 bindir. Bu şehrin suyu bol olduğundan ev hamamları gayet çoktur. Birkaçını ev sahipleri kâr etmek için herkese açık hamamlar haline getirip dışarıdan yeni kapılar açmışlar’.

(Evliya Çelebi Seyahatnamesi, haz. Seyit Ali Kahraman, Yeditepe Yayınevi, 2. Cilt).

Türkler Filistin’i 8 Asır Yönetti

Kısa bir süre önce Netanyahu’nun Silvan (Siloam) kitabesini Türkiye’den istemesi gündeme gelmişti. Bu kitabe Siyonist ideolojiye tarihi meşruiyet kazandırmak için kullanılmak isteniyor. Tarihi bilgileri tahrif ederek kurgulanmış geçmişten geleceği inşa etmek istiyorlar. Yahudi tarihçiler Filistin ve Kudüs’ü tarih boyunca uzun süre kendileri yönetmişler ve büyük imparatorluklar kurmuşlar gibi bir hava ve algı yaratırlar. Ancak tarihi gerçeklere göre Yahudiler’in Filistin ve Kudüs hakimiyeti çok uzun olmamıştır. Filistin’i yaklaşık 800 yılla en uzun süre yöneten Türklerdir. Tarihteki en büyük Yahudi Krallığı da Osmanlı’nın Kudüs Sancağı büyüklüğündedir.

Filistin’i Yöneten Milletler

  • Türk Hakimiyeti (Tolunoğulları, İhşidîler, Kurlu Bey Beyliği, Selçuklular, Eyyubîler, Memlükler, Osmanlılar) - 820 yıl.
  • Roma hakimiyeti - 686 yıl.
  • Yahudi hakimiyeti - 515 yıl.
  • Arap Hakimiyeti - 371 yıl.
  • Fars Hakimiyeti – 222 yıl.

Bilinmeyen Büyük Türk Denizcisi

Denizlerin tarihimizde yeri oldukça az gibi görünür ve Türklerin denizlerden uzak kaldığı anlatılır. Ancak bu yanlıştır. Nitekim denizlere damgasını vuran Sefer Reis gibi isimlerini bilmediğimiz birçok büyük Türk denizcisi vardır.

Sefer Reis, 1540-1565 yılları arasında Kızıldeniz, Umman Denizi ve Batı Hint Okyanusu sularının muhafızlığını yapan Osmanlı kaptanıydı ve Portekizliler’in korkulu rüyasıydı. İsmi uzun süre bilinmedi. Yakın zamanda yapılan araştırmalar sayesinde bu büyük Türk denizcisini tanıdık.

Tarih-i Hindi Garbi’de Amerika’da Deniz Adamı

Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerika hakkında en geniş bilgiyi veren eser, III. Murad döneminde yazıldı. Yazarı bilinmeyen Tarih-i Hind-i Garbi (Batı Hindistan Tarihi) isimli bu eser Amerika’nın keşfini anlatır. Thomas Goodrich, bu eserin İtalyanca kitaplar kullanılarak yazıldığını tespit etmiştir.

Osmanlı Tarihinin En Büyük Mareşali: Yavuz Sultan Selim

Gerçek bir harp dehası olan Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tarihinin en büyük mareşali idi. Dünyanın en büyük cihangirlerinden I. Selim, 505 yıl önce 21 Eylül’ü 22 Eylül’e bağlayan gece vefat etti. Yavuz’u en iyi Şeyhülislam İbn Kemal’in, “Az zamanda çok işler başarmıştı. Onun gölgesi bütün cihanı kaplamıştı. Sultan Selim devrinin güneşi idi. İkindi gölgesi uzar ama zamanı kısadır. Öldü Sultan Selim, eyvah göçüp gitti. Artık ona hem kılıç, hem kalem ağlasın” mısraları anlatır.

Türkçe’yi Osmanlı Devleti, resmî dil ve bilim dili yaptı

Osmanlılar’dan önce Anadolu’da hüküm süren Türkiye Selçukluları’nın resmî dili Farsça idi. Selçuklukar’dan sonra kurulan beyliklerde de uzun süre bu şekilde devam etti. Örneğin Hamidoğlu Hüseyin Bey’in, 1377’de I.Murad’a Niş’in fethini kutlamak için gönderdiği tebriknâme Farsça’dır. Karamanoğlu Mehmed Bey’in Konya’yı aldığı zaman Türkçe’yi resmî dil ilân etmesi de bir sonuç vermemişti. Osmanlılar ise Türkçe’yi ilk dönemlerden itibaren resmî dil olarak kabul edip, yazışmalarında kullandılar.

Osmanlı’dan önceki Türk devletlerinde yazılan bilimsel eserlerde Türkçe’nin adı bile yoktu. Edebi ve bilimsel eserlerdeki Arapça ve Farsça’nın hakimiyeti de Osmanlı döneminde kademe kademe azaldı. Türkçe bilimsel eserler arttı.

Şiloah/Siloa Yazıtı-Silvan Yazıtı

Türkiye’de bulunan Yahudi tarihiyle ilgili 3 önemli yazıtın en önemlisidir. Yazıt, 1880’de Kudüs’te Şiloah Tüneli (Hezekiel Tüneli) içinde bulundu. Fenike Alfabesi’yle yazılan tablet tünelin duvarında bulunuyordu. Şehrin dışında Kidron Vadisi’nde bulunan Gihon kaynağındaki su yaklaşık 500 metrelik bir kanalla şehirde inşa edilen Şiloah Havuzu’na yönlendirilmişti. 6 satırlık yazıtın M.Ö. 8. yüzyılda yapılan bu kanalı anlattığı iddia edilir. Metin, Eski Ahit’te Kral Hezekiya döneminde anlatılan Asur kuşatması tehlikesine karşı inşa ediken su kanalıyla ilişkilendirilmiş olsa da, tarihiyle ilgili farklı görüşler de vardır.

Şiloah Yazıtı çıkarılırken kırıldı. 1882’de İstanbul’a Müze-i Hümayun’a gönderildi. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndedir. Yahudi bilim adamları yazıtın Türkiye için önemli olmadığını iddia edip, değişik argümanlar ileri sürerek İsrail’e verilmesi yönünde ortam oluşturmaya çalıştılar. İsrailli yöneticiler ise yazıtı Türkiye’den birçok defa talep ettiler. 1998’de Netanyahu, Başbakan Mesut Yılmaz’dan yazıtı istedi, kabul edilmedi. 2007’de Kudüs Belediye Başkanı Uri Lupoliansk, Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Namık Tan’dan yazıtı talep etti. Reddedildi. En son ise 2022’de İsrail Cumhurbaşkanı Herzog Türkiye’ye geldiğinde yazıt gündeme geldi. Yetkililer bu hususun sözkonusu bile edilemeyeceği cevabını verdiler.

Bu yazıt 1882’de İstanbul’a geldiğinde Kudüs Osmanlı toprağıydı. Kendi toprağımızdan çalınmasın diye başkentteki imparatorluk müzesine getirmiştik. O dönemde İsrail diye bir devlet de yoktu.

Ölüm Döşeğindeyken Bile Azerbaycan’da Katledilen Kardeşlerimizin Yardımına Koşmuştuk

I. Dünya Savaşı’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, Ermeni-Rus ve İngilizler’i mağlup ederek 15 Eylül 1918’de Bakü’yü işgalcilerden kurtarıp, Azerbaycan Türkleri’ne yapılan zulmü sonlandırdı.

Kafkas İslam Ordusu komutanı Nuri Killigil Paşa’yı ve bu yolda mücadele eden bütün kahramanlarımızı rahmetle anıyorum.

112 Önce Bakanlar Kurulunda Katar Tartışması

11 Mart 1913’te Osmanlı Bakanlar Kurulu’nda Sadrazam Mahmud Şevket Paşa, “Irak’taki istikbalimiz için Katar gibi devlete hiçbir faydası olmayan yeri İngiltere’ye terk edelim” demiş, Küçük Said Paşa, Oskan ve Besarya efendiler ise bu düşünceye karşı çıkmıştı. Mahmud Şevket Paşa’nın günlüğünde yazdıkları, Osmanlı çökerken yönetimde yapılan zaaflar kadar devlet aklına sahip devlet adamlarının görüşlerini de ortaya koyuyor.

İzmir’e Giren İlk Türk Subayı

Büyük Taarruz’un son safhasında İzmir’e ilk olarak Yüzbaşı Şerafeddin Bey’in birlikleri girdi. Birlikler, 9 Eylül saat 10.30’da hükümet konağına ulaştılar. Binaya giren Yüzbaşı Şerafeddin Bey, yüzündeki yaranın kanına bulaşan bayrağı gözyaşları içinde göndere çekti. Böylece İzmir’in 1213 gün süren esareti sona erdi.

İzmir’in kurtuluşu haberi yurtiçinde ve yurtdışında büyük gösterilere sebep oldu. Sultanahmet Meydanı’nda binlerce kişi tarafından kutlama yapıldı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinde bu meydana konulan siyah bayrak yerine, kırmızı bayrak konulup dalgalanışı seyredildi. Ayasofya’da 25 bin kişinin katıldığı bir mevlit yapıldı.

Osmanlı Döneminde Çocuklar Okula ‘Amin Alayı’ ile Başlardı

Bugün yeni bir eğitim-öğretim dönemi başladı. Osmanlı döneminde çocukların okula başlaması gelenek haline gelmiş törenlerle olurdu.

Çocuğun okula başlayacağı gün, bütün aile hava aydınlanmadan kalkardı.

Yeni elbiseler giydirilen çocuğun boynuna işlemeli bir Kur’an cüz kesesi asılırdı.

Evden hazırlıklar bittikten sonra Eyüp Sultan ve Fatih türbeleri ziyaret edilirdi. Aile türbe ziyaretinden döndükten sonra mektebin diğer çocukları okula başlayacak arkadaşlarını evinden alarak ilahi ve aminlerle götürmek için eve gelirlerdi. Çocukların okula törenle başlamalarına “amin alayı” veya “bed-i besmel” denirdi.

Ergenekon’un Yeri Bulundu

İslamiyetten Önceki Türk tarihi üzerine en önemli araştırmaları yapan Ahmet Taşağıl hocamız Göktürkler döneminde 640’larda geçen Ergenekon destanının geçtiği yeri buldu.

Ergenekon, Moğolistan’da Altay Dağları’nın kuzeydoğusunda, Nogoonnur ilçesinde. Doğusunda Küçük Türgen batısında Büyük Türgen kuzeyinde Tannu Ola dağları var. Dört tarafı dağlarla çevrili.

Bölgede kömür ve demir madenleri bulunuyor. Ahmet Taşağıl, Ergenekon’la ilgili tespitlerini Pelin Çift’in Gündem Ötesi programında anlattı.

Mevlid Kandili

Bu gece (03.09.2025) Mevlid Kandili. Türkiye’de ve birçok İslam ülkesinde mevlidler okunacak. Irak ve Güneydoğu Anadolu’da bir Türk beyliği kuran Beğteginli hükümdarlarından Muzafferüddin Kökböri’nin 1200’lerde düzenlettiği muhteşem mevlid törenleri, daha sonra İslam dünyasına yayıldı.

Mevlid Kandilimiz mübarek olsun. Mübarek Mevlid Kandili’nin Milletimize, İslam Alemine ve İnsanlığa hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Osman Gazi’nin Mirası

Osman Gazi 1324’te bir devlet kurucusu olarak vefat etti. Vefat ettiğinde arkasında fazla bir mal varlığı bırakmamıştı.

Koskoca bir imparatorluğun kurucusunun mirası şunlardı: “Bir at zırh takımı, bir tuzluk, bir kaşıklık, bir çift çizme, bir kılıç, Alaşehir dokumasından kırmızı sancaklar, bir tirkeş, bir mızrak, birkaç at, misafirlerine ikram için beslediği üç sürü koyun”.

Büyük Taarruz, Türk Tarihinin Son Asırlardaki En Önemli Taarruzudur

Milli Mücadele’nin sonunda 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, Türk tarihinin son asırlarındaki en önemli taarruzudur. Mustafa Kemal Atatürk’ün komuta ettiği Türk kuvvetleri, Büyük Taarruz ile 14 gün gibi kısa bir sürede Yunan Ordusu’nu denize dökmüştü. İmparatorluğun son dönemindeki askeri başarılarımıza bakarsak bunların savunma savaşları olduğunu görürüz. Plevne, Şıpka, Yanya savunmaları gibi.

Sarıkamış ve Kanal harekâtı gibi taarruzları ise kaybetmiştik. 9 Eylül’de Yunan ordusunun Ege’ye dökülmesiyle neticelenen Büyük Taarruz’da ise büyük bir zafer kazanılıp, Türkler’in Asya’ya sürülmesi ve topraklarının paylaşılması planı olan Şark Meselesi’nde Avrupa’nın son noktayı koyması önlenmiştir.

Anadolu’yu Türkiye Yapan Malazgirt Savaşı Dünya Tarihinin En Büyük Dönüm Noktalarından Biridir

26 Ağustos 1071 Cuma günü Selçuklu ve Bizans orduları Malazgirt’te karşılaştı. Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan, kendisinden daha büyük bir orduyu uyguladığı akıllı savaş planıyla mağlup etti. Malazgirt Zaferi, Bizans ordusunu ve mukavemetini çökertti ve Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar Türkmenler’e açtı. Bizans’ın yediği bu büyük darbe, Türkmenler’in Anadolu’ya sel hâlinde dolmalarını sağladı. Anadolu “Türkiye” oldu.

Türkler’in Anadolu’yu vatan tutmalarından sonra izledikleri siyasi, askeri ve dini politikalar Ortadoğu’nun, Kafkasya’nın, Afrika’nın Avrupa’nın şekillenmesinde önemli rol oynadı.

Doğu’dan Türk Göçü Durunca Osmanlı Dinamizmini Kaybetti

9. yüzyılın ortalarından itibaren Türkler, Anadolu’da yerleşmeye başlamışlardı. Asıl yerleşme ise 1071 Malazgirt savaşıyla oldu. Malazgirt’ten sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı oluştu. Türkmenler, büyük kitleler hâlinde Anadolu’ya gelmeye başladılar. Türk göçü birkaç asır sürdü. Anadolu’ya en büyük Türkmen dalgalarından birisi 13. yüzyılda Türkistan’ın Moğol istilasına uğramasından sonra gerçekleşti.

Osmanlı Devleti, Doğu’dan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü sayesinde kuruldu ve büyüdü. Fethettiği yerlere kalabalık Türkmen kitleleri yerleştirebildiği için Rumeli vatan oldu.

Türkmenler’in göçü 16. yüzyılda Safevî Devleti’nin kurulmasına kadar devam etti. Safevî Devleti’nin kurulmasından sonra Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı. Osmanlı Devleti, Orta Avrupa’da yeni fethettiği yerlere yerleştirecek Türk nüfusu bulamadığı için bu bölgelerdeki hakimiyeti Balkanlardaki kadar kuvvetli olmadı. Osmanlı Devleti göç durunca dinamizmini kaybetti.

Kara ve Denizlerin Sultanı

Osmanlı İmparatorluğu 16. yüzyılda denizlerde büyük bir güç hâline gelince dünya siyasetinde önemli bir aktör oldu. Denizlerin tarihimizde yeri oldukça az gibi görünür ve Türkler’in tarih boyunca denizlerden uzak kaldığı anlatılır. Bunun sebebi denizcilik tarihimizle ilgili fazla araştırma yapılmamasıdır. Osmanlı denizcilik tarihi üzerine İdris Bostan hocamız başta olmak üzere son yıllarda yapılan araştırmalar denizciliğimize haksızlık yaptığımızı ortaya çıkarmıştır. Osmanlı padişahları II. Murad zamanından itibaren “Sultanü’l-berri ve’l-bahr (Kara ve Denizlerin Sultanı) ünvanını kullanmaya başladılar.

16. yüzyılda donanmamızın gücü sayesinde Uzakdoğu ve Hindistan’daki Müslüman devletlere yardım eli uzatan, ticarî ve dinî amaçlarla deniz güvenliğini sağlamakla sorumlu olan bir Osmanlı İmparatorluğu ortaya çıktı.

İkinci Abdülhamid’in Müslümanları Bir Bütün Halinde Tutma Siyaseti ve Tek Dilde Hutbe Okutması

Osmanlı döneminde Müslümanlar’ın bir bütün olması siyaseti izlenmişti. Prof. Dr. Vahdettin Engin’in bulduğu bazı belgeler II. Abdülhamid’in bu birliğin bozulmaması için Arnavutça hutbe okunmasına izin vermediğini ortaya çıkarmıştır.

Arnavutlar’ın yaşadığı İşkodra’da imparatorluğun son yıllarında hutbe okunurken yeni bir âdet başlamıştı. Cuma hutbesi Arapça okunduktan sonra imam Arnavutça anlamını cemaate söylüyordu. Ancak bu uygulama bir müddet sonra din adamlarını ve halkı ikiye böldü. Hatta iş tarafların silahlı olarak camiye gelmesine kadar gitti.

Bu gelişmeler üzerine 1891 Temmuz’unda mesele İstanbul’a soruldu. Şeyhülislâm, hutbenin Arapça olarak okunduktan sonra cemaate Arnavutça mealinin de okunmasında bir sakınca olmadığı şeklinde görüş bildirdi. Hükümet de şeyhülislamın görüşü doğrultusunda, Arnavutça hutbe okunabileceği kararına vardı. Fakat bu aşamada II. Abdülhamid duruma müdahale etti. Sultan’ın esas endişesi, ülke bütünlüğünü tehlikeye düşürecek birtakım gelişmelerin yaşanması idi. Yani padişaha göre işin siyasi bir boyutu da vardı ve esas olarak bunun göz ardı edilmemesi lazımdı.

Padişah, hükümete gönderdiği yazıda şu konuların üzerinde durmuştu: “Kur’an’ın halkın anlayabileceği dilden vaizlerce izah edilmesi ile Cuma hutbesinin Arnavutça okunması birbirinden ayrı şeylerdir. Bildiğiniz gibi, bir süre önce Arnavutlar siyasi amaçlı bir örgüt kurdular. Bunlar Arnavutça’yı ıslah etmek gibi gerekçelerle Arnavutça eğitim yapmak istiyorlar. Bu amaçla Latin harfleriyle yazılmış alfabe kitapları hazırladılar. Cuma hutbesinin cemaate Arnavutça okunması meselesinin gündeme getirilmesi de söz konusu maksatlara hizmet etme amacını taşımaktadır. Bunun önü alınmadığı takdirde, Arnavutça bütün kitaplar Latin alfabesi ile yazılmak istenecek, bu talep giderek Kur’an-ı Kerim’in de Latin harfleri ile yazılması gibi vahim bir netice doğuracaktır”.

II. Abdülhamid’in bu analizi üzerine hükümet, Cuma hutbesinin Arapça okunmaya devam edilmesi yönünde karar verdi.

Osmanlı’nın Avrupa’dan Üstün Organizasyon ve Ekonomik Gücü

Osmanlı İmparatorluğu 16. yüzyılda her yönüyle muhteşemdi ve Avrupa’ya karşı birçok alanda ezici üstünlüğü vardı.

Kanuni tarafından 1550-1559 yılları arasında yaptırılan Süleymaniye Külliyesi gibi büyük bir yapı topluluğu 60 milyon akçe (1 milyon altın) gibi çok büyük miktarda bir para harcanarak 9 yıl gibi kısa bir zamanda bitirildi.

Süleymaniye külliyesi 9 yılda bitirilirken Avrupa’nın birçok değişik ülkesindeki önemli yapılar parasızlık, salgın hastalıklar, isyanlar ve savaşlardan dolayı çok daha uzun sürede bitirilebilmişti. Fransa’da Notre Dame Katedrali 97 yılda (1163-1260), İspanya Salamanca’da Yeni Katedral 200 yılda (1533-1733), İspanya’da Segovia Katedrali’nin ilk aşaması 32 yılda (1525-1557), Portekiz’de Jeronimos Manastırı 100 yılda (1501-1601), Portekiz’de Batalha Manastırı 130 yılda (1387-1517), Almanya’da Köln Katedrali 632 yılda (1248-1880), İtalya’da Floransa Katedrali 140 yılda (1296-1436), Vatikan’da San Pietro Bazilikası 120 yılda (1506-1626), Polonya’da Azize Meryem Bazilikası 30 yılda (1290-1320) bitirilmişti.

Osmanlı Beyliği Nüfus Üstünlüğü ve Gaza Anlayışı Sayesinde Cihan İmparatorluğu Oldu

Osmanlı Beyliği’nin, 14. yüzyılın başlarında Anadolu’da mevcut olan beyliklerin içerisinde gerek toprak gerekse insan potansiyeli açısından en küçüklerinden birisi iken, onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir imparatorluğa dönüştüğü tarihçiler arasında uzun süre tartışılmıştır.

Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu meselesinin, 13. ve 14. yüzyıllar Anadolu tarihi çerçevesinde nüfusu öne çıkararak ele alır. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği’nin büyümesini açıklarken doğudan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü ve gaza fikrinin üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu önce Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, daha sonra da Orta Anadolu’dan batıya göç etmek zorunda kalan yüzbinlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, burada gazi Türkmen beyliklerini kurdular.

Türkmenler arasında, bu devirde mevcut olan gaza ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Karadeniz bölgesindeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyorlardı. Bu beylikler hem gaza adına Hristiyanlar’la savaştılar, hem de fethettikleri bölgelere doğudan gelmeye devam eden Türkmenler’i yerleştirdiler.13. yüzyılın sonlarında Sakarya bölgesinde gazanın temsilcisi olan Çobanoğulları, Bizans’la barış yaparak gazayı bıraktı. Bundan sonra ise bölgede Bizans’a karşı akınların liderliğini daha önce Çobanoğulları’na tâbi olan Osman Gazi aldı ve şiddetli bir gaza faaliyetine başladı. Osman Gazi’nin gazayı son derece atılgan tavırla sürdürmesi, onu gazilerin gerçek önderi durumuna yükseltti. 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi’nin sınır boyunda bulunan Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı. Değişik bölgelerden gelen gaziler akın akın onun bayrağı altına koştular.

Daha sonraki yıllarda Batı Anadolu’da meydana gelen gelişmeler de Osmanlılar’a alan açtı. 1320’li yıllarda Batı Anadolu’da gazayı sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı donanmasının baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gaza faaliyetlerini bıraktılar. Gaza bayrağını taşıyan son beylik olan Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehid olması sonucu mücadeleden çekildi.

Böylece Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gaza faaliyetlerinde tek başına kaldılar.

Osmanlılar’ın gittikçe genişleyen gaza faaliyetleri, doğudan gelmeye devam eden Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altına soktu. Anadolu’ya gelen Türkler, Anadolu’daki Rumlar’dan fazlaydı. Bu savaşçı potansiyeli ve Anadolu’ya gelen çok kalabalık Türkmen kitleleri, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyüyerek dünyanın en büyük devletlerinden biri olmasını sağladı.

Osmanlı’nın Kuruluşunu Anlatan İlk Osmanlı Tarihi Kayıp

İlk Osmanlı tarihi, 15. yüzyılın başlarında yazılmış olan Yahşi Fakih Menakıbnâmesi’dir. Ancak bu eser kayıptır. Yahşi Fakih, Orhan Gazi’nin İmamı İshak Fakih’in oğludur. Eserini yazarken kendi gördüklerinin yanısıra babasının şahit olduğu ve duyduğu hadiseleri de kullanmış olmalıdır. İlk devirlere ait önemli bilgiler veren bir tarih kaleme almış olan Aşıkpaşazâde, Geyve’den geçerken hastalanmış ve Yahşi Fakih’in evinde misafir olmuştu. Burada Yahşi Fakih’in yazdığı kitabı görüp, okumuş ve kendi tarihini yazarken de bu bilgileri kullanmıştır. Aşıkpaşazade, ‘Yahşi Fakih, Sultan Yıldırım Bayezid Han’a gelinceye kadar bu olayları ve menkıbeleri yazmış. Ben de Orhan Gazi’nin imamının oğlu Yahşi Fakih’e bağlı kalarak başkalarından duyduklarımla birlikte Osmanoğulları’nın sözlerinden ve olaylarla dolu menkıbelerinden bazılarını özetle kaleme aldım’ demiştir. Ancak Aşıkpaşazade’nin, Yahşi Fakih’in eserini ne şekilde kendi tarihine aldığını, eksiltme ve ekleme yapıp yapmadığını bilmiyoruz.

Yahşi Fakih Menakıbnâmesi muhtemelen Osmanlı Beyliği’nin ilk yıllarına dair bilgi veren Anonim Tevârih-i Âl-i Osmânlar’a da kaynak olmuştur.

Tarihçilerin en büyük rüyası kayıp olan Yahşi Fakih Menakıbnâmesi’ni bulmaktır. Bakalım bir gün bulunacak mı?

Picasso Tablosu Değil Osmanlı Maliye Evrakı

Bu gördüğünüz belge adeta bir sanat eseri. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nde bulunuyor. 1733 yılı Mart ayından başlayarak Osmanlı maliyesinin en büyük bürosu Başmuhasebe Kalemi tarafından okunması oldukça güç, girift, noktasız yazı türü olan siyakatla tutulan Anadolu eyaletine ait bir Atik Malikane defterinden bir sayfa. Söz konusu defterler eyalet merkezli tutulup Malikane mukataaların tevcih, kasr-ı yed ve intikal kayıtlarını içermektedir. Aynı zamanda muaccele miktarlarındaki değişim ve mukataaların hisselere ayrılma durumu da takip edilebilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu askeri gücü ile fethettiği toprakları Avrupa’dan ve çevresindeki devletlerden çok üstün bürokrasisi ile asırlarca yönetti. Bilgisayar teknolojisinin olmadığı bir dünyada devlet idaresi, sistematik defter serilerine ve bu defterler üzerinden işleyişi organize edebilecek bir bürokrat zümresine sahip olmakla mümkündü. Bu görsel Osmanlı bürokrasisinin bu amaçla ürettiği yüzlerce defter türünden birine ait.

Devlete ait mukataa adı verilen gelirlerin kimlere ne zaman ve nasıl verildiğini uzun periyotlar halinde takip edebilmek için oluşturulmuş. Atik Malikâne adı verilen bu defterler, söz konusu gelirlerden sorumlu maliye bürosu Başmuhasebe Kalemi tarafından tutuluyordu. Eyaletlere göre düzenlenen ve bir gelirin ortalama 40-50 yıllık sahiplerini takip etmeye imkan sağlayan bu defterler bugün karmaşık gibi görünmesine rağmen o günün bürokratları için pratik ve kullanışlıydı.

İsrail’in Arz-ı Mev’ud Hayali

Yahudi İnancına göre Allah’ın Hz. İbrahim’e ve soyundan gelenlere vermeyi vaad ettiği yere ‘Arz-ı Mev’ud’, yani vadedilmiş topraklar denir. İki farklı vaad vardır.

Hz. İbrahim’e yapılan yapılan vaadde “Mısır ırmağından Fırat ırmağına kadar olan bölg” vadedilmiş topraklardır (Sağdaki resim).

Hz. Musa ve Yuşa’ya yapılan vaadde ise ‘Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak’ denilmiştir (Soldaki resim).

İsrail katliamlar ve soykırımla bu olmayacak hayalin peşinde koşuyor.

Tarih Hırsızlığı

Arkeoloji ve antropoloji alanında araştırmaları olan İngiliz bilim adamı Jack Goody’nin ‘Tarih Hırsızlığı’ isimli eseri bütün dünyayı soyan Avrupa’nın tarih alanındaki hırsızlığını anlatıyor. Tarih Hırsızlığı, tarih yazımı aracılığıyla tarihin Batı tarafından ele geçirilişidir.
Hristiyan Avrupa, kendi geçmişini çoğu zaman Batı Avrupa ölçeğinde yaşanmış süreçlere göre kavramsallaştırılıp sunmuş, ardından da dünyanın geri kalanına dayatarak “Doğu’nun tarihini’ çalmıştır. Goody, demokrasi, kapitalizm, bireycilik ve aşk gibi kurumların bulunuşunu sadece Batı’ya mal etmenin, diğer kültürlere yönelik bir hırsızlık olduğunu vurgular.

Hristiyan Avrupa bir üstünlük benimseyip, teleolojik bir tarih yaratarak bu üstünlüğü geçmişe yansıtmıştır. Goody, dünyanın geri kalanı açısından sorunun, ötekilerin hep durağan, dışarıdan yardım almaksızın kendilerini değiştirmeyi kesinlikle beceremez olarak görülmesi olduğunu söyler. Avrupa dünyanın geri kalan tarihini hafife alıp, diğer uygarlıkların tarihini kötüleştiren bir şekilde tarihsel kavramlar ve dönemler dayatmıştır.

Avrupa’nın birçok açıdan Müslüman Doğu ve Güney’e çok borçlu olduğunu dile getiren Goody, bu durumu şöyle açıklar: ‘Ticaret kadar entelektüel yaşam da 14. yüzyıl öncesinde Müslüman Doğu ve Güney’e çok şey borçlandı. Bunda sadece Yunanca’dan yaptıkları çeviriler değil, tıp, astronomi, matematik ve diğer alanlardaki kendi katkıları da rol oynadı. Bu canlanmada, Hindistan ve Çin de paylarını düşeni yaptılar, zira İslam toplumları Güney İspanya’dan Çin sınırına dek Asya’nın tamamına yayılmıştı. Daha net bir ifadeyle birçok bitki, ağaç ve çiçeğin (portakal, çay ve kasımpatı) yanı sıra, Francios Bacon’ın modern toplum açısından merkezi gördüğü, pusula, kâğıt ve barut gibi yeniliklerin kökeni de Doğu’ydu. Matbaanın, porselen, ipekli ve pamuklu tekstil imalatının, aslında sanayinin Doğulu kökenlerinden söz etmeye gerek bile yoktur’.

İki Büyük Türk Devleti Karşı Karşıya

623 yıl önce 28 Temmuz 1402’de Ankara Savaşı’nda iki büyük Türk devleti karşı karşıya geldi. Timur’un ordusu Osmanlı ordusundan daha kalabalıktı. Timur’un ordusunun çoğu süvariydi ve önemli sayıda zırhlı birlikleri vardı. Osmanlı ordusunun önemli bir kısmı ise piyadeydi. Savaşın başlangıcında Osmanlı kuvvetlerinin yaptığı şiddetli saldırı, zırhlı birlikler tarafından durduruldu.

Savaş devam ederken Kara Tatarlar’ın ve Anadolu beyliklerine ait askerlerin karşı tarafa geçmesi Osmanlı ordusunun bozulmasına sebep oldu. Bunun üzerine savaşın kaybedildiğini gören şehzâdeler de kuvvetlerini alarak harp sahrasından ayrıldılar. Yıldırım çekilme tekliflerini reddederek yanındaki 3.000 kişi ile savaşmaya devam etti. Ancak koskoca bir ordu karşısında yapacağı bir şey olmadığından sonunda esir düştü.

Timur, dünya harp tarihinin en büyük dahilerinden biridir. Büyük bir stratejisttir. Bu savaşta Osmanlı kuvvetlerini arkasına takıp yorarak, kendi ordusunun özelliklerine uygun bir yere çekmesi, onun komutanlık dehasını gösterir. Osmanlılar daha önce birçok devleti rahatlıkla mağlup etmişlerdi. Ancak bu sefer karşılarında bir cihan fatihi vardı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü, o dönemde Timur’un ordusunu mağlup edebilecek düzeyde değildi. Ayrıca Yıldırım kendi ülkesindeki bir savaşta, Timur’un belirlediği bir muharebe sahasında savaşmak gibi büyük bir stratejik hata yapmıştı. Timur uyguladığı strateji ile savaşı çok zorlanmadan kazanmıştı.

‘Türkler’ Gelince Anadolu ‘Türkiye’ Oldu

Zaman zaman Türk’üm dememek için Türkiyeliyim diyenler ‘Türkiye’ isminin Türk’ten geldiğini herhalde bilmiyorlar.

Malazgirt’ten sonra Türkler’in akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Rahmetli Faruk Sümer, 1085’ten itibaren Avrupalılar’ın Anadolu’ya Türkiye demeye başladıklarını söyler. İmparator Friedrich Barbarossa’nın katıldığı Üçüncü Haçlı Seferi’den (1189-1192) itibaren Batılı yazarlar Anadolu’dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Turchia: Türklere ait, Türklerin ülkesi manasına gelir.

Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra 1245’te papanın Moğollar’a gönderdiği elçilik heyetinde bulunan Rahip ve diplomat Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Tarihçi Claude Cahen’e göre o dönemde çağdaş yazarların gözünde Anadolu’nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur.

Osmanlı Padişahları Türk Olmakla İftihar Ederlerdi

Osmanlı döneminde yazılmış ‘Tevârih-i Âl-i Osmânlar’ incelendiğinde Osmanlı padişahlarının Orta Asya’dan geldiklerinin ve Türklüklerinin farkında oldukları açıkça görülür. Bu kitaplarda Osmanlı hanedanı Oğuz Han’a bağlanır. Osmanlılar’ın Oğuz neslinden ve Kayı boyundan gösterildiği tarih kitaplarında Osmanlı tarihi Türk tarihinin bir parçası olarak ele alınır. Osmanlı hanedanı şeceresini kendisinden önceki ve çağdaşı birçok devletin yaptığı gibi ‘Halifelere veya Cengiz Han’a değil Oğuz Han’‘a bağlayarak Türklüklerini öne çıkarmıştır. Halife olan Osmanlı padişahları Türk olduklarını tarih kitaplarında yazdırtmaktan çekinmemişler, kimse de onlara Türklüklerini ifade ettiler diye söylemleri İslami değil dememiştir.

Türk Dilini Öğreniniz, Çünkü Onların Çok Uzun Sürecek Saltanatları Vardır

Kaşgarlı Mahmud, Araplar’a Türkçe’yi öğretmek ve Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek için 1072-1074 yılları arasında ‘‘Divanu Lugati’t-Türk’ isimli ilk Türk dili sözlüğünü kaleme aldı. Eserine Peygamber Efendimize (S.A.V) atfedilen ‘Türk dilini öğreniniz, çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları vardır’ hadis-i şerifiyle başlar. ‘Bu hadis doğru ise -sorumluluğu râvilere aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği Türkçe’yi öğrenmektir der.

Tarih 951 yıl önce eserini kaleme alan Kaşgarlı’yı haklı çıkarmıştır. Türkler, Kaşgarlı’nın eserinin yazıldığı dönemden itibaren Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu gibi iki cihan devleti kurmuş, bugün ise Türkiye Cumhuriyeti’yle dünyanın en büyük devletlerinden biri olarak Türk hükümranlığını sürdürmektedirler.

Kaşgarlı Mahmud eserinin girişine şöyle başlar: ‘Şimdi, Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud kulunuz dedi ki:

Gördüm ki: Yüce Tanrı, Türk burçlarında doğurdu devlet güneşini; onların ülkeleri etrafında döndürdü göklerin çemberini; ve onlara ad verdi Türk diye; ülkelerin idaresini verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı onları; ellerine verildi günümüzdeki insanların yuları; onları görevlendirdi halk üzre; onları kuvvetlendirdi hak üzre; aziz kıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları; onlar (Türkler) sayesinde muratlarına erdiler ve ayak takımının şerrinden esen oldular. Aklı olan herkes onlara katılmalı ve onların oklarından korunmalı. En iyi yol konuşmaktır, onların dillerini; duyurabilmek için onlara ve meylettirebilmek için gönüllerini. Takımından ayrılıp Türklere sığındığı zaman bir düşman, güven verilip ona kurtarıldığı zaman korkularından; başkaları da sığınır onunla beraber, ve üzerlerinden kalkmış olur tüm zarar.

Buhara imamlarından ve Nişaburlu bir başka imamdan açıkça ve kesin olarak işittim ki; Onlar Peygamber Efendimize (S.A.V) dayanarak şöyle rivayet ettiler. Peygamberimiz (S.A.V) kıyamet gününün şartlarını, âhir zamanın fitnelerini, Oğuz Türklerinin çıkışını anlatırken dedi ki: ‘Türk dilini öğreniniz, çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları vardır’. Bu hadis doğru ise -sorumluluğu râvilere aittir- Türk dilini öğrenmek vaciptir; eğer doğru değilse, aklın gereği budur.

(Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lugatit-Türk, neşr. Ahmet B. Ercilasun-Ziyat Akkoyunlu, Ankara 2020).

En Büyük Yahudi Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kudüs Mutasarrıflığı Kadardı

Türkiye Cumhuriyeti’nin eski başbakanlarından, Tarihçi ve Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanlarından Ord. Prof. Şemseddin Günaltay, ‘Yakın Şark’ isimli kitabında, ‘Suriye ve Filistin’de Davud zamanına kadar 200 yıldan beri kuvvetli devlet görülmemiş olduğu için, onun kabilelere karşı olan başarıları İsrailoğulları nazarında son derece büyümüş yüzyıllarca parlak şiirlerde emsalsiz zaferler gibi tasvir olunmuş, sınırları sahil kısmı hariç olmak üzere Osmanlı İmparatorluğunun eski Kudüs mutasarrıflığına inhisar eden bu küçük prenslik, tarihe muazzam bir imparatorluk gibi mal edilmiştir’ der.

“Fragmanlar” adlı kitaptaki, Herakleitos’a ait olduğu düşünülen sözlerin Türkçeye kazandırıldığı bu eseri okumanızı tavsiye ederim. Batı felsefesini büyük ölçüde etkilemiş olan Herakleitos’un fragmanları hakkında yorumlu bir şekilde fikir edinmenize olanak sağlayacaktır.

Herakleitos - Fragmanlar kitabında yer alan insan düşünceleri hakkındaki bilgilere ulaşabilirsiniz. Kitap okuma listemde bulunan bu kitaba ek olarak diğer kitaplarda yer almaktadır.

Sözcüklerin anlamları, kültürleri birbirine bağlayan zincirin birer güçlü halkası adeta; dil, din, ırk ayrılığı tanımıyor.

Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar; ruhlar nemli olandan buharlaşırlar.

Herakleitos’a göre “uykuda olmak”, gerçeğe sırt çevirmek ve dar ilgiler içinde, bir midye gibi yaşamaktır. Başka bir deyişle, bu insanlar varoluşun çağrısına kulaklarını tıkamışlardır.

Herakleitos’a göre mutluluk, hakikati bilmek ve ona uygun bir şekilde yaşamakla elde edilir.

Herakleitos da arınmaya önem verir; ancak ona göre arınma, bedensel hazlardan uzak durmak ve bilgece bir yaşam sürmekle mümkündür.

Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz görünenlerden en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir.

Herakleitos’ta bağıntıyı ve uyumu oluşturanlar, birbiriyle uyumlu ve uzlaşan öğeler değil; tersine, uyumsuz ve uzlaşmaz olan öğelerdir.

Herakleitos’ta “uyum” ancak birbirini karşılıklı olarak çeken ve iten öğeler arasında mümkündür.

Herakleitos’a göre inanç ya da güven (pistis) olmadan tanrısal konular kavranamaz. İnsan, aradığı şeyin ne olduğunu bilmeli ve ona ulaşabileceğine inanmalıdır. Hakikate giden yol zorlu ve çetrefillidir. Ancak güvenen ve umut eden kişi bu yolda ilerleyebilir. Herakleitos, Ksenophanes’in “büyük konular insan tarafından hiçbir şekilde bilinemez” görüşüne karşılık olarak, bilmenin ancak inançla mümkün olduğunu belirtmek istemiştir.

İnsanlar çoğu zaman başlarına gelenler hakkında düşünmez ve öğrendiklerini tam olarak kavrayamazlar; yalnızca kendi inandıkları şeylere güvenmeyi tercih ederler.

Bu metnin bağlamında önemli bir kavram olan phronesis (düşünme), “ne olduğunu anlama ve bir ders çıkarma” (ibret alma) anlamına gelir. Kendi dar ilgi alanları içinde yaşayan insanlar, başlarına gelenleri ya da doğrudan karşılaştıkları olayları (enkyreusin) derinlemesine düşünmez ve anlayamazlar. Bu açıdan bakıldığında, çok şey yaşamak ya da tecrübe etmek tek başına yeterli değildir. Çoğu insan pek çok şey öğrenmiş olsa (mathontes) bile, öğrendiklerinden ders çıkaramaz ve içsel olanı kavrayamaz. Herakleitos, yalnızca çok şey bilmenin ya da doğrudan tecrübe etmenin yeterli olmadığını vurgular. İnsanların çoğu kendi inançlarıyla (doksa) hareket ettikleri için, gördüklerini tanıyacak ve özünü kavrayacak bilgiye (gnoskousin) sahip değildir.

Umut edilmeyeni umut etmezsen, onu bulamazsın; çünkü ne bir iz vardır, ne de bir yol.

Herakleitos’a göre inanç ya da güven (pistis) olmadan tanrısal konular kavranamaz. İnsan, aradığı şeyin ne olduğunu bilmeli ve ona ulaşabileceğine inanmalıdır. Hakikate giden yol zorlu ve çetrefillidir. Ancak güvenen ve umut eden kişi bu yolda ilerleyebilir. Herakleitos, Ksenophanes’in “büyük konular insan tarafından hiçbir şekilde bilinemez” görüşüne karşılık olarak, bilmenin ancak inançla mümkün olduğunu belirtmek istemiştir.

Erdemli olanlar, iyiler, bedensel kaynaklı hazları ruhları lehine katlederler. Bilgece bir yaşam sürmek tutkuların kölesi olmamaktır.

Ölümde insanları ummadıkları, hayal edemedikleri şeyler bekler.

İlias Destanı’nda Akhilleus, kazanacağı ölümsüz ünü, ebedi yaşama tercih etmiştir. Herakleitos ise tek bir şeyi (bilgeliği veya hakikati) başka her şeye tercih eder. Çoğunluk (polloi) ise bilgelik yerine sıradan bir yaşamı seçer.

Herakleitos’a göre yasa (nomos), her şeyin ve her insanın belirlenmiş sınırlar içinde yaşamasıdır. Zaten nomos sözcüğünün anlamı, “herkesin payını dağıtma” ve “her şeyin sınırlarını belirleme”dir. Nomos, her şeyin sınırları içinde ve belirlenen ölçülere uygun davranmasıdır. Henos (Bir) terimi bu fragmanda “bir kişi”ye değil, kosmos’ta hüküm süren tanrısal yasaya işaret eder. Yasa, tanrısal olanın kararına (boule) uymaktır.

Bilgeliği seven insanlar gerçekten çok şeyde araştırmacı olmalıdır.

Herakleitos açısından bilgelik (sophon), bilgiyi toplamakla değil, olup bitenin anlamını kavramakla mümkündür.

Herakleitos açısından polymathie, yığma bir bilgidir. Anlamadan, derinliğine araştırmadan çok şey bilmek veya öğrenmek, varlığın hakikatini anlamada yetersiz kalır.

Bilgelik tektir; her şeyi, her eylemi yöneten düşünceyi bilmektir.

Bilge olmak (sophon), çok şey bilmek değil, kosmos’taki planı, düşünceyi, bir başka deyişle hakikati bilmek demektir.

Sara hastalığı eski Yunan’da “kutsal hastalık” (hieros nosos) olarak adlandırılırdı.

Büyük konular hakkında rastgele tahminde bulunmamalı.

Bu fragmanda söz edilen “büyük konular” (ton megiston), ruhun ölümden sonraki akıbeti, öte dünya, tanrılar ve varlığın aslı gibi konulardır.

Geleneksel bilgelere, başkalarından öğrenmekle bilgi olunmaz. Bilgelik, soruşturmakla ve sorgulamakla başlar.

Bedenin yaşamı ruhun, ruhun yaşamı ise bedenin ölümüdür.

Ölçülü olmak en büyük erdemdir. Bilgelik, doğaya kulak vererek hakikati söylemek ve doğru olanı yapmaktır.

Herakleitos bu anlamı vurgulayarak bilgelğin (sophon), doğaya (physis), insan olmanın gereklerine uygun bir yaşam sürmek olduğunu belirtiyor. Ayrıca, yalancılığın bir ustalık sayıldığı bu toplumda hakikati söylemenin ve hakikate uygun işler yapmanın bilgece bir tavır olduğunu belirtir.

İnsanın karakteri kaderidir.

Osmanlı İmparatorluğu 16. yüzyılda denizlerde büyük bir güç hâline gelince dünya siyasetinde önemli bir aktör oldu. Denizlerin tarihimizde yeri oldukça az gibi görünür ve Türkler’in tarih boyunca denizlerden uzak kaldığı anlatılır. Bunun sebebi denizcilik tarihimizle ilgili fazla araştırma yapılmamasıdır. Osmanlı denizcilik tarihi üzerine İdris Bostan hocamız başta olmak üzere son yıllarda yapılan araştırmalar denizciliğimize haksızlık yaptığımızı ortaya çıkarmıştır. Osmanlı padişahları II. Murad zamanından itibaren “Sultanü’l-berri ve’l-bahr (Kara ve Denizlerin Sultanı) ünvanını kullanmaya başladılar.

16. yüzyılda donanmamızın gücü sayesinde Uzakdoğu ve Hindistan’daki Müslüman devletlere yardım eli uzatan, ticarî ve dinî amaçlarla deniz güvenliğini sağlamakla sorumlu olan bir Osmanlı İmparatorluğu ortaya çıktı.

Erhan Afyoncu

Sun Tzu - Bölüm 8: Taktikte Değişiklikler

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Savaşta general emirlerini hükümdardan alır, ordusunu toplar ve güçlerini yoğunlaştırır

Hedeflerinizi bildiğinizde, ordularınızı doğru yerlere yönlendirebilirsiniz.

Yoğunlaştırılmış bir kuvvet güçlü bir etkiye sahip olabilir. Bir çivi sert ahşabı delip geçebilir. Keskin bir bıçak dirençli malzemeyi keser. Küçük bir kuvvet bile tek bir noktada yoğunlaşırsa delip geçebilir.

İş dünyasında, işin amacını ve yönünü bildiğinizde, nasıl odaklanacağınızı formüle edebilirsiniz.


Sun Tzu: 2. Zor bir bölgedeyseniz kamp kurmayın. Anayolların kesiştiği bölgelerde müttefiklerinizle el ele verin. Tehlikeli bir şekilde izole edilmiş mevzilerde oyalanmayın. Sıkışmış durumdaysanız taktiklere başvurmalısınız. Çaresiz durumdaysanız savaşmalısınız.

Kamp kurmak zaman alır. Kamp kurarken askerler rahat bir dağınıklık içindedir. Toparlanmak da zaman alır. Bu nedenle kamplar saldırılara karşı savunmasızdır ve hızlı bir şekilde karşılık veremez veya hareket edemez.

Kavşakları tutmak birden fazla rotaya hakim olmanızı sağlar. Yüksek yerleri savunmak daha kolaydır. Yüksek rotalar genellikle daha rahat alçak yerler arasındaki yollardır. Bu nedenle yüksek kavşakları tutarsanız büyük avantaj elde edersiniz. Bu yerleri tutmak için müttefiklerin kullanılması, ana ordunun kaynak kaybı olmadan devam etmesini sağlar.

Özellikle savunmasız olduğunuz tehlikeli yerlerde duraklamak bile düşmanın sizi bulup saldırması için daha fazla fırsat verir.

Çok az çıkış yolu olacak şekilde sıkıştırıldığınızda, daha az hareket seçeneğiniz olur ve dolayısıyla aldatma veya diğer stratejilere daha fazla ihtiyaç duyarsınız.

Sırtınız duvara dayandığında, savaşmaktan başka seçeneğiniz yoktur. Yukarıdaki seçenekler, bu en kötü durumdan kaçınmanın yollarını önermektedir.


Sun Tzu: 3. İzlenmemesi gereken yollar, saldırılmaması gereken ordular, kuşatılmaması gereken kentler, mücadele edilmemesi gereken mevziler, itaat edilmemesi gereken hükümdar emirleri vardır.

Bazen düşmanın başkentine giden doğrudan bir rota bariz görünse de iyi korunuyor olabilir ve örneğin dar kanyonlardan geçiyor veya geniş nehirleri geçiyorsa sizi savunmasız bırakabilir.

Önünüzde bir ordu olması, kazanabileceğinizi düşünseniz bile ona saldırmanız gerektiği anlamına gelmez. Her zaman önce savaşı düşünün, sadece savaşı değil. Tarafsız ülkeleri kışkırtmak düşmanlarınızı çoğaltabilir. Daha küçük bir kuvvete saldırmak, sizi daha sonra gelecek daha büyük bir kuvvete karşı savunmasız bırakacak kayıplar yaratabilir.

Avantajlı veya gerekli olmayan kuşatma ve diğer çatışmalardan kaçının.

Savaşta general emirleri hükümdardan alır, ancak hükümdar savaş alanında değildir ve nihai zaferi neyin getireceğini bilemez. Sadece aptal bir general başarısız olacağını bildiği emirleri uygular.


Sun Tzu: 4. Taktik çeşitliliğine eşlik eden avantajları iyice anlayan general, birliklerini nasıl idare edeceğini bilir.

Taktikleri bilmek yeterli değildir, onları ne zaman kullanacağınızı da bilmeniz gerekir. Özellikle de taktikleri hem duruma hem de birbirlerine uydurma becerisi gerekir.

Bu şekilde, basit taktiklerden oluşan bir dizi, sadece dört elementten oluşan basit bir dizi olan DNA kadar çeşitli ve güçlü olabilir.

İş dünyasında harika bir stratejiniz olabilir, ancak bunu sağlam ve uyarlanabilir bir uygulamaya dönüştüremezseniz, her şey boşa gidecektir.


Sun Tzu: 5. Bunları anlamayan bir general, ülkenin yapısını çok iyi biliyor olabilir, ancak bu bilgisini pratikte kullanamayacaktır.

Araziyi bilmek yeterli değildir. Hava durumunu bilmek yeterli değildir. Birliklerinizi tanımak yeterli değildir. Düşmanı tanımak yeterli değildir.

Karşılaştığınız özel durumda hangi taktiklerin etkili olacağını da bilmelisiniz.


Sun Tzu: 6. Dolayısıyla, savaş sanatında planlarını değiştirmeyi bilmeyen bir savaş öğrencisi, Beş Üstünlük hakkında bilgi sahibi olsa bile, adamlarından en iyi şekilde yararlanmayı başaramayacaktır.

Taktikleri iki yöntemle öğrenebilirsiniz: Birincisi, deneyimlerden öğrenebilirsiniz. Daha ucuz bir yol, geçmişte başkaları için neyin işe yarayıp neyin yaramadığını öğrenmektir.

En iyi generaller hem sürekli öğrenciler hem de deneyimli uygulayıcılardır. Bu kombinasyon sayesinde neyin işe yarayacağını daha kullanmadan öğrenebilirler.

İş dünyasında kesin konuşmak kolaydır, öğrenmek için tevazu göstermek ise daha zordur.


Sun Tzu: 7. Dolayısıyla bilge liderin planlarında avantaj ve dezavantaj unsurları bir arada yer alacaktır.

Avantaj iki taraflı bir madeni paradır. Siz avantaja sahip değilken, diğer taraf avantaja sahiptir ve siz dezavantaja sahipsinizdir.

Herhangi bir zamanda hem avantajınız hem de dezavantajınız vardır. Planlar ve eylemler her ikisini de dikkate almalıdır.


Sun Tzu: 8. Avantaj beklentimiz bu şekilde yumuşatılırsa, planlarımızın önemli bir kısmını gerçekleştirmeyi başarabiliriz.

Her şeyden önce bir komutan gerçekçi olmalıdır. Aşırı hevesli olmak da aşırı tedbirli olmak da kolaydır. Bu ikisi arasında en iyi çizgide yürümek beceri gerektirir.


Sun Tzu: 9. Öte yandan, zorlukların ortasında her zaman bir avantaj yakalamaya hazır olursak, kendimizi talihsizlikten kurtarabiliriz.

Önümüzde her zaman avantaj ve dezavantaj yolları uzanır ve bunlar savaş manevralarında ve muharebenin gelgitlerinde sürekli değişir.

Bunlara çok dikkat ederseniz, dezavantajları ortadan kaldırma ve avantaj anlarını yakalama fırsatına sahip olursunuz.

Aynı şekilde iş dünyasında da şirketler avantajlı ve dezavantajlı dönemlerden geçer. Her iki dönemde de bunun devam edeceğini varsaymak kolaydır. Daha iyisi, gerçek avantajı ve ilerideki konumu bilerek planlama yapmaktır.


Sun Tzu: 10. Düşman şeflere zarar vererek onları zayıflatın; başlarına bela açın ve onları sürekli meşgul edin; aldatıcı cazibeler sunun ve herhangi bir noktaya koşmalarını sağlayın.

İşte avantaj elde etmenin üç yolu.

  1. Savaşma kabiliyetlerini azaltan ve planlarını altüst eden hasar vermek.
  2. Onları meşgul edecek ve sürekli olarak yoracak sorunlar yaratmak.
  3. Özellikle baskı altında olduklarında ve saman çöplerine sarıldıklarında onları pusuya düşürebilecek yemler sunmak.

Sun Tzu: 11. Savaş sanatı bize düşmanın gelmeme olasılığına değil, bizim onu karşılamaya hazır olduğumuza güvenmeyi öğretir; onun saldırmama şansına değil, kendi konumumuzu ele geçirilemez hale getirdiğimiz gerçeğine güvenmeyi öğretir.

Her zaman başarılı bir şekilde savunma yapabilirseniz her savaş kazanılabilir. Bu nedenle en iyi strateji, her an düşmanla karşılaşmaya hazır olmaktır.


Sun Tzu: 12. Bir generali etkileyebilecek beş tehlikeli kusur vardır: (1) Yıkıma yol açan pervasızlık; (2) esir düşmeye yol açan korkaklık; (3) hakaretlerle kışkırtılabilen aceleci bir öfke; (4) utanca karşı hassas olan bir onur inceliği; (5) adamlarına aşırı düşkünlük, bu da onu endişe ve sıkıntıya maruz bırakır.

İşte kaçınılması gereken beş günah veya hata.

  1. Pervasızlık, öfke, umut veya diğer tehlikeli duygulara dayanarak karar vermektir. Bilgi ve gerçekleri kullanarak karar vermek daha iyidir.
  2. Savaşta karar vermekten başka çareniz yoktur. Gerektiğinde savaşmama kararı kaçmaya, esir düşmeye ve kaybetmeye yol açar. Korkaklık sadece savaşı kaybettirmekle kalmaz, aynı zamanda utanç ve onursuzlukla da sonuçlanır.
  3. Kolayca kışkırtılan bir komutan ya da basit bir asker, kurnaz düşman tarafından kolayca yenilgiye uğratılan kişidir. Öfkeye yol açan kışkırtma aynı zamanda aceleci davranmaya ve tuzaklara düşmeye neden olur.
  4. Onur duygusu çoğunlukla iyi bir şeydir, ancak utanç düşüncesi, kazanılamayacak bir savaşa girmek gibi kaybettirici eylemlere yol açtığında tehlikeli olabilir.
  5. Askerlerinizi önemsemek de iyi bir şeydir, ancak aşırıya kaçıldığında onların güvenliğinden duyulan korku akılsızca stratejik kararlar alınmasına yol açabilir. Savaşta generaller daha büyük bir hedef olan zafere ulaşmak için askerlerini ölüme göndermeye hazır olmalıdır.

Bu kurallar, dikkatsizliğin ve diğer ahmaklıkların çok pahalıya mal olabileceği iş dünyası için de geçerlidir.


Sun Tzu: 13. Bunlar bir generalin savaşın gidişatını mahveden beş büyük günahıdır.

Lider olmak kolay değildir. Kaybetmenin birçok, kazanmanın ise daha az yolu vardır. Başarılı olmak için, başarısızlıktan nasıl kaçınacağınızı bildiğiniz kadar nasıl kazanacağınızı da bilmelisiniz.


Sun Tzu: 14. Bir ordu devrildiğinde ve lideri öldürüldüğünde, bunun nedeni mutlaka bu beş tehlikeli hata arasında bulunacaktır.

Bu beş günah yaygındır ve bu yüzden seçilmiştir. Bunlardan kaçınabilirseniz, orduların başına gelen pek çok sorundan da kaçınmış olursunuz.

Sun Tzu - Bölüm 7: Manevra

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Savaşta general emirlerini hükümdardan alır.

Nihai emir ülkenin yöneticisinden gelir. Generalin amacı bu yönetici tarafından belirlenen amaç ve hedeflere ulaşmaktır.

Her hedef belirlemede olduğu gibi, yöneticinin ulaşılabilir isteklere sahip olması önemlidir. Akıllı bir yönetici, nihai emre karar vermeden önce generalle olasılıkları tartışır.

Bu durumda yöneticinin, generalin amaçlanan hedeflere ulaşmak için strateji geliştirme becerilerini kullanmasına izin vermesi önemlidir.

İş dünyasında CEO ve yönetim kurulu, organizasyonun daha alt kademelerinde uygulanacak hedefleri belirler. Bu da seçimin ve güvenin önemi hakkında çok şey söyler.


Sun Tzu: 2. Bir ordu topladıktan ve güçlerini yoğunlaştırdıktan sonra, kampını kurmadan önce ordunun farklı unsurlarını harmanlamalı ve uyumlu hale getirmelidir.

Bir savaş gücünü bir araya getirmenin birçok seçeneği vardır; örneğin elit bir tugay oluşturmak ya da en iyi adamları daha geniş bir kabiliyet yaratmak için dağıtmak gibi. Birliklerin ve silahların organize edilme şekli stratejik niyete ve planlanan manevralara bağlıdır.

Savaşta olduğu gibi iş dünyasında da en iyi çalışanlarınızı nereye koyacağınız zor bir sorudur. Bunun için sihirli bir formül yoktur ancak seçiminiz kritik olabilir.


Sun Tzu: 3. Bundan sonra taktiksel manevra gelir ki bundan daha zor bir şey yoktur. Taktiksel manevranın zorluğu, dolambaçlı olanı doğrudan ve talihsizliği kazanca dönüştürmekten ibarettir.

Net bir niyet ve organize bir güçle, bir sonraki adım onları harekete geçirmektir.

Manevra hareket etmeyi içerir. İyi manevra satranç oynamaya benzer, oyunun büyük bir kısmı amansız bir şekilde zafere götüren etkili saldırıları güvence altına almak için pozisyon almakla ilgilidir.

İş dünyasında güçlü bir uygulama çok önemlidir. İstediğiniz kadar strateji belirleyin, planladığınız şeyi yapamıyorsanız başınız büyük bir belada demektir.


Sun Tzu: 4. Böylece, düşmanı yoldan çıkardıktan sonra uzun ve dolambaçlı bir yol izlemek ve onun peşinden yola çıksa da, hedefe ondan önce ulaşmayı başarmak, sapma kurnazlığının bilgisini gösterir.

Manevralar planlanırken, diğer ordunun da manevra yapacağı ve bunun bir tür ‘dans’ olacağı unutulmamalıdır. Karşı tarafın manevralarını anlayan general büyük olasılıkla kazanacaktır.

İyi manevralar arasında sürpriz manevralar da yer alır; örneğin düşman sizi arkasında zanneder, sonra yanından geçip gittiğinizi ve önde olduğunuzu fark eder.

Bu generalin becerisidir.

İş dünyasında manevra yapmak da önemlidir ve şaşırmış bir rakip, ayağı kaydırılmış bir rakiptir. Örneğin, gerçek bir kazanç elde etmeksizin büyük harcamalar yapmaya ikna edildiklerinde.


Sun Tzu: 5. Bir ordu ile manevra yapmak avantajlıdır; disiplinsiz bir kalabalıkla ise çok tehlikelidir.

Hızlı hareket etmek, tehlikeli bölgelere doğru ilerlemeye hazır ve zinde bir ordu gerektirir. Hızlı hareketin genellikle hazırlık veya keşif için çok az zamanı vardır. Bu tür zorlukların üstesinden gelmek için motive olmuş ve hazır birlikler gerekir.

İş dünyasında bazen bir fırsattan yararlanmak veya rekabete cevap vermek için hızlı hareket etmeniz gerekir. Bu gibi durumlarda planlama, eğitim ve diğer hazırlıklar için çok az zaman vardır. İhtiyacı görmeli ve hızlı hareket etmelisiniz ve çalışanlarınız da hazır olmalıdır.

Hazırlık ve pratik yapmanın bu kadar önemli olmasının bir nedeni de budur: O gün zaman yoktur.


Sun Tzu: 6. Bir avantaj elde etmek için tam teçhizatlı bir orduyu yürüyüşe geçirirseniz, çok geç kalma ihtimaliniz vardır. Öte yandan, uçan bir kolun bu amaçla ayrılması, bagaj ve depolarının feda edilmesini gerektirir.

Müdahale hızı açısından, hızlı hareket etmesi gereken birimlerin toparlanmak için çok az zamanı olacaktır. Hızlı hareket etmek için yanlarında fazla bir şey de taşıyamayacaklardır.

Bunun üstesinden gelmenin bir yolu, bazıları hızlı hareket edebilen ve diğerleri daha sonra takviye olarak gelen farklı birimlere sahip olmaktır.


Sun Tzu: 7. Bu nedenle, adamlarınıza devetüyü paltolarını sıyırmalarını ve gece gündüz durmaksızın zoraki yürüyüşler yapmalarını, bir seferde normal mesafenin iki katını kat etmelerini, bir avantaj elde etmek için yüz LI yapmalarını emrederseniz, üç tümeninizin de liderleri düşmanın eline geçecektir.

Hızlı manevraların, normal savaşın ihtiyatlı ilerleyişine nadiren zamanı vardır. Bu nedenle, hafif ve hareketli kuvvetlerinizin daha güçlü bir kuvvetle karşılaşması oldukça olasıdır.

Asker kaybı göz önünde bulundurulması gereken bir bedeldir. Ancak manevralardan elde edilecek kazanımlar, savaşın kısalması ve meydan muharebelerinin azalması yoluyla birçok başka hayatın kurtarılmasına yol açabilir.


Sun Tzu: 8. Güçlü adamlar önde olacak, yorgun olanlar geride kalacak ve bu plana göre ordunuzun sadece onda biri hedefine ulaşacaktır.

Bir grup insan acele ettiğinde, doğal olarak daha hızlı olanlar önde gidecek ve daha yavaş olanlar geride kalacak şekilde dağılacaklardır. Aynı şey askeri birlikler için de geçerli olabilir. Sonuç olarak, öndeki birlikler aradıkları düşman mevzisine ulaştıklarında sayıca az olacaklardır.

Bu, göreve gönderdiğiniz birliklerin tamamının ya da birçoğunun nihai hedefe ulaşacağına güvenemeyeceğiniz ve buna göre plan yapmanız gerektiği anlamına gelir.


Sun Tzu: 9. Düşmana üstünlük sağlamak için elli LI yürürseniz, ilk tümeninizin liderini kaybedersiniz ve kuvvetinizin sadece yarısı hedefe ulaşır.

Uzun bir yol kat etmek hem kuvvetlerin dağılmasına hem de özellikle cephedeki az sayıda askerin düşman birlikleriyle karşılaştıklarında en fazla hasarı almasına neden olacaktır.


Sun Tzu: 10. Eğer aynı amaçla otuz LI yürürseniz, ordunuzun üçte ikisi varacaktır.

Birliklerin yürüdüğü mesafe ne kadar kısa olursa, birbirlerine o kadar yakın olurlar, pusu şansı o kadar az olur ve yorgunluktan yol kenarına düşme ihtimali o kadar azalır.

İş hayatında çalışanlarınızı çok fazla çalıştırırsanız, bazılarını kaybedersiniz, bazıları stresten ve aşırı çalışmaktan hastalanır, bazıları da pes eder ve sadece bedenen çalışır ama ruhen çalışmaz.


Sun Tzu: 11. O halde, yük treni olmayan bir ordunun kaybolduğunu; erzakı olmayan bir ordunun kaybolduğunu; ikmal üsleri olmayan bir ordunun kaybolduğunu kabul edebiliriz.

Bir ordunun karnının üzerinde yürüdüğü söylenir. Yiyecek ve diğer tüm yaşam gereksinimleri orduyu sadece hayatta tutmakla kalmaz, aynı zamanda motive ve güçlü kılar.

Kısa manevralar ikmal hattı olmadan işe yarar, ancak sonsuza kadar dayanamazlar ve bu nedenle ana kuvvetin kısa sürede yetişmesi gerekir.


Sun Tzu: 12. Komşularımızın planları hakkında bilgi sahibi olmadan ittifaklara giremeyiz.

Tarih, ihanete dönüşen ittifaklarla doludur. Eğer bir başkası elini uzatırsa, “Gerçekten ne istiyorlar? Bundan çıkarları ne?” diye sorun.

Onların gerçek arzularını ve niyetlerini öğrendiğinizde, onlarla ittifak yapıp yapmayacağınıza ve onlara nasıl güvenebileceğinize karar verebilirsiniz.


Sun Tzu: 13. Ülkenin çehresini -dağlarını ve ormanlarını, tuzaklarını ve uçurumlarını, bataklıklarını ve bataklıklarını- tanımadıkça bir orduyu yürüyüşte yönetmeye uygun değiliz.

Bilinmeyen topraklarda yürümek, aşılamaz nehirler ve tırmanılamaz uçurumlar bulma riskini almak demektir. Önünüzde ne olduğunu bilmiyorsanız, güçlü bir şekilde savaşamayacağınız dar bir geçitte pusuya düşebilirsiniz. Araziyi bilmiyorsanız, başkalarının yüksekte olma riskini alır ve kazanabileceğiniz avantajları kaçırırsınız.

Savaşlar genellikle tepelerin etrafında, bir gücün tepede, diğerinin altta olduğu ve onları yerinden oynatmaya çalıştığı bir ortamda geçer.

Bu nedenle, önünüzdeki araziyi iyi anlamak zorunludur. Haritalarınız yoksa, bu keşifçiler göndermek anlamına gelir.

Bu ilke, iş dünyasında ileride olacakları bilmek için de geçerlidir. Görebildiğiniz kadarıyla, hazırlıklı olabilirsiniz.


Sun Tzu: 14. Yerel rehberlerden yararlanmadığımız sürece doğal avantajı hesaba katamayız.

İzcilik size sadece çok şey söyleyebilir. Orada yaşamış olan yerliler sizin bilebileceğinizden çok daha fazlasını bileceklerdir, bu yüzden onlardan yararlanın.

İş dünyasında, bir şeyleri sizin bilemeyeceğiniz derinlikte bilen ve anlayan kişileri bulun ve onlardan öğrenin. Genellikle unutulan bir kaynak, her gün müşterilerle tanışan ve onlarla ilgilenen kendi ön saflarınızdaki insanlardır. Yöneticiler böyle bir bilgiye sahip olsaydı ne farklı olurdu?


Sun Tzu: 15. Savaşta takiyye yaparsanız başarılı olursunuz.

‘Dissimülasyon’, ‘aldatma eylemi’dir. Aldatma, düşmanı yanıltmanın yaygın ve kritik bir yöntemidir.

Aldatma, iş dünyasında, bir rakibi kasıtlı olarak belirsiz ve daha az güvenli tutarken de yaygındır. Elbette müşterileri, çalışanları veya ortakları aldatmak kötü bir fikirdir.


Sun Tzu: 16. Birliklerinizi yoğunlaştırmaya ya da bölmeye koşullara göre karar vermelisiniz.

Örneğin geniş bir cephenin savunulması gerektiğinde, birliklerin dağılması ya da bir araya getirilmesi gerektiğine karar vermek için çeşitli kurallar vardır. Ancak sonuçta her kararın birçok karmaşık faktörü vardır ve dikkatle değerlendirilmelidir.

İş dünyasında genellikle kuralları körü körüne uyguluyoruz çünkü ‘yapılması gereken bu’ ve sonra kararlarımız başarısız olduğunda şaşırıyoruz. Oysa anlamak ve düşünmek için zaman ayırsaydık başka türlü karar verebilirdik.


Sun Tzu: 17. Hızınız rüzgar gibi, sıklığınız orman gibi olsun.

Hızlı hareket etmeniz gerektiğinde, hızlı hareket edin.

Yakın bir grup oluşturmanız gerektiğinde, birlikte örgü örün.

Ne yapmanız gerekiyorsa, onu iyi yapın.

Planladığımızda ve pratik yaptığımızda işleri iyi yaparız. Ne yapmanız gerektiğini bilmek yeterli değildir: bunu yapabilmeniz gerekir.


Sun Tzu: 18. Baskın ve yağmada ateş gibi ol, dağ gibi sarsılmaz ol.

Yine, ne yaparsanız yapın, iyi yapın.

Bir iblis gibi dövüş. Bir kaya gibi savun.


Sun Tzu: 19. Planlarınız gece gibi karanlık ve aşılmaz olsun ve harekete geçtiğinizde bir yıldırım gibi düşsün.

Planları gizli ve bilinmesi gereken şekilde tutun.

Saldırıya geçtiğinizde, durdurulamaz bir momentum oluşturmak için hızlı gidin.


Sun Tzu: 20. Bir bölgeyi yağmaladığınızda, ganimeti adamlarınız arasında paylaştırın; yeni bir bölgeyi ele geçirdiğinizde, askerlerin yararlanması için bölüştürün.

Birliklerinizi gösterdikleri çabalar için ödüllendirmeyi unutmayın. Bu, çalışanlarınızı önemsediğinizi, adil ve eşitlikçi olduğunuzu göstermek için bir fırsattır. Böylece motive olurlar ve sizin için daha sıkı mücadele ederler.

Kameraların her yerde olduğu ve koltuk generallerinin sivil ahlaktan dem vurduğu bugünlerde, savaş ganimetleri konusunda tartışmalar yaşanıyor.

İş dünyasında, rekabetçi ikramiyelerden satın almalarda kilit yönetim görevlerine kadar pek çok ganimet hala mevcuttur.

İnsanların hak ettiklerini düşündükleri takdiri alamadıkları ödüllerin motivasyon düşürücü etkilerine karşı dikkatli olun.


Sun Tzu: 21. Bir hamle yapmadan önce düşünün ve müzakere edin.

Hız önemli olsa da, ‘daha fazla acele, daha az hız’ da vardır.

Hareket ne kadar riskliyse o kadar dikkatli olmak gerekir. Ancak bu, risk alınmaması gerektiği anlamına gelmez.

Belki de en önemli beceri, savaşta (ve iş dünyasında) sıklıkla olduğu gibi, sınırlı verilerle iyi kararlar almaktır.


Sun Tzu: 22. Saptırma sanatını öğrenmiş olan fethedecektir. Manevra yapma sanatı böyledir.

“Sapma” dolambaçlı olmak anlamına gelebileceği gibi amaçlanan yoldan sapmak anlamına da gelebilir. Aldatmanın önemli olduğu zaten bilindiğinden ve rotayı değiştirmek fırsatları değerlendirmek ya da düşmanı şaşırtmak için faydalı olabileceğinden her ikisi de önemlidir.


Sun Tzu: 23. Ordu Yönetimi Kitabı şöyle der: Savaş alanında, söylenen söz yeterince uzağa taşınamaz: bu nedenle gong ve davul kurumu. Sıradan nesneler de yeterince net görülemez: bu nedenle sancak ve bayrak kurumu.

İletişim her zaman bir sorun olmuştur. Tarihsel olarak bu, koşucular ve sinyallerle yapılmıştır. Bugün bile, elektronik iletişim başarısız olursa, daha basit yedek yöntemler kullanılmalıdır.

İş dünyasında iletişim birçok kanaldan geçebilir. Basit bir e-postanın yeterli olacağını düşünmek yeterli değildir.


Sun Tzu: 24. Gonglar ve davullar, pankartlar ve bayraklar, ev sahibinin kulaklarının ve gözlerinin belirli bir noktaya odaklanmasını sağlayan araçlardır.

Eğer bir iletişimi çok sayıda insanın anlayabilmesini istiyorsanız, iletişimin hepsinin algılayabileceği ve anlayabileceği bir şekilde yayınlanması gerekir. İletişim insanların ne anladığıdır, ne iletildiği değil.

Elbette düşmanın sinyallerinizi anlama ve yanıt verme olasılığını da hesaba katmanız gerekir. Bu yüzden sinyaller genellikle şifreli olarak gönderilir.

Yüksek sesli ve görünür iletişim, dikkat dağıtıcı unsurların çok olduğu iş dünyasında etkilidir. Bu yöntem hem çalışanlar hem de müşteriler için kullanılabilir.


Sun Tzu: 25. Böylece birleşik tek bir vücut oluşturan orduda, ne cesurların tek başına ilerlemesi ne de korkakların tek başına geri çekilmesi mümkün değildir. Bu, büyük insan kitlelerini idare etme sanatıdır.

İnsanlar bir grup oluşturduklarında, onları çevrelerindeki diğerleriyle aynı şekilde davranmaya iten sürü zihniyetiyle birlikte bir ‘sürü’ olarak hareket ederler.

Dolayısıyla büyük bir grup, içindeki küçük bir grup tarafından harekete geçirilebilir. Liderlik bu şekilde gerçekleşebilir.


Sun Tzu: 26. O halde, gece savaşlarında ordunuzun kulaklarını ve gözlerini etkilemek için işaret ateşlerinden ve davullardan, gündüz savaşlarında ise bayraklardan ve sancaklardan çokça yararlanın.

Bağlama uygun olan her türlü iletişimi kullanın. Sonuç olarak, durum ne olursa olsun, birlikleriniz emirlerinizi duyabilmeli ve bunlara göre hareket edebilmelidir.


Sun Tzu: 27. Bütün bir ordunun ruhu elinden alınabilir; bir başkomutanın aklı elinden alınabilir.

Ordunun ‘ruhu’, savaşa katılmak için sahip olduğu dinamik motivasyon ve enerjidir.

Bir ordu yola çıktığında ruhu yüksektir, büyük bir zafer kazandığında da ruhu yüksektir. Bu ikisinin arasında ruhu yüksek tutmak için çalışmak gerekir.

Ruh, liderlikten büyük ölçüde etkilenebilir. Komutanlar pozitif ve enerjikse, tüm ordunun ruhunu yükselten heyecan verici konuşmalar yapabilirler. Ruhları düşük olduğunda ise kötü kararlar verebilirler.

Bu nedenle ordunun ve özellikle de ofislerinin ruhunu korumak önemlidir.

Aynı şey iş dünyası için de geçerlidir. Ruhlu liderler işgücünde büyük bir fark yaratabilir.


Sun Tzu: 28. Şimdi bir askerin ruhu sabahları en keskin halini alır; öğleye doğru baygınlık geçirmeye başlar; ve akşam olduğunda aklı sadece kampa dönmeye odaklanır.

Dinlenmek ruhu iyileştirir. İyi bir kahvaltı da yardımcı olur. Bir günlük yürüyüş veya savaştan sonra ruhlar bayraklaşır. Bir günlük hareketsizlik bile askerleri halsiz ve depresif yapabilir.


Sun Tzu: 29. Bu nedenle zeki bir general, ruhu istekliyken bir ordudan kaçınır, ancak halsiz ve geri dönmeye meyilli olduğunda ona saldırır. Bu, ruh hallerini inceleme sanatıdır.

Dolayısıyla, düşmanla sizin ruhunuz yüksek ve onlarınki düşükken çatışabilirseniz, önemli bir avantaj elde edersiniz.

Aynı şekilde, halkınızın moralinin düşük olduğu zamanlarda da angaje olmak akıllıca değildir.


Sun Tzu: 30. Düşman arasında kargaşa ve şamata çıkmasını beklemek için disiplinli ve sakin olmak:- bu, kendine hakim olma sanatıdır.

Savaşta, sivil durumlarda paniğe ve düzensizliğe neden olacak çok şey vardır. Bu tür rahatsızlıklar enerji israfıdır, ruhu tüketir ve tehlikeli bir hazırlıksızlık durumu yaratır.

Disiplin eksikliği aynı zamanda kaos ve panik için de bir reçetedir. Disiplinli birlikler sakin bir şekilde kendilerine güvenirler ve kendilerini kontrol ederler. Dış disiplinle iç disiplin kazanırlar ve böylece en zor koşullarda bile sakin bir duruma ulaşabilirler.

Sakinlik uyuşukluk ya da hazır olmama anlamına gelmez. Sakin savaşçı her zaman hazırdır. Sadece gözlemci olmak ve her an yanıt verebilmek için gerginlik halini sürdürmeleri gerekmez.

Aynı şey iş dünyasında da geçerlidir. Kendinden emin ve sakin olanlar daha iyi liderler olurlar ve daha başarılı olurlar. Tembel değillerdir, sadece enerjilerini gerçek değerin yaratılabileceği yerlere saklarlar.

Sakinlik eksikliği genellikle stres olarak kendini gösterir ve bu da insanları yıpratabilir ve dışarıdan bir müdahale olmaksızın onları kırabilir.


Sun Tzu: 31. Düşman henüz hedeften uzaktayken hedefe yakın olmak, düşman uğraşıp didinirken rahatça beklemek, düşman açken tok olmak:- işte bu kişinin gücünü kullanma sanatıdır.

Savaşta ihtiyacınız olan şey güç, motivasyon ve ruhtur. Savaşmadığınız veya yürümediğiniz zamanlarda, daha sonra ihtiyaç duyacağınız enerjileri korumalısınız.

Düşmanınızın sakinliğini kaybetmesine neden olabilir, onu her zaman diken üstünde tutabilirseniz, karşılaştığınızda önemli bir avantaj elde edersiniz.


Sun Tzu: 32. Sancakları mükemmel bir düzen içinde olan bir düşmanın önünü kesmekten kaçınmak, sakin ve kendinden emin bir şekilde dizilmiş bir orduya saldırmaktan kaçınmak: –bu, koşulları inceleme sanatıdır.

Düşmana saldırmak iyi bir zamanlama gerektirir. Paniklemiş birlikler veya sadece savaşmak isteyenler saldıracaktır. Soğukkanlı ve sakin olmak doğru anı beklemenizi sağlar.

Ayrıca, ilerleyen üstün bir güç karşısında sağlam durmak veya düzenli bir şekilde geri çekilmek için sakinlik gerektirir.

Sakin bir orduyla karşı karşıya kalmak başlı başına korkutucudur. Savaşta, soğukkanlılığını ilk kaybedenler savaşı da kaybedebilir.


Sun Tzu: 33. Düşmana karşı yokuş yukarı ilerlememek ya da yokuş aşağı inerken ona karşı koymamak askeri bir aksiyomdur.

Düşmanın üzerinde olmak potansiyel enerji avantajı sağlar. Yerçekimini kullanarak yuvarlanan kayalardan fırlatılan füzelere kadar her şeyi üzerlerine düşürebilirsiniz. Onlardan daha yüksekte durursunuz ve üzerlerine doğru sallanabilirsiniz.

Ayrıca, yüksekliğin üstünlük için çok yaygın bir metafor olduğu ince bir motivasyon psikolojisi de vardır. Daha yüksek olan insanlar kendilerini üstün hissederken, daha düşük olan insanlar kendilerini aşağı hissederler. Bu etkiyle, bir savaşta motive ve demotive olabilirler.

Bu, daha yüksekte durmayı tercih eden hayvanlarda görülebilir. İnsanlarda da boy bir statü sembolüdür. Üst düzey iş rollerinde daha uzun boylu insanlar vardır. Krallar papatyaların üzerinde oturur.


Sun Tzu: 34. Kaçma taklidi yapan bir düşmanı takip etmeyin; öfkesi keskin olan askerlere saldırmayın.

Düşman beklenmedik bir şekilde kaçtığında veya beklenenden daha zayıf bir güç gösterdiğinde, kaçarken onları takip etmekten sakının çünkü sizi bir pusuya sürüklüyor olabilirler.

Öfkeleri uyandırılan askerler ‘çıldırmış’ moduna geçer ve tüm korkularını kaybederler. Bu düşüncesiz modda hata yapsalar da, normalden daha hızlı ve daha güçlü olacaklardır.


Sun Tzu: 35. Düşman tarafından sunulan yemi yutmayın. Evine dönmekte olan bir orduya müdahale etmeyin.

Strateji ve taktiklerde aldatma yaygındır. Kolay gibi görünen şeylere dikkat edin, çünkü bunlar gafilleri yakalamak için tasarlanmış, takılıp kaçmayı önleyecek gizli bir kancayla sallanan bir yem olabilir.

Ayrıca, bir ordu nihai olarak anavatanına geri çekiliyorsa, onu takip etmek kazançtan çok kayıpla sonuçlanabilir. Eğer savaşı şimdi çatışmaları durdurarak kazanabiliyorsanız, neden daha fazla hayat harcayasınız? Savaşmadan kazanmak temel bir manevra prensibidir.

Geri çekilen bir orduyu takip etmek için iyi bir neden olabilir, örneğin sadece yeniden toplanmak veya yeniden silahlanmak için geri çekiliyorlarsa.

Aldatma iş dünyasında da yaygındır ve kolayca kışkırtılan bir rakip kolayca yenilebilecek bir rakiptir.


Sun Tzu: 36. Bir orduyu kuşattığınızda, bir çıkışı boş bırakın. Çaresiz bir düşmana çok fazla baskı yapmayın.

Bir düşman köşeye sıkıştığında, yaşamları için savaşmak zorundadırlar ve bunu son bir korkunun enerjisiyle yapacaklardır. Onları bir zafer ateşi içinde ölmeye zorlarsanız, bunu yapacaklar ve aksi takdirde harcayabileceğinizden daha fazla askerinizi alacaklardır.

Ayrıca, bir orduyu katletmek, daha sonra intikam almak için ortaya çıkacak olan ailelerinin ve ülkelerinin düşmanlığını kazanmanıza neden olacaktır. Seçtiğiniz yönde zarif bir geri çekilmeye izin vermek genellikle daha iyidir. Bu, düşmana bir ‘altın köprü’ sunmaktır.

Üstünlüğünüzü gösterdikten sonra, avantajlı bir barış görüşmesi yapabileceksiniz.


Sun Tzu: 37. Savaş sanatı böyledir.

Gerçekten de öyle, çünkü tartışılan kurallara ve bilime rağmen, Sun Tzu’nun öğütleri arasında bulunabilecek çok fazla sanat ve kurnazlık var.

Resimden kılıç kullanmaya kadar pek çok disiplin, öğrencinin katı kalıpları ve kuralları takip etmesiyle bir bilim olarak başlar. Pratikle birlikte, konuya uymak yerine onu hissetmeye başlarlar. Bu şekilde sanat haline gelir. Bu daha derin bağlantı, öğrencinin kişisel tarzını etkili bir şekilde geliştirmesine ve böylece bir usta olmasına olanak tanır.

2026 Yılında Kullandığım Uygulamalar

2026 yılı itibariyle gün içinde sık kullandığım uygulama ve web sitelerini listeledim. Yıl içinde birkaç güncelleme olabilir.

  • 📨 E-posta: Zoho
  • 📝 Notlar: Workflowy
  • ✅ Yapılacaklar: Workflowy
  • 📷 Fotoğraf: iPhone Camera
  • 📸 Fotoğraf düzenleme: Apple photos app
  • 🟦 Fotoğraf yönetimi: Apple photos app
  • 📆 Takvim: Workflowy
  • 📁 Bulut Dosya Depolama: Sadece yerel (Synctrain)
  • 📖 RSS Okuyucu: Feedbin
  • 👤 Kişiler: Contacts app
  • 🌐 Tarayıcı: Firefox Developer Edition, Ungoogled Chromium
  • 🔎 Arama: DuckDuckGo, Google
  • 💬 Sohbet: Messages.app, WhatsApp
  • 🔖 Yer imleri: Workflowy
  • 📑 Daha Sonra Oku: Workflowy
  • 📚 Okuma: Workflowy, Apple Books
  • 📄 Yazma: Workflowy
  • 🎧 Müzik: VLC
  • 📚 Katalog: Eagle, Apple Books
  • 📖 Okuma takipçisi: Workflowy, Apple Books
  • 🔒 Şifre Yöneticisi: KeePassXC
  • 📓 Günlük: Kalem ve kağıt, Workflowy
  • ✍️ Blog: Jekyll
  • 🌐 DNS: Next DNS
  • 🔐 VPN: Proton VPN
  • 💻 Kod Editörü: Sublime Text, Zed Editor
  • ⚙️ Git İstemcisi: Sublime Merge

2025

  • 📨 E-posta: Zoho
  • 📝 Notlar: Workflowy
  • ✅ Yapılacaklar: Workflowy, Apple Reminders
  • 📷 Fotoğraf: iPhone Camera
  • 📸 Fotoğraf düzenleme: Apple photos app
  • 🟦 Fotoğraf yönetimi: Apple photos app
  • 📆 Takvim: Google calendar
  • 📁 Bulut Dosya Depolama: Sadece yerel
  • 📖 RSS Okuyucu: Feedbin, Unread app
  • 👤 Kişiler: Contacts app
  • 🌐 Tarayıcı: Ungoogled Chromium
  • 🔎 Arama: DuckDuckGo, Google
  • 💬 Sohbet: Messages.app
  • 🔖 Yer imleri: Raindrop
  • 📑 Daha Sonra Oku: Workflowy
  • 📚 Okuma: Workflowy, Apple Books
  • 📄 Yazma: Workflowy
  • 🎧 Müzik: VLC
  • 📚 Katalog: Eagle, Apple Books
  • 📖 Okuma takipçisi: Workflowy, Apple Books
  • 🔒 Şifre Yöneticisi: KeePassXC
  • 📓 Günlük: Kalem ve kağıt, Workflowy
  • ✍️ Blog: Jekyll
  • 🌐 DNS: Next DNS

Benim Basit İkinci Beynim

İlk Adım

İlk adım ana dizinleri hazırlamaktır, ardından alt dizinler ihtiyaçlarınıza ve uygulamanıza göre değişebilir. İkinci adımda alt dizinlerle kullandığım yöntemi görebilirsiniz.

📥 0 Inbox
📂 1 Projects
🗂️ 2 Areas
📚 3 Resources
📦 4 Archives

İkinci Adım

📥 0 Inbox

Organize edilmeden önce gelen görevler, fikirler veya notlar için geçici bir tutma alanı. Özellikle web yakalama gibi kullandığım alan, tüm geçici bilgiler bu alanda tutulur. Bu bölümde ayrı bir organizasyona gerek yoktur.

📂 1 Projects

Net bir sonucu ve bir dizi eyleme geçirilebilir adımı olan kısa ila orta vadeli hedefler. Projeler bölümünde Kişisel ve İş olarak ayırmayı seviyorum, bu yüzden sakıncası yoksa bunu atlayabilirsiniz.

1a Personal
  Tasks
  Backlog
  In Progress
  Done

1b Business
  Tasks
  Backlog
  In Progress
  Done

🗂️ 2 Areas

Zaman içinde bakım gerektiren devam eden sorumluluklar veya odak kategorileri. Etiketler kullanarka daha hızlı fitreleme yapabilirsiniz. Bunu beğenmiyorsanız, farklı yöntemler kullanabilirsiniz.

2a Watching
#video #series #movie #youtube

2b Reading
#books #bookshelf #article #ceviri #summaryandnotes

2c Writing
2d Learning
2z Others

📚 3 Resources

Çalışmanızı ve öğreniminizi destekleyen referans materyalleri, notlar ve araçlar.

3a Ideas
3b Wikis
3c Repos

📦 4 Archives

Gelecekte referans veya kayıt tutma için saklanan etkin olmayan veya tamamlanmış öğeler.

_0 Inbox
_2a Watching
_2b Reading

İkinci Abdülhamid'in Müslümanları Bir Bütün Halinde Tutma Siyaseti ve Tek Dilde Hutbe Okutması

Osmanlı döneminde Müslümanlar’ın bir bütün olması siyaseti izlenmişti. Prof. Dr. Vahdettin Engin’in bulduğu bazı belgeler II. Abdülhamid’in bu birliğin bozulmaması için Arnavutça hutbe okunmasına izin vermediğini ortaya çıkarmıştır.

Arnavutlar’ın yaşadığı İşkodra’da imparatorluğun son yıllarında hutbe okunurken yeni bir âdet başlamıştı. Cuma hutbesi Arapça okunduktan sonra imam Arnavutça anlamını cemaate söylüyordu. Ancak bu uygulama bir müddet sonra din adamlarını ve halkı ikiye böldü. Hatta iş tarafların silahlı olarak camiye gelmesine kadar gitti.

Bu gelişmeler üzerine 1891 Temmuz’unda mesele İstanbul’a soruldu. Şeyhülislâm, hutbenin Arapça olarak okunduktan sonra cemaate Arnavutça mealinin de okunmasında bir sakınca olmadığı şeklinde görüş bildirdi. Hükümet de şeyhülislamın görüşü doğrultusunda, Arnavutça hutbe okunabileceği kararına vardı. Fakat bu aşamada II. Abdülhamid duruma müdahale etti. Sultan’ın esas endişesi, ülke bütünlüğünü tehlikeye düşürecek birtakım gelişmelerin yaşanması idi. Yani padişaha göre işin siyasi bir boyutu da vardı ve esas olarak bunun göz ardı edilmemesi lazımdı.

Padişah, hükümete gönderdiği yazıda şu konuların üzerinde durmuştu: “Kur’an’ın halkın anlayabileceği dilden vaizlerce izah edilmesi ile Cuma hutbesinin Arnavutça okunması birbirinden ayrı şeylerdir. Bildiğiniz gibi, bir süre önce Arnavutlar siyasi amaçlı bir örgüt kurdular. Bunlar Arnavutça’yı ıslah etmek gibi gerekçelerle Arnavutça eğitim yapmak istiyorlar. Bu amaçla Latin harfleriyle yazılmış alfabe kitapları hazırladılar. Cuma hutbesinin cemaate Arnavutça okunması meselesinin gündeme getirilmesi de söz konusu maksatlara hizmet etme amacını taşımaktadır. Bunun önü alınmadığı takdirde, Arnavutça bütün kitaplar Latin alfabesi ile yazılmak istenecek, bu talep giderek Kur’an-ı Kerim’in de Latin harfleri ile yazılması gibi vahim bir netice doğuracaktır”.

II. Abdülhamid’in bu analizi üzerine hükümet, Cuma hutbesinin Arapça okunmaya devam edilmesi yönünde karar verdi.

Erhan Afyoncu

Sun Tzu - Bölüm 6: Zayıf ve Güçlü Noktalar

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Sahada ilk olan ve düşmanın gelmesini bekleyen kişi savaş için zinde olacaktır; sahada ikinci olan ve savaşa acele etmesi gereken kişi ise bitkin düşecektir.

“Erken kalkan yol alır” diye bir söz vardır.

Bir savaş alanına önce varırsanız, yerleşmek, zemini incelemek ve pozisyonlarınızı ve rotalarınızı seçmek için zamanınız olur. Ayrıca rakipleriniz geldiğinde onlara saldırabilir ve yerleşmelerini engelleyebilirsiniz.

İş dünyasında pazara ilk giren olmak, pazar payı oluşturmak ve markanızı lider olarak konumlandırmak gibi birçok avantaj sağlar.


Sun Tzu: 2. Bu nedenle zeki savaşçı kendi iradesini düşmana dayatır, ancak düşmanın iradesinin kendisine dayatılmasına izin vermez.

İnisiyatif almak oyuna yön vermenizi sağlar. İlk siz harekete geçtiğinizde, karşı taraf da karşılık vermek zorunda kalır. Bu şekilde onları sürekli geri planda tutabilirsiniz.

Etkili bir asker kendi şartlarına göre savaşır ya da hiç savaşmaz.


Sun Tzu: 3. Kendisine avantajlar sağlayarak düşmanın kendi isteğiyle yaklaşmasına neden olabilir; ya da zarar vererek düşmanın yaklaşmasını imkansız hale getirebilir.

Rakibiniz sıkıştırıldığında, avantaj elde etmek ve öne geçmek için fırsat gibi görünen şeylere sarılacaktır. Çaresizlikleri onları daha az düşünceli hale getirecek ve böylece çok geç olana kadar kurduğunuz tuzağı kaçıracaklardır.

Ayrıca hareketlerini engellemek için kritik vuruşlar da yapabilirsiniz. İletişim yeteneklerini ortadan kaldırmak bu tür klasik bir faaliyettir.


Sun Tzu: 4. Düşman rahatına bakıyorsa, onu taciz edebilir; yiyecekle iyi besleniyorsa, onu açlıktan öldürebilir; sessizce kamp kurmuşsa, onu harekete geçmeye zorlayabilir.

Düşman rahat göründüğünde, bu rahatlığı ortadan kaldırmanın, gerginliklerini sürdürmenin ve böylece savaşmadan önce hazırlık yapmalarını ve yorulmalarını önlemenin yollarını bulun.


Sun Tzu: 5. Düşmanın savunmak için acele etmesi gereken noktalarda görünün; beklenmediğiniz yerlere hızla yürüyün.

Kendiniz için ekonomik, rakibiniz içinse maksimum düzeyde yorucu olacak şekilde hareket edin. Yılan gibi saldırın, hızla girip çıkın. Kafanızı karıştırın ve kargaşa yaratın.

Çabalarınız sürekli olarak rakibinizinkinden daha az olduğunda, daha erken yorulacaklar ve bu noktada daha taze birlikleriniz onları daha kolay yenebilecektir.


Sun Tzu: 6. Bir ordu, düşmanın bulunmadığı topraklardan geçerse, sıkıntı çekmeden uzun mesafeler yürüyebilir.

İşgal altındaki topraklarda ilerlerken, bir ordunun sürekli olarak güzergahının etrafında keşif yapması ve sürekli hazır durumda olması gerekir.

Korkacak bir şey olmadığında, tedbiri elden bırakmadan hızla hareket edebilirler.


Sun Tzu: 7. Sadece savunmasız yerlere saldırırsanız saldırılarınızda başarılı olacağınızdan emin olabilirsiniz. Sadece saldırıya uğramayacak mevzileri tutarsanız savunmanızın güvenliğini sağlayabilirsiniz.

Mümkünse, kanat ve arka taraf gibi savunmasız yerlere saldırın.

Eğer tüm alanlar savunuluyorsa, saldırmak için savunmanın en zayıf olduğu noktaları seçin.

Tersine, düşmana kolay bir giriş yolu sunan savunmasız veya zayıf noktalarınız olmadığından emin olun.


Sun Tzu: 8. Bu nedenle general, rakibinin neyi savunacağını bilmediği saldırıda ustadır; ve rakibinin neye saldıracağını bilmediği savunmada ustadır.

Aptal bir düşman sadece doğrudan saldıracağınızı varsayacaktır. Daha az aptallarsa, birliklerini her yere dağıtmak zorunda kalacakları şekilde düzenli dolaylı saldırılarla onları yine de diken üstünde tutabilirsiniz.

Savunmada iyiyseniz, hangi saldırıları kullanacağını şaşıran ve bu yüzden saldırmayan daha büyük bir gücü oyalayabilirsiniz.

Bunu yapmanın yolları arasında üstün mevziler almak, iyi bir istihbarata ve düşman gelmeden savunma mevzilerine ulaşabilecek hareketli birliklere sahip olmak yer alır.

Bu ilke iş dünyasında da aynı şekilde geçerlidir. Pazar payı alabilir ve kendi payınızı koruyabilirseniz, büyür ve gelişirsiniz.


Sun Tzu: 9. Ey kurnazlığın ve gizliliğin ilahi sanatı! Senin sayende görünmez olmayı, senin sayende duyulmamayı öğreniyoruz; ve böylece düşmanın kaderini elimizde tutabiliyoruz.

Kamuflaj, gizlilik ve pozisyonlarınızı ve niyetinizi gizlemenin diğer yollarını kullandığınızda, düşman bölgesinden bile istediğiniz gibi hareket edebilirsiniz.

Bu paragrafın orijinal sözcükleri ‘biçimsiz ya da sessiz’den bahseder. biçimsiz bir düşmana nasıl saldırabilirsiniz?


Sun Tzu: 10. Düşmanın zayıf noktalarını hedef alırsanız ilerleyebilir ve kesinlikle karşı konulmaz olabilirsiniz; hareketleriniz düşmanınkinden daha hızlıysa geri çekilebilir ve takipten kurtulabilirsiniz.

Zayıf noktalardan saldırırken, her zaman eve dönüş rotasını koruyun. Düşman bölgesindeyken yolunuzun kesilmesinin bir faydası olmaz.


Sun Tzu: 11. Eğer savaşmak istiyorsak, düşman yüksek bir surun ve derin bir hendeğin arkasına sığınmış olsa bile çatışmaya zorlanabilir. Tek yapmamız gereken, onun boşaltmak zorunda kalacağı başka bir yere saldırmaktır.

Bir düşmanı saklandığı delikten çıkarmanın basit bir yolu, onu başka bir yerin savunmasına gelmeye zorlamaktır.

Kuşatma yapmak yerine başka yerlere saldırın. Düşman başkalarına yardım etmek için kalesini terk ettiğinde, onları pusuya düşürebilirsiniz.

Aynı etkiyi yaratmak için onlara başka yerlerin saldırıya uğradığına dair yanlış bilgi vermek de mümkündür.


Sun Tzu: 12. Eğer savaşmak istemiyorsak, kampımızın hatları sadece yerde çizilmiş olsa bile düşmanın bizimle çarpışmasını engelleyebiliriz. Tek yapmamız gereken onun yoluna garip ve hesaplanamaz bir şey atmaktır.

İlerleyen bir ordu tuzaklara ve aldatmacalara karşı temkinlidir. Bu nedenle aldatma önererek onları kandırabilirsiniz. Bu, şüphelenilen sorun çözülene kadar onları durduracaktır.

Bu tür blöfler cesur hamleler gerektirebilir. Saldırıya uğrayan bir şehrin kapılarının aniden açılıp savunmacıların değil, yerleri süpüren insanların ortaya çıkmasıyla ilgili bir hikaye vardır. Şüpheyle dolan saldırganlar geri çekilmişlerdir.


Sun Tzu: 13. Düşmanın konumunu keşfederek ve kendimiz görünmez kalarak, düşman kuvvetleri bölünmek zorunda kalırken biz kendi kuvvetlerimizi yoğunlaştırabiliriz.

Onları ve nasıl hareket edeceklerini bilirseniz, daha güvenilir planlar yapabilirsiniz. Bu, yalnızca büyük olasılıkla saldıracakları yerleri savunmayı içerir ve bu güçleri daha güçlü hale getirmenize olanak tanır.

Düşüncelerinizi onlardan gizlerseniz, onlar da size aynısını yapamaz, böylece avantajınız artar. Bu nedenle, oraya saldırmanız durumunda birçok yerde savunma kurmaları gerekir.

Eğer birliklerinizin nerede konumlandığını bilmezlerse, kararsızlık ve risk onları felç edebilir.

Dağınık bir kuvvet hakkında bilgi edinmek genellikle daha kolaydır. Eğer kuvvetleriniz tek bir mevzide ama gizlenmiş durumdaysa, bu düşmanın kafa karışıklığını artırır. Bu şekilde, konsantre bir kuvvet daha fazla avantaj elde edebilir.

Endüstriyel casusluk her ne kadar hoş karşılanmasa da, bu tür eylemler gerçekleşmektedir. En azından stratejilerinin ne olabileceğini anlamaya çalışmak ve buna göre karşılık vermek mantıklıdır.


Sun Tzu: 14. Düşman parçalara ayrılmak zorundayken, biz tek bir birleşik vücut oluşturabiliriz. Dolayısıyla, bir bütünün ayrı parçalarına karşı bir bütün olacaktır; bu da düşmanın azlığına karşı bizim çok olacağımız anlamına gelir.

Yöntemleri ve niyetleri hakkındaki üstün bilginizle, tüm gücünüzü en zayıf bölgeye atabilirsiniz.

Sizin hakkınızdaki yetersiz bilgileri nedeniyle, nereye saldıracaklarını bilemeyecek ve bu nedenle geri çekileceklerdir (ayrıca savunmalarını korumak için).

İş dünyasında da sınırlı kaynaklara sahipsiniz. Bunları iyi bir şekilde kullanabilirseniz, rakiplerinizden daha azına sahip olsanız bile kazanabilirsiniz.


Sun Tzu: 15. Ve eğer bu şekilde üstün bir kuvvetle aşağı bir kuvvete saldırabilirsek, rakiplerimiz çok zor durumda kalacaktır.

İlk etapta daha düşük bir güce sahiplerse, olasılıklara karşı savunmak için son derece zayıf bir şekilde yayılacaklardır.

Bir araya toplansalar bile, üstün gücünüz onları kolayca yenecektir.


Sun Tzu: 16. Savaşmayı düşündüğümüz yer bilinmemelidir; çünkü o zaman düşman birkaç farklı noktada olası bir saldırıya karşı hazırlık yapmak zorunda kalacaktır; ve kuvvetleri bu şekilde birçok yöne dağılmış olduğundan, herhangi bir noktada karşılaşacağımız sayı orantılı olarak az olacaktır.

Zayıf noktalarını tespit ettiğinizde, planlarınızı öğrenip saldırı noktanızdaki savunmayı güçlendirmek için acele etmelerini önlemek için daha da büyük bir gizlilik gerekir.

Toplam kuvvetleri üstün olsa bile, niyetinizi gizleyerek her pozisyona daha düşük bir kuvvet yerleştirmelerini sağlayabilirsiniz. Bu şekilde, düşük toplam kuvvetiniz onların üstün toplam kuvvetini yenebilir.


Sun Tzu: 17. Düşman ön tarafını güçlendirirse, arka tarafını zayıflatır; arka tarafını güçlendirirse, ön tarafını zayıflatır; sol tarafını güçlendirirse, sağ tarafını zayıflatır; sağ tarafını güçlendirirse, sol tarafını zayıflatır. Her yere takviye gönderirse, her yerde zayıf düşer.

‘Minibüs’ öncü birliktir, öndeki kuvvetlerdir.

Herhangi bir parçayı güçlendirmek için başka bir yerden asker almak, dolayısıyla o kaynağı zayıflatmak gerekir.

Kuvvetler eşit olarak yayıldığında, her nokta eşit derecede zayıf veya güçlüdür. Bu ‘ortalama’dan daha büyük bir kuvvete sahipseniz, sahip oldukları herhangi bir savunmayı delebilirsiniz.

Daha büyük kuvvetinizin daha büyük bir zafer elde edebilmesi için düşmanın daha küçük zaferler kazanmasına izin vermek de dahil olmak üzere, birliklerin yoğunluğunu nasıl yayacağınızı bilmek beceri gerektirir.


Sun Tzu: 18. Sayısal zayıflık, olası saldırılara karşı hazırlık yapmak zorunda kalmaktan; sayısal güç ise hasmımızı bize karşı bu hazırlıkları yapmaya zorlamaktan kaynaklanır.

Herhangi bir pozisyondaki birlik sayısı, savunmayı yayma ihtiyacı nedeniyle azalır ve birçok pozisyonda savunmaya ihtiyaç duyulmaması nedeniyle artar.


Sun Tzu: 19. Yaklaşan savaşın yerini ve zamanını bilerek, savaşmak için en uzak mesafelerden bile konsantre olabiliriz.

Bir savaşın ne zaman ve nerede olacağını bildiğinizde, savaş alanına daha fazla asker getirmek için zamanınız olur. Ne kadar uzun zamanınız olursa, onları o kadar uzağa taşıyabilirsiniz ve dolayısıyla, birlikleriniz dağılmış olsa bile, güçlü bir ordu toplayabilirsiniz.

Zamanlama savaşlarda kritik olabilir; takviye kuvvetlerin geç ama zamanında gelmesi talihi tersine çevirebilir.


Sun Tzu: 20. Ama ne zaman ne de yer biliniyorsa, o zaman sol kanat sağa, sağ da sola yardım edemeyecek, minibüs arkadakini, arkadaki de minibüsü destekleyemeyecektir. Ordunun en uzak kısımları arasında yüz LI’den daha az bir mesafe varsa ve en yakınları bile birkaç LI ile ayrılmışsa, durum ne kadar da kötüdür!

Takviye kuvvet getirmek veya birlikleri yeniden düzenlemek için zaman yoksa, savunmanız şu anda olduğu gibi kalır, yeniden düzenleme veya güçlendirme şansı yoktur.

İş dünyasında pek çok sürpriz vardır ve rakiplerin eylemleri tepki vermeniz gerektiği anlamına gelebilir. Hazırlık burada kilit önem taşır. Senaryoyu gördüyseniz ve kendinizi hazırladıysanız, yeterince yanıt verebilirsiniz.


Sun Tzu: 21. Tahminime göre Yueh’in askerleri sayıca bizden fazla olsa da, bu zafer konusunda onlara hiçbir avantaj sağlamayacaktır. O halde zaferin kazanılabileceğini söylüyorum.

Daha fazla askere sahip olmak bir avantajdır, ancak bu avantajın elde edilebilmesinin tek yolu değildir. Üstün strateji ve taktikler çok daha küçük bir gücün kazanmasını sağlayabilir.

İş dünyası, çok daha büyük şirketleri yenen küçük şirketlerin hikayeleriyle doludur. Üstün strateji ve güçlü motivasyon başarıya giden yolda uzun bir yol kat eder.


Sun Tzu: 22. Düşman sayıca daha güçlü olsa da, savaşmasını engelleyebiliriz. Planlarını ve başarı olasılıklarını keşfetmek için şema.

Üstün bir kuvvetle çarpışmak genellikle iyi bir fikir değildir. Çarpışmadan kaçınmak ve hatta durumu, örneğin ikmal hatlarını keserek veya üstün manevralarla savaşamayacakları şekilde yönetmek daha iyidir.


Sun Tzu: 23. Onu uyandırın ve etkinliğinin veya hareketsizliğinin ilkesini öğrenin. Hassas noktalarını bulmak için onu kendini göstermeye zorlayın. Provokasyonla düşman harekete geçmeye zorlanacak ve böylece nasıl çalıştıklarını öğrenebileceksiniz.

Eğer kışkırtılmış bir güç harekete geçmeye hazır bir şekilde ileri atılırsa, bu onların savunmaya geçmelerinden farklıdır.

Değişken bir komutanı kışkırtmanın bir yolu da hakaret etmek ve küçümsemektir.

Kavga etmedikleri zaman nasıl davrandıklarına bakarak da çok şey öğrenebilirsiniz, örneğin sadece rahatlıyorlar mı yoksa yapılandırılmış hazırlıklara mı katılıyorlar.


Sun Tzu: 24. Karşı tarafın ordusunu kendi ordunuzla dikkatle karşılaştırın ki gücünüzün nerede fazla, nerede eksik olduğunu anlayabilesiniz.

Ordunuzu düşmanla tüm boyutlarda karşılaştırın, her birinde kimin ne kadar üstün olduğunu anlayın.

Örneğin asker sayısını, silahları (sayı ve tür), hareket hızını, iletişimi, taktiklerin yenilikçi kullanımını vb. göz önünde bulundurabilirsiniz.

Belki de en kritik karşılaştırma her iki tarafın üst düzey subayları arasındadır.

Üstün olduğunuz yerde avantaj elde etmek için yer vardır. Zayıf olduğunuz yerde ise dikkatli olmak için yer vardır.


Sun Tzu: 25. Taktiksel tasarruflarda bulunurken, ulaşabileceğiniz en yüksek aşama onları gizlemektir; tasarruflarınızı gizlerseniz, en ince casusların meraklı bakışlarından, en zeki beyinlerin entrikalarından korunmuş olursunuz.

Savaşta casusluk ve istihbarat ince ve önemli bir faaliyet alanıdır. Düşman kendi adamlarını birliklerinizin içine sızdırabilir. Subayınıza rüşvet verilebilir veya şantaj yapılabilir. Gizli gözlemciler hazırlıklarınızı görebilir.

Bu, niyetiniz ne kadar önemliyse, konuşlandırmaya kadar onu o kadar gizli tutmanız gerektiği anlamına gelir. Kime kesinlikle güvenebileceğinizi bilmek de çok önemlidir.


Sun Tzu: 26. Düşmanın kendi taktiklerinden onlar için nasıl zafer üretilebileceği - işte kalabalıkların anlayamadığı şey budur.

Düşmanın ne yaptığını bilirseniz, ona göre karşılık verebilirsiniz. Bu şekilde, onların eylemleri sizin eylemlerinizi şekillendirir.

Elbette, onlara üstünlük sağlayan ya da tepkilerinizin öngörülebilir olduğu ve böylece daha fazla avantaj elde etmelerine olanak tanıyan durumlarda tepki vermek her zaman tehlikelidir.


Sun Tzu: 27. Herkes fethettiğim taktikleri görebilir, ama hiç kimsenin göremediği şey, zaferin geliştiği stratejidir.

Taktikler, her biri daha büyük bir stratejinin parçası olan uygulamalı eylemlerdir. Stratejiyi anlarsanız, olası taktikleri tahmin edebilirsiniz.

Taktikleri görmek şimdiki zamanla, şu anda ne yapıldığıyla ilgilidir. Bu, hangi hazırlıkların gerekli olduğu veya gelecekte hangi eylemlerin gerçekleştirileceği sonucuna varabileceğiniz anlamına gelmez.

İyi taktikler stratejiyi ele vermez. Düşmanı şaşırtır ya da gerçek stratejinizden farklı bir strateji kullandığınıza inanmasına neden olur.


Sun Tzu: 28. Size bir zafer kazandıran taktikleri tekrarlamayın, yöntemlerinizi koşulların sonsuz çeşitliliğine göre düzenleyin.

Bir yöntemi kullanarak başarılı olduğunuzda bunu tekrarlamak çok caziptir. Ancak askeri başarı genellikle yaratılan sürprizden gelir. Yıldırımın aynı şeyi iki kez vurması pek olası değildir. Benzer şekilde aynı taktiğin iki kez aynı sürprizi yaratması da (en azından aynı düşmana karşı) pek olası değildir.

İnovasyon, sadece ürün tasarımında değil, iş dünyasının kritik bir parçasıdır. Stratejik inovasyon, şaşırtıcı pazar hamlelerini ve rakiplerin tahmin yürütmesini sağlayan yön değişikliklerini içerir.


Sun Tzu: 29. Askeri taktikler suya benzer; çünkü su doğal akışı içinde yüksek yerlerden kaçar ve aşağıya doğru iner.

Su, yerçekiminin doğal potansiyel enerjisi ile hareket eder. Gideceği yere gider ve geri dönmez.

Savaşta pek çok değişken vardır ve bir durumda işe yarayanın başka bir yerde işe yarayacağı garanti değildir. Sadece ‘geçen sefer işe yarayanı kullanmak’ yerine duruma uygun taktikler tasarlayın.


Sun Tzu: 30. Savaşta izlenecek yol, güçlü olandan kaçınmak ve zayıf olana saldırmaktır.

Güçlü bir kuvvetle savaşmak asker kaybetmek için iyi bir yoldur, ancak birçok savaşçı kazanmanın tek yolunun doğrudan çatışmadan geçtiğini düşünmüştür.

Pek çok alternatif vardır ve sadece bir aptal kendini bir kayaya çarpar.


Sun Tzu: 31. Su, üzerinde aktığı zeminin doğasına göre yönünü belirler; asker de zaferini karşı karşıya olduğu düşmana göre belirler.

Su, nesneleri hareket ettirmeye çalışmak yerine onların etrafında akar. Bunu yaparken ivmesini korur ve hedefine ulaşır.

Nihayetinde başarı, şu anda önündeki duruma yanıt vermesi gereken bireysel askerin elindedir. Aynı zamanda komutanlar da birliklerin akışını en iyi şekilde yönlendirmelidir.


Sun Tzu: 32. Dolayısıyla, suyun sabit bir şekli olmadığı gibi, savaşta da sabit koşullar yoktur.

Su akışkandır, kayanın sabit şekline sahip değildir. Sabit bir kayayı hareket ettiremez, ancak onu aşındırabilir. Taşları yoldan yuvarlayabilir ve beraberinde kum taşıyabilir.

Başarı sadece büyük stratejiyle değil, aynı zamanda oyun alanındaki duruma uyum sağlayarak da kazanılır.


Sun Tzu: 33. Taktiklerini rakibine göre değiştirebilen ve böylece kazanmayı başaran kişiye cennet doğumlu kaptan denebilir.

Tai Chi’de, karşınızdaki kişinin en ufak hareketini hissetmek ve aynı anda yanıt vermek için büyük bir hassasiyet ararsınız.

Savaşta da prensip aynıdır: algıla ve karşılık ver, aynı zamanda daha yüksek bir hedefe ulaşmaya çalış.

Satranç, oyuncuların ‘o şunu yaparsa ben de bunu yaparım, o bunu yaparsa ben de şöyle karşılık veririm’ diye düşünerek çok zaman harcadıkları bir savaş oyunudur. Kazanan oyuncular, daha fazla hamle sonrasını görebilen ve tüm olasılıklarla başa çıkabilen oyunculardır.

İşletmeler bazen belirlenen stratejiyi uygulamaya o kadar çok odaklanırlar ki stratejinin pratikte nasıl işlediğini görmeyi unuturlar. Hızlı öğrenme ve değişim için kapalı bir döngüye sahip olmak çok güçlü olabilir.


Sun Tzu: 34. Beş element (su, ateş, odun, metal, toprak) her zaman eşit derecede baskın değildir; dört mevsim sırayla birbirlerine yol açar. Kısa ve uzun günler vardır; ayın küçülme ve ağdalanma dönemleri vardır.

İşleri temel unsurlara indirgediğinizde, bu temel kalıpların eşit şekilde görünmediğini ve farklı etkilere sahip olduğunu görebilirsiniz.

Hiçbir şey sabit ve kararlı değildir, atomlar bile… Her şey akış halindedir. Bir resim zamanın enstantanesidir, oysa hayat üç boyutlu bir dinamiktir.

Yine de etkileşim dinamikleri arasında öngörülebilir kalıplar da vardır. Örneğin dört mevsim her zaman öngörülebilir bir sırayla birbirini takip eder.

Temel unsurları, nasıl çalıştıklarını ve etkileşime girdiklerini ve öngörülebilir kalıpları nasıl oluşturduklarını anlayabilirseniz, o zaman birçok şeyi yaratabilir ve tahmin edebilirsiniz.

Osmanlı'nın Avrupa'dan Üstün Organizasyon ve Ekonomik Gücü

Organizasyon ve Ekonomik Gücü

Osmanlı İmparatorluğu 16. yüzyılda her yönüyle muhteşemdi ve Avrupa’ya karşı birçok alanda ezici üstünlüğü vardı.

Kanuni tarafından 1550-1559 yılları arasında yaptırılan Süleymaniye Külliyesi gibi büyük bir yapı topluluğu 60 milyon akçe (1 milyon altın) gibi çok büyük miktarda bir para harcanarak 9 yıl gibi kısa bir zamanda bitirildi.

Süleymaniye külliyesi 9 yılda bitirilirken Avrupa’nın birçok değişik ülkesindeki önemli yapılar parasızlık, salgın hastalıklar, isyanlar ve savaşlardan dolayı çok daha uzun sürede bitirilebilmişti. Fransa’da Notre Dame Katedrali 97 yılda (1163-1260), İspanya Salamanca’da Yeni Katedral 200 yılda (1533-1733), İspanya’da Segovia Katedrali’nin ilk aşaması 32 yılda (1525-1557), Portekiz’de Jeronimos Manastırı 100 yılda (1501-1601), Portekiz’de Batalha Manastırı 130 yılda (1387-1517), Almanya’da Köln Katedrali 632 yılda (1248-1880), İtalya’da Floransa Katedrali 140 yılda (1296-1436), Vatikan’da San Pietro Bazilikası 120 yılda (1506-1626), Polonya’da Azize Meryem Bazilikası 30 yılda (1290-1320) bitirilmişti.

Erhan Afyoncu

İnsan, inşa ve ihya edebilen bir varlıktır.

İnsanın “inşa” kapasitesi, yalnızca maddi yapılarla sınırlı olmayan, aynı zamanda kurumlar, değer sistemleri ve anlam dünyaları üretebilme becerisine işaret eder. “İhya” ise, yok olma eğilimi gösteren unsurlara yeniden hayat kazandırma, yani var olanı dönüştürüp süreklileştirme gücünü ifade eder.

Bu ikili yeti, insanı diğer canlılardan ayıran özgün bir varlık ufkuna taşır; çünkü insan, hem geleceği kurar hem de geçmişin izlerini dirilterek kültürel sürekliliği mümkün kılar.

Bu bağlamda insan, varoluşunu yalnızca biyolojik düzeyde değil, aynı zamanda tarihsel ve manevi düzlemde de kuran bir özne olarak okunmalıdır.

Image Fulgurator: Fotoğrafın Gerçekliğine Müdahale Eden Cihaz

Image Fulgurator

Julius von Bismarck’ın geliştirdiği Image Fulgurator, başkalarının fotoğraflarına anlık ve fark edilmeden müdahale eden yenilikçi bir cihazdır. Fotoğraf çekimi sırasında, hedefe yöneltilen cihaz, bir flaş ile görsel projeksiyon yaparak fotoğrafa ekstra bir katman ekler. Bu müdahale, fotoğrafı çeken kişi tarafından o anda fark edilmez; değişiklik ancak fotoğraf incelendiğinde ortaya çıkar. Sanatçı, bu teknikle fotoğrafın gerçekliği temsil etme gücünü sorgularken, toplumsal ve politik sembollere de müdahale ediyor. Cihaz, özellikle sembolik ve kamusal alanlarda, fotoğrafın toplumsal hafızadaki rolünü tartışmaya açıyor.

“Bu müdahale tamamen fark edilmeden gerçekleşir çünkü yalnızca birkaç milisaniye sürer. Teknik olarak, Image Fulgurator geleneksel bir kamera gibi çalışır, ancak tersine.”

juliusvonbismarck.com

Videoyu izleyerek cihazın gerçekleştirdiği manipülasyonları görebilirsiniz. Cihazın yapısı ve özellikleri anlatılmaktadır.

Image Fulgurator

Firefox Gizlilik Kılavuzu

Ayarları değiştirmek oldukça zahmetli olabilir, özellikle Firefox’ta Normandy Servisi gizliliği artıran ayarları uzaktan geri değiştirmeyi çok seviyor çünkü Mozilla’da bir yönetici böyle karar veriyor.

Firefox Profilinizi bulmak için about:support adresini ziyaret edin, ardından Uygulama Temelleri başlığı altında Profil klasörü yanındaki Dizini Aç butonuna tıklayın. Bu, Firefox Profilinizi gösteren dosya tarayıcısını açacaktır.

Firefox Profilinizde bir user.js dosyası oluşturmanız gerekecek. Bu dosya, Firefox güncellendiğinde veya Normandy servisi tekrar garip şeyler yaptığında değiştirilmeyecek basit satır tabanlı komut stilli bir yapılandırma dosyasıdır.

Telemetri Servisini Devre Dışı Bırakma

Firefox varsayılan olarak etkinleştirilmiş bir Telemetri servisine sahiptir. Bu servisin devre dışı bırakılması için gerekli ayarlar aşağıdadır.

user_pref("toolkit.telemetry.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.archive.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.unified", false);
user_pref("toolkit.telemetry.newProfilePing.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.shutdownPingSender.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.updatePing.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.bhrPing.enabled", false);
user_pref("toolkit.telemetry.firstShutdownPing.enabled", false);
user_pref("datareporting.healthreport.uploadEnabled", false);
user_pref("datareporting.policy.dataSubmissionEnabled", false);
user_pref("datareporting.sessions.current.clean", true);
user_pref("datareporting.sessions.current.activeTicks", 0);
user_pref("datareporting.healthreport.service.enabled", false);

Normandy Servislerini Devre Dışı Bırakma

Normandy, Mozilla’nın sisteminize uzaktan eklenti yükleyebilen ve Mozilla’daki bir satış temsilcisinin sizin için iyi olduğuna karar vermesi durumunda yerel ayarlarınızı değiştirebilen servisidir.

Mozilla’nın uzaktan reklam engelleyicileri bozup devre dışı bıraktığı zamanı hatırlıyor musunuz? İşte o olay Normandy servisinin eseri idi.

user_pref("app.normandy.enabled", false);
user_pref("app.normandy.api_url", "http://0.0.0.0/normandy/v1");
user_pref("app.shield.optoutstudies.enabled", false);

Çökme Raporlayıcısını Devre Dışı Bırakma

Çökme raporları çerez verileri, oturum verileri ve kimsenin bilmesi gerekmeyen diğer bilgileri içerir.

user_pref("breakpad.reportURL", "http://0.0.0.0/breakpad/report/index/");
user_pref("browser.tabs.crashReporting.sendReport", false);

Google Güvenli Tarama Özelliğini Devre Dışı Bırakma

Google Güvenli Tarama raporları çerez verileri, oturum verileri ve kimsenin bilmesi gerekmeyen diğer bilgileri içerir.

user_pref("browser.safebrowsing.malware.enabled", false);
user_pref("browser.safebrowsing.phishing.enabled", false);
user_pref("browser.safebrowsing.downloads.enabled", false);
user_pref("browser.safebrowsing.downloads.remote.enabled", false);
user_pref("browser.safebrowsing.downloads.remote.url", "");
user_pref("browser.safebrowsing.provider.google.updateURL", "http://0.0.0.0/safebrowsing/downloads?client=SAFEBROWSING_ID&appver=%MAJOR_VERSION%&pver=2.2&key=%GOOGLE_SAFEBROWSING_API_KEY%");
user_pref("browser.safebrowsing.provider.google.gethashURL", "http://0.0.0.0/safebrowsing/gethash?client=SAFEBROWSING_ID&appver=%MAJOR_VERSION%&pver=2.2");
user_pref("browser.safebrowsing.provider.mozilla.gethashURL", "http://0.0.0.0/safebrowsing/gethash?client=SAFEBROWSING_ID&appver=%MAJOR_VERSION%&pver=2.2");
user_pref("browser.safebrowsing.provider.mozilla.updateURL", "");

URL Çubuğu Önerilerini Devre Dışı Bırakma

URL Arama Çubuğu önerileri, daha önce ziyaret ettiğiniz (veya yer imlerinize eklediğiniz) bir sayfayı ararken bile ne yazdığınızı otomatik olarak tahmin edecektir. Bu da kabul edilebilir değildir.

user_pref("browser.urlbar.quicksuggest.enabled", false);
user_pref("browser.urlbar.sponsoredTopSites", false);
user_pref("browser.urlbar.suggest.quicksuggest.nonsponsored", false);
user_pref("browser.urlbar.suggest.quicksuggest.sponsored", false);
user_pref("browser.urlbar.suggest.topsites", false);
user_pref("browser.urlbar.suggest.engines", false);
user_pref("browser.urlbar.suggest.searches", false);

Firefox Pocket’ı Devre Dışı Bırakma

Hepimiz Firefox Pocket’ı biliyoruz, kimsenin istemediği ve kimsenin talep etmediği bu özelliği.

user_pref("extensions.pocket.api", "http://0.0.0.0/pocket");
user_pref("extensions.pocket.enabled", false);
user_pref("extensions.pocket.showHome", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.discoverystream.saveToPocketCard.enabled", false);

Ağ Ön Yüklemesini Devre Dışı Bırakma

Bazı web siteleri HTML bağlantılarında özel öğeler veya yeni ... özniteliği içerir. Bu ayarlar bunları mümkün olduğunca devre dışı bırakacaktır. Daha fazla kötüye kullanımı önlemek için uBlock Origin eklentisini yüklediğinizden emin olun.

user_pref("network.dns.disablePrefetch", true);
user_pref("network.prefetch-next", false);
user_pref("network.http.speculative-parallel-limit", 0);
user_pref("network.predictor.enabled", false);
user_pref("network.predictor.enable-prefetch", false);
user_pref("browser.urlbar.speculativeConnect.enabled", false);

Konum Servislerini Devre Dışı Bırakma

Firefox, genellikle sistem tarafından sağlanan bir paket veya dahili kütüphane olan geoclue‘yu kütüphane olarak kullanır. Ancak bu başarısız olduğunda, tarayıcının her yeniden başlatılmasında kendi konum belirleme API’si ile konumunuzu takip edeceklerdir. Bu ayar bu sorunu çözer.

user_pref("geo.enabled", false);
user_pref("geo.provider.network.url", "http://0.0.0.0/geolocation/v1/geolocate?key=%GOOGLE_LOCATION_SERVICE_API_KEY%");
user_pref("geo.provider.use_geoclue", false);

Captive Portal Dedektörünü Devre Dışı Bırakma

Bu ayar Halka Açık Wi-Fi’leri bozabilir, çünkü captive portal servisi Wi-Fi yönlendiricisinin captive portalına yönlendirilip yönlendirilmediğinizi öğrenmek için o URL’ye her birkaç saniyede bir ping atar. Örneğin, interneti kullanmadan önce “İlk doğan çocuğumu sat” düğmesine tıklamanız gereken portallar gibi.

Halka açık Wi-Fi’leri düzenli olarak kullanıyorsanız ve bundan kaçınamıyorsanız, captivedetect.canonicalURL ayarını Network Manager ayarlarınızda yapılandırılmış olanla aynı değere ayarlamanızı öneriyorum. Bu ayarı başka bir dağıtımın varsayılan değerine ayarlayarak federal ajanların yanlış istismarları takip etmesini sağlayabilir veya en azından onları oldukça yavaşlatabilirsiniz.

user_pref("network.captive-portal-service.enabled", false);
user_pref("captivedetect.canonicalURL", "http://detectportal.firefox.com/canonical.html");
Dağıtım Ağ Bağlantısı Test URL’si
ArchLinux http://ping.archlinux.org/nm-check.txt
Debian http://network-test.debian.org/nm
RedHat http://static.redhat.com/test/rhel-networkmanager.txt
Ubuntu http://connectivity-check.ubuntu.com
macOS http://www.apple.com/library/test/success.html
macOSX or later http://captive.apple.com/hotspot-detect.html
Windows 8 http://www.msftncsi.com/ncsi.txt
Windows 10 http://www.msftconnecttest.com/connecttest.txt
Google Chrome http://connectivitycheck.gstatic.com/generate_204
Mozilla Firefox http://detectportal.firefox.com/canonical.html
Microsoft Edge http://edge-http.microsoft.com/captiveportal/generate_204

TLS OCSP Kontrollerini Devre Dışı Bırakma

OCSP, sunucunun TLS sertifikalarının kopyalarını alacaktır, bu da Google tarafından sağlanan sunucunun hangi şifrelenmiş web sitelerine göz attığınızı bileceği anlamına gelir. Bu ayar bu sorunu çözer.

user_pref("security.OCSP.enabled", 0);
user_pref("security.OCSP.required", false);
user_pref("security.ssl.enable_ocsp_must_staple", false);
user_pref("security.ssl.enable_ocsp_stapling", false);

Gizliliği İhlal Eden DOM API’lerini Devre Dışı Bırakma

WHATWG’de neler olduğunu tam olarak bilemiyorum, ancak bu API’ler ve DOM özellikleri sisteminiz hakkında kişisel bilgileri sızdırmaktadır

// WebRTC Peer Connections leak private IP
user_pref("media.peerconnection.enabled", false);

// WebGL is used for Fingerprinting
user_pref("webgl.disabled", true);
user_pref("webgl.enable-webgl2", false);
user_pref("webgl.force-enabled", false);

// DOM Push Notifications
user_pref("dom.push.connection.enabled", false);
user_pref("dom.push.enabled", false);
user_pref("dom.push.serverURL", "ws://0.0.0.0/push-services");

// DOM Events
user_pref("dom.event.clipboardevents.enabled", false);
user_pref("dom.event.contextmenu.enabled", false);
user_pref("dom.battery.enabled", false);
user_pref("dom.gamepad.enabled", false);
user_pref("dom.gamepad.extensions.enabled", false);
user_pref("beacon.enabled", false);

Yeni Sekme Sayfası İzleyicilerini Devre Dışı Bırakma

Yeni Sekme sayfası, gizlilik ve GDPR ihlalleri açısından gerçekten de en kötü durumda olan özelliklerden biridir. Mozilla’nın nasıl olup da henüz dava yağmuruna tutulmadığını anlayamıyorum.

Reklamcılar, izleyiciler, sosyal medya akışları ve hemen hemen her şey, tüm ayarları en gizlilik odaklı seçeneklere ayarlamış olsanız bile, her Yeni Sekme sayfası açtığınızda dahil edilmeye, görüntülenmeye ve çağrılmaya devam edecektir. Bu ayarlar bu sorunu çözecektir.

// Start Page
user_pref("browser.startup.homepage", "about:blank");
user_pref("browser.preonboarding.enabled", false);
user_pref("startup.homepage_welcome_url", "");
user_pref("startup.homepage_welcome_url.additional", "");


// Tracker Feeds
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.showSponsored", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.showSponsoredCheckboxes", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.system.showSponsored", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.system.showSponsoredCheckboxes", false);

user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.adsfeeds", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.discoverystreamfeed", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.inferredpersonalizationfeed", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.places", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.recommendationprovider", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.system.telemetry", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.system.topsites", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.system.topstories", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.trendingsearchfeed", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.wallpaperfeed", false);
user_pref("browser.newtabpage.activity-stream.feeds.weatherfeed", false);


user_pref("services.sync.prefs.sync.browser.newtabpage.activity-stream.feeds.section.highlights", false);
user_pref("services.sync.prefs.sync.browser.newtabpage.activity-stream.feeds.topsites", false);
user_pref("services.sync.prefs.sync.browser.newtabpage.activity-stream.feeds.section.topstories", false);
user_pref("services.sync.prefs.sync.browser.newtabpage.activity-stream.showSponsored", false);
user_pref("services.sync.prefs.sync.browser.newtabpage.activity-stream.showSponsoredTopSites", false);

Parmak İzi Tanıma ve Çerezler

Bu benim paranoyam konuşuyor olabilir, ancak sistemimde Tarayıcı Geçmişinin saklanmasını istemiyorum, özellikle de herhangi bir zamanda kaybedebileceğim (veya çalınabilecek) dizüstü bilgisayarımda tahmin edemediğim bir anda.

user_pref("privacy.resistFingerprinting", true);
user_pref("network.cookie.cookieBehavior", 1); // 1 = block 3rd party

user_pref("privacy.clearOnShutdown.cookies", true);
user_pref("privacy.clearOnShutdown.cache", true);
user_pref("privacy.clearOnShutdown.downloads", true);
user_pref("privacy.clearOnShutdown.formdata", true);
user_pref("privacy.clearOnShutdown.history", true);
user_pref("privacy.clearOnShutdown.sessions", true);

Gizliliği Artıran Eklentiler

  • Web sitelerinin sizi takip etmesini önlemek için uBlock Origin eklentisini yükleyin.
  • CDN’lerin sizi takip etmesini önlemek için LocalCDN eklentisini yükleyin.

Kaynak

Synctrain ile Tüm Cihazlarını Güvenli Senkronizasyon Yapma

Synctrain, Syncthing alt yapısını kullanarak macOS ve özellikle iOS (iPhone) cihazlarınızda kullanabileceğiniz güvenli senkronizasyon imkânı sunan bir uygulamadır. Ücretsiz olarak indirebileceğiniz bu uygulama ile eşitlemek istediğiniz cihazlar arasındaki dosyaları hızlı ve güvenli şekilde paylaşabilirsiniz. iOS ve macOS’ta Syncthing’i kullanarak dosyaları isteğe bağlı olarak güvenli bir şekilde senkronize edebilirsiniz. Synctrain, Syncthing’i iOS ve macOS’a getirmektedir. Syncthing tarafından sunulan çok güçlü dosya senkronizasyon özelliklerine ek olarak, bu uygulamanın bünyesinde bazı ekstra özellikler bulunmaktadır.

Özellikleri

  • Seçici dosya senkronizasyonu: Cihazınızdaki daha büyük bir klasörden yalnızca belirli dosyaları veya alt dizinleri saklayabilirsiniz.
  • Dosyalara isteğe bağlı erişim: Syncthing protokolü aracılığıyla başka bir eşten yerel olarak mevcut olmayan dosyaları indirebilir veya yayınlayabilirsiniz. Bu özellik, VPN kurmadan kendi cihazlarınızdan dosyalarınıza erişmenizi sağlar.
  • Uzaktan küçük resimler: Uygulama, diğer cihazlardaki dosyalar (resimler veya videolar) için küçük resimler oluşturabilir. Küçük resimleri cihazlar arasında senkronize edebilirsiniz, böylece önizlemeler diğer cihazlarda kullanılmak üzere tüm dosyalara sahip olan bir cihazda oluşturulabilir.
  • Fotoğraf yedekleme: Fotoğrafları sistem albümünden otomatik olarak bir klasöre aktarabilir ve fotoğraf klasörlerini bir sistem fotoğraf albümünü dışa aktarmadan yalnızca gönderme klasörü olarak doğrudan senkronize edebilirsiniz.

Ekran Görüntüleri

Aşağıdaki ekran görüntülerinde iPhone, iPad ve uygulamanın içinde yer alan menüler görülmektedir.

Synctrain

Syncthing Nedir?

Syncthing sürekli bir dosya senkronizasyon programıdır. Dosyaları iki veya daha fazla bilgisayar arasında gerçek zamanlı olarak, meraklı gözlerden güvenli bir şekilde koruyarak senkronize eder. Verileriniz yalnızca size aittir ve nerede saklanacağını, üçüncü bir tarafla paylaşılıp paylaşılmayacağını ve internet üzerinden nasıl iletileceğini seçmeyi hak ediyorsunuz.

Özel ve Güvenli:

Özel. Verilerinizin hiçbiri bilgisayarlarınız dışında başka bir yerde depolanmaz. Yasal veya yasa dışı olarak ele geçirilebilecek merkezi bir sunucu yoktur.

Tüm iletişim TLS kullanılarak güvence altına alınmıştır. Kullanılan şifreleme, herhangi bir gizli dinleyicinin verilerinize erişmesini önlemek için mükemmel ileri gizlilik içerir.

Her cihaz güçlü bir kriptografik sertifika ile tanımlanır. Yalnızca açıkça izin verdiğiniz cihazlar diğer cihazlarınıza bağlanabilir.

Açık Protokol ve Açık Kaynak:

Açık Protokol Protokol belgelenmiş bir spesifikasyondur - gizli bir sihir yoktur. Açık Kaynak. Tüm kaynak kodu GitHub’da mevcuttur - ne görüyorsanız onu alırsınız, gizli komik işler yoktur. Açık Geliştirme Bulunan tüm hatalar herkesin göz atması için hemen görülebilir - gizli kusurlar yok. Açık Söylem Geliştirme ve kullanım her zaman tartışmaya açıktır.

Maydanoz mu maydonoz mu? Doğru yazımını merak edenler için kelimenin kökenini inceliyoruz.

Maydanoz, kökeni bakımından tartışmalara yol açmış bir kelimedir. Eğer Nişanyan Sözlük adlı esere bakacak olursak kelimenin kökenini Arapça “makdanus” kelimesinde aramamız gerekir. Ancak gerçekten Arapçada böyle bir kelimenin varlığından söz edebilir miyiz?

Bugün hemen hemen her sözlükte bu kelime Arapça “baḳdūnas” şeklindedir. Yani sanıldığı gibi “makdanus” diye bir kökten bahsedemeyiz. Bunun yanında Kâmûs-u Türkî ve Lehçe-i Osmânî gibi eserlerde kelimenin kökeni Arapça olarak değil Rumca ve Yunanca olarak verilmiştir. Bu noktada kelimenin kökeni hakkında karşımıza Rumca “makedonēsi” sözü çıkacaktır. Nitekim “Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü” adlı eseri yazan Hasan Eren’e göre de kelimenin kökeni bu Rumca kelimedir.

makedonēsi > *magedenos > maġdenos / mağdenos / macdenos / macdenoz > magdanos > mağdanos / mağdanoz > maydanos / maydanoz.

Sözün kökenini “makedonēsi” olarak aldığımızda kökenin Makedonya ile de bir ilgisinin olduğunu söylememiz gerekmektedir. Bu alakanın sebebi bahsi geçen otun en iyi Makedonya’da yetişmesidir.

Serdar Tuncer

Osmanlı Beyliği Nüfus Üstünlüğü ve Gaza Anlayışı Sayesinde Cihan İmparatorluğu Oldu

Osmanlı Beyliği’nin, 14. yüzyılın başlarında Anadolu’da mevcut olan beyliklerin içerisinde gerek toprak gerekse insan potansiyeli açısından en küçüklerinden birisi iken, onların arasından nasıl sıyrılıp büyük bir imparatorluğa dönüştüğü tarihçiler arasında uzun süre tartışılmıştır.

Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu meselesinin, 13. ve 14. yüzyıllar Anadolu tarihi çerçevesinde nüfusu öne çıkararak ele alır. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği’nin büyümesini açıklarken doğudan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü ve gaza fikrinin üzerinde durur. Moğol baskısı sonucu önce Kafkaslar’dan Doğu ve Orta Anadolu’ya, daha sonra da Orta Anadolu’dan batıya göç etmek zorunda kalan yüzbinlerce Türkmen, Ege bölgesini ele geçirerek, burada gazi Türkmen beyliklerini kurdular.

Türkmenler arasında, bu devirde mevcut olan gaza ruhunu Batı Anadolu’daki Germiyan, Aydınoğlu, Menteşe, Karesi, Hamid ve Saruhan beylikleri ile Karadeniz bölgesindeki Çobanoğlu Beyliği yaşatıyorlardı. Bu beylikler hem gaza adına Hristiyanlar’la savaştılar, hem de fethettikleri bölgelere doğudan gelmeye devam eden Türkmenler’i yerleştirdiler.13. yüzyılın sonlarında Sakarya bölgesinde gazanın temsilcisi olan Çobanoğulları, Bizans’la barış yaparak gazayı bıraktı. Bundan sonra ise bölgede Bizans’a karşı akınların liderliğini daha önce Çobanoğulları’na tâbi olan Osman Gazi aldı ve şiddetli bir gaza faaliyetine başladı. Osman Gazi’nin gazayı son derece atılgan tavırla sürdürmesi, onu gazilerin gerçek önderi durumuna yükseltti. 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi’nin sınır boyunda bulunan Türkmenler arasındaki gazi şöhretini artırdı. Değişik bölgelerden gelen gaziler akın akın onun bayrağı altına koştular.

Daha sonraki yıllarda Batı Anadolu’da meydana gelen gelişmeler de Osmanlılar’a alan açtı. 1320’li yıllarda Batı Anadolu’da gazayı sürdüren beyliklere karşı teşkil edilmiş Haçlı donanmasının baskısı sonucu, Karesi, Menteşe gibi beylikler Haçlılarla anlaşarak gaza faaliyetlerini bıraktılar. Gaza bayrağını taşıyan son beylik olan Aydınoğulları da, Umur Bey’in, Hristiyanlar’ın eline geçen İzmir’i geri almaya çalışırken şehid olması sonucu mücadeleden çekildi.

Böylece Osmanlılar, Hristiyanlar’a karşı sürdürülen gaza faaliyetlerinde tek başına kaldılar.

Osmanlılar’ın gittikçe genişleyen gaza faaliyetleri, doğudan gelmeye devam eden Türkmen kitlelerini, onların bayrağı altına soktu. Anadolu’ya gelen Türkler, Anadolu’daki Rumlar’dan fazlaydı. Bu savaşçı potansiyeli ve Anadolu’ya gelen çok kalabalık Türkmen kitleleri, Osmanlı Beyliği’nin fütuhat yolu ile büyüyerek dünyanın en büyük devletlerinden biri olmasını sağladı.

Erhan Afyoncu

Önceki Sonraki