Yapay zeka, geliştirici ve araştırmacılar için hazır veri setleri satışa açıldı. → İncele

Bu XPath, bir tablo hücresinde “Orijinal Adı:” metnini içeren bir hücreyi bulur ve bu hücrenin hemen ardından gelen kardeş hücreyi seçer.

//td[contains(text(),'Orijinal Adı:')]/following-sibling::td[1]

Bu XPath, bir tablo başlığında (th) “Ülke” metnini normalize edilmiş (başındaki ve sonundaki boşluklar kaldırılmış) şekilde arar ve bu başlığın hemen ardından gelen kardeş hücreyi (td) seçer.

//th[normalize-space(text())='Ülke']/following-sibling::td[1]

Bu XPath, bir tablo başlığında (th) “Ülke ISO” metnini normalize edilmiş şekilde arar ve bu başlığın hemen ardından gelen kardeş hücreyi (td) seçer.

//th[normalize-space(text())='Ülke ISO']/following-sibling::td[1]

Bu XPath, bir paragraf (p) etiketinde normalize edilmiş metin içinde “Headquarters:” ifadesini içeren öğeyi seçer.

//p[contains(normalize-space(text()), 'Headquarters:')]

Bu XPath, “class” özelliği “title” olan bir h2 etiketini seçer.

//h2[@class="title"]

Bu XPath, ilk “section” öğesinin içindeki ilk “div” öğesinin içindeki bir tabloyu (table) seçer. Daha sonra bu tablonun gövdesindeki (tbody) ilk satırın (tr) ikinci hücresini (td) seçer.

//section[1]/div[1]/table/tbody/tr[1]/td[2]

Bu XPath, ilk “section” öğesinin içindeki “class” özelliği “infoBox” veya “infoBox hasimg” içeren ilk öğeyi seçer.

//section[1]/*[contains(@class, "infoBox") or contains(@class, "infoBox hasimg")][1]

Bu XPath, “name” özelliği “description” olan bir meta etiketini seçer ve bu etiketin “content” özelliğinin değerini alır.

//meta[@name='description']/@content

Bu XPath, “name” özelliği “keywords” olan bir meta etiketini seçer ve bu etiketin “content” özelliğinin değerini alır.

//meta[@name='keywords']/@content

Bu XPath, herhangi bir h1 etiketini seçer.

//h1

Bu XPath, “name” özelliği “twitter:image” olan bir meta etiketini seçer ve bu etiketin “content” özelliğinin değerini alır.

//meta[@name='twitter:image']/@content

Bu XPath, “id” özelliği “_info” içeren ve “class” özelliği “heading” içeren tüm h3 etiketlerini arar ve bunların ilkini seçer.

//(//h3[contains(@id, '_info') and contains(@class, 'heading')])[1]

Bu XPath, yukarıdaki h3 etiketinin hemen ardından gelen ve “class” özelliği “infoBox” olan ilk div öğesini seçer. Daha sonra bu div içindeki ilk paragrafı (p) seçer.

//(//h3[contains(@id, '_info') and contains(@class, 'heading')])[1]/following-sibling::div[@class="infoBox"][1]/p[1]

Bu XPath, “id” özelliği “_moreinfo” içeren bir section öğesi içinde “class” özelliği “heading” içeren tüm h3 etiketlerini arar ve bunların ilkini seçer.

//(//section[contains(@id, '_moreinfo')]//h3[contains(@class, 'heading')])[1]

Bu XPath, yukarıdaki h3 etiketinin hemen ardından gelen ve “class” özelliği “infoBox” veya “infoBox hasimg” olan ilk div öğesini seçer. Daha sonra bu div içindeki ilk paragrafı (p) seçer.

//(//section[contains(@id, '_moreinfo')]//h3[contains(@class, 'heading')])[1]/following-sibling::div[@class="infoBox" or @class="infoBox hasimg"][1]/p[1]

Yapay zeka uygulamaları, son zamanlarda teknoloji camiasında sıkça tartışılan AI tarayıcıların ciddi bir güvenlik açığı bulunuyor. Bu durumu ele alan bir kullanıcının şu ifadeleri oldukça düşündürücü:

“Bunu neden kimse konuşmuyor? İşte bu yüzden AI tarayıcı kullanmıyorum”

Prompt Injection Saldırılarının Tehlikesi

Kullanıcının belirttiği temel endişe, günlük internet kullanımı sırasında bile güvenlik riskiyle karşılaşma ihtimali:

“Reddit’te doomscroll yaparken kelimenin tam anlamıyla prompt injection’a maruz kalabilir ve banka hesabınız boşaltılabilir”

Bu durum, ajansal AI sistemlerinin en kritik sorunu olarak değerlendiriliyor. Şaşırtıcı olan ise saldırının basitliği:

“Çok kolay bir şekilde pwn’lenebilirsiniz, saldırganın tek yapması gereken kelimenin tam anlamıyla bir yere kelimeler yazmak”

Yüksek Profilli Hedefler ve Risk

Özellikle endişe verici olan nokta, bu teknolojinin kullanıcı profilindeki demografik:

“Görünüşe göre çok yüksek profilli ve zengin insanlar ile yatırımcılar bu AI tarayıcılarını deniyorlar, çok parası olan birini pwn’lemenin gerçekten kolay bir yolu gibi görünüyor”

Geleneksel Güvenlik Açıkları ile Karşılaştırma

Konunun ciddiyetini anlamak için geleneksel siber güvenlik açıklarıyla karşılaştırma yapan kullanıcı şöyle açıklıyor:

“Genellikle bir güvenlik açığı raporu okuduğunuzda, bu genelde şu tür düşük seviyeli şeylerin bir kombinasyonu oluyor: ‘Linux çekirdeğindeki bir hatayı exploit et, refcounting hatası yoluyla use-after-free elde et, vtable pointer’ını overwrite et-‘”

Ancak AI tarayıcı güvenlik açıklarında durum çok farklı:

“Burada ise kelimenin tam anlamıyla ‘reddit yorumu yazdık sonra kullanıcının tüm banka hesap detayları ve nude’ları sızdı’”

Bu karşılaştırma, AI tabanlı sistemlerdeki güvenlik açıklarının ne kadar kritik ve kolay exploit edilebilir olduğunu gözler önüne seriyor.

Not: Bu yazı, toplumda yeterince tartışılmayan ancak ciddi güvenlik riskleri barındıran AI tarayıcı teknolojileri hakkında farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.

İnsan vardığı zihinsel veya duygusal durumdan önce bir kabul (inanç) üzere hareket eder.

İnsanın deneyimlediği her bilişsel veya duygusal hâl, önsel kabuller ve inanç yapıları üzerinden şekillenir.

Zihinsel süreçlerin yönlendirici ilkesi olan bu “ön-kabul”, yalnızca bilinçli tercihlerden ibaret değildir; kültürel kodlar, dilsel çerçeveler ve bireysel hafıza da bu inşa sürecine katılır.

Dolayısıyla, düşünce ve duygunun saf, bağımsız bir oluşumdan ziyade, daha önce edinilmiş değerler ve inançlarla örülmüş bir süreklilik içinde belirdiği söylenebilir.

Bu bakış açısı, insan iradesini mutlak özerk bir fenomen olarak değil, tarihsel, toplumsal ve bilişsel koşulların eklemlenmiş ürünü olarak anlamayı gerektirir.

Sözün canı vardır. Kötü şeyler söyleme, daima iyi şeyler söyle.

Söze bir “can” atfetmek, hem metafizik hem de kültürel bağlamda sözel eylemin etkisini vurgular.

Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, toplumsal ilişkileri kuran ve duygusal atmosferi şekillendiren yaratıcı bir güç olarak görülür.

Pek çok kültürde sözün iyileştirici, büyüleyici ya da yıkıcı olduğuna dair inançlar bulunur; bu durum dilin sadece anlam taşıyan bir semboller dizisi değil, aynı zamanda varoluşu etkileyen bir “edim” olduğunu gösterir.

Buradaki uyarı, etik bir çağrıdan öte, sözün sosyal ve ruhsal gerçekliği dönüştürme kapasitesine dair kadim bir farkındalığı işaret eder.

Tasavvuf geleneğinde söz, kalbin aynası olarak kabul edilir. Kalpteki niyet ve hal, dile dökülen kelimelerde tezahür eder.

Bu nedenle güzel söz söylemek, sadece toplumsal nezaket değil, aynı zamanda nefsi arındırma ve ilahi hakikate yaklaşma yoludur.

“Sözün canı vardır” anlayışı, kelamın insana ya şifa ya da zehir olabileceğini vurgular; zira her söz, hakikatle veya nefsin karanlığıyla irtibatlı bir enerji taşır.

İnsanın boş vakti olmaz, dışardan gelen etkilere karşı korunmuş vakti olur.

İslam düşüncesinde zaman, insanın en kıymetli emanetlerinden biri kabul edilir; “asr”a yemin eden Kur’an (Asr Suresi) bunun en çarpıcı örneğidir.

Bu bağlamda “boş vakit” anlayışı, insanın yaratılış gayesiyle bağdaşmaz; her an ya kulluğa ya da gaflete açılır.

Tasavvuf geleneğinde de “hal” bilinci, kişinin zamanını dış tesirlerden koruyarak içsel tefekküre, zikre ve salih amellere yöneltmesini öğütler.

Dolayısıyla vakit, dış etkilerden korunarak Allah’a yaklaşma fırsatı haline geldiğinde değer kazanır; korunmamış vakit ise insanı içsel dağınıklığa ve dünyevi dağılmaya sürükler.

Türkiye’de herkesin dosyaları istekleri var, fakat davaları yoktur.

Modern Türk toplumunda bireysel ve kolektif arzuların kurumsal veya toplumsal bir mücadeleye dönüşememesine işaret eder.

Dosya ve istek, bireysel talep ve gündelik beklentilerin sembolü iken; dava, fikirlerin toplumsal idealler etrafında örgütlenmesi anlamına gelir.

Türkiye’de tarihsel olarak sık görülen bu ayrışma, toplumsal hareketlerin süreklilik kazanamaması, siyasal bilincin bireysel çıkar ekseninde dağılması ve fikirlerin kalıcı bir entelektüel zemine oturamamasıyla ilgilidir.

Sonuç olarak, düşünce geleneği güçlü olmasına rağmen, bu düşüncelerin kolektif bir “dava” bilincine dönüşme kapasitesi sınırlı kalmıştır.

Ne kadar kendinize benzeyen insanlarla birlikteyseniz o kadar yol kaybedersiniz, sürekli tekrara girersiniz.

İnsanların kendilerine benzeyen kişilerle kurduğu ilişkiler, bilişsel konfor alanı yaratarak kısa vadede güven duygusunu pekiştirir; ancak bu durum, uzun vadede yaratıcılığın ve eleştirel düşüncenin törpülenmesine neden olur.

Grup içi homojenlik arttıkça, fikir çeşitliliği ve yenilik üretimi azalır; bu da toplumsal ya da bireysel gelişimin durağanlaşmasına yol açar.

Farklılıklarla temas etmek, kimlik sınırlarını esnetir ve zihinsel esneklik kazandırır; böylece birey hem düşünsel hem de duygusal düzeyde daha zengin bir yolculuğa çıkar.

Eski insanlar can ve ruhun kanda olduğuna inanırdı. Beyaz tenlilerin damarlarının görünmesi ve mavi sanılması, mavi kanı kutsal saymalarına yol açtı.

Kan, eski toplumlarda yalnızca biyolojik bir sıvı değil, yaşamın özü ve ruhun taşıyıcısı olarak kavranmıştır.

Bu anlayış, kanın dökülmesini ölümle, korunmasını ise yaşamın devamıyla özdeşleştiren ritüellerde açıkça görülür.

Beyaz tenli bireylerde damarların görünür olması ve bunun mavi renkle ilişkilendirilmesi, bedensel gözlemlerden türetilen sembolik bir yorumdur.

Bu gözlem, “mavi kan” kavramının tarihsel kökenine zemin hazırlamış; aristokrat sınıfların kendilerini “öteki” insanlardan farklı ve kutsal görmelerine ideolojik bir meşruiyet sağlamıştır.

Böylece biyolojik bir ayrıntı, toplumsal hiyerarşinin mitolojik bir gerekçesine dönüşmüştür.

Yeni Düzen: Çin'in Küresel Siyasetteki Rolü

Eylül 2025’in ilk haftasında, uluslararası ilişkilerde öne çıkan konulardan biri Çin’in küresel siyasetteki rolüydü. Çin, özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde yürüttüğü diplomatik adımlarla dikkat çekti. Bu gelişmeler üzerine birçok uzman ve yazar, Çin’in yükselişi, çok kutuplu dünya düzenine etkisi ve Türkiye’nin bu süreçteki konumuna dair görüşlerini paylaştı.

Bu yazılar, Çin’in çok kutuplu dünya düzenindeki artan etkisini ve Türkiye’nin bu süreçteki stratejik tercihlerini anlamak için önemli bir kaynak sunuyor.

Küresel Güney’in yükselişi ve Çin’in çok kutuplu dünya çağrısı

Şanghay İş Birliği Teşkilatı toplantısına Çin ev sahipliği yaptı. Toplantının görkemi, Çin’in küresel aktörlük iddiasını âdeta meydan okumaya dönüştürdü.

ABD’nin tüm doktrinel yaklaşımı tek merkezli sistem, tek kutuplu dünya ve sömürge düzeni üzerine kurulmuştu. Ancak gelinen noktada “derin Amerika” bunun artık sürdürülemeyeceğini kavrıyor. Amerika içindeki çekişmeleri ve kavgaları da bu bağlamda okumak gerekir.

Türkiye, önemli bir aktör ve yeni sürecin parlayan yıldızı olarak Çin’deki toplantıya onur konuğu sıfatıyla davet edildi. İnişler çıkışlar olsa da Çin-Türkiye ilişkileri, birçok bölgesel konuda ortak zeminde buluşma potansiyeli taşıyor. Orta Yol gibi önemli ticaret hatları için Türkiye vazgeçilmezdir. Türkiye’nin Suriye-Irak hattında inşa etmeyi hedeflediği istikrar ortamı, Çin açısından da değerli görülmektedir. Orta Doğu’daki savaşların sona ermesi, Çin’in küresel projeksiyonu için elzemdir. Dolayısıyla Türkiye’nin kapasitesi, Çin’in çıkarları açısından da anlamlıdır.

Ayı, ejderhâ, fil ve bozkurtun dansına dâir

Nasıl seyrettiğine dâir çok yazdığım için tekrâr etmeyeceğim. 1970’lerde başlayan Çin’in yükselişi ve önlenemez bir büyüme göstermesi, ABD’nin hesaplarını boşa çıkardı. Evet, bugün elinde muazzam bir askerî güç var.

Sovyetler’in yerini alan Rusya , nükleer dengeyi yeniden kurdu. Üstelik balistik füze teknolojisi ve kapasitesiyle ABD’nin üzerine çıktı.

Çin her geçen gün askerî kapasitesini ABD’ye yakınlaştırıyor. Arada bir Kuzey Kore gerçeği de var. Buradan bakınca ABD’nin elinde kalan iki üstünlükten birisi olan askerî kapasite üstünlüğü büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

“Ayı”, “Ejderha” ve “Fil”in dansı daha âdil bir dünyâyı mümkün kılabilir mi? Maddî olarak bu güçler arasında daha pekişmiş olanı “Ayı” ile “Fil”in ilişkisi. Bu iki güç ile “Ejderha” arasında derin çelişkiler var. Bunların aşılması ve “Kartal” a karşı tutarlı bir ittifâka dönüşmesi asla kolay değil.

Çin ‘in târihsel pratiği dünyâya set çekmekten başka bir şey olmadığını ve Çin ve Çinlilik hâricinde başka bir dünyâya asla inanmadıklarını ortaya koyuyor. Bugüne kadar nereye girdiyse, oraya en acımasız sûrette çökmediği tek bir istisna yok. İsmiyle müsemmâ; bir ejderha’dan bahsediyoruz. Aklı başında bir ekonomistin, Çin ile kurulacak bir ilişkinin ekonomik soykırımdan başka bir şey olmadığını söylediğini hatırlıyorum.

Şu aralar Çin, Türkiye’ye de yakınlaşma yolunda adımlar atıyor. Çok dikkat etmek gerekiyor…Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayalım….

Şangay Zirvesi’ne dair

Bugünkü Çin, yaklaşık beş bin yıllık bir uygarlığın süreklilik çizgisinde gelinen son noktadır. Nitekim İpek Yolu’nun 2200 yıllık tarihi de bu bereketli coğrafyanın ürettiği zenginliklerin, kültürün ve bakış açısının Batıya doğru hareket edişinin hikâyesidir. Sözü edilen sadece ipeğin, baharatın, değerli taşların ticaret yoluyla taşınması değildir. Zira bu hikâye, aynı zamanda matematik, tıp, astronomi gibi alanlardaki bilginin; inançların, fikirlerin ve yaşam stillerinin ürettiği ortak “insan medeniyetinin” tarihi serüvenini de anlatır. Bu bakımdan Çin’in sessizliğini bozması, yani Napolyon’un deyimiyle “ejderhanın uykusundan uyanması” yalnızca güncel bir gündem konusu değil insan medeniyetinin bütününe dair sonuçları olabilecek devrimsel bir gelişmedir.

Zira Çin son 50 yıldır uyanış pozisyonuna geçmiş, bugün bahsedilen sıçramanın ısınma egzersizleri ise 1980’lerde başlamıştı.

Şangay’ın ruhu, Türkiye’nin dış politikada bir süredir yeniden dönüş yaptığı “köprü” rolüne de oldukça uygun

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB üyelik sürecinin tıkandığı bir yerde, demokratik ilkelere ilgisi olmayan ŞİÖ’yü alternatif plan olarak göstermesi vaktiyle oldukça büyük bir tepki çekmişti. İster AB’ye karşı bir pazarlık ya da blöf unsuru olarak kullanılsın, ister gerçek bir eksen değiştirme olarak görülsün, Çin artık bize çok uzak değil; ŞİÖ de artık gündem masamızda. Kim bilir belki küresel kurtlar sofrası artık buralarda kurulur?

Şanghay İşbirliği Örgütü

1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın sınır güvenliği ve ekonomik işbirliği için oluşturulan Şanghay Beşlisi, 2001 yılında Özbekistan katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) kurulmuş oldu.

Kuruluşunda 5 üye ile başlayan Şanghay beşlisi, sonrasında Özbekistan, Hindistan, Pakistan İran ve Belarus’un katılımıyla üye sayısı 10’a yükseldi.

Çin, Hindistan ve Pakistan gibi kalabalık ülkelerin varlığı ile beraber, ŞİÖ üyesi ülkelerin toplam nüfusu, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturması hem işgücü hem de pazar açısından önemli fırsatlar ve potansiyel barındırmaktadır.

Üye ülkelerin enerji kaynakları dolayısıyla dünya enerji arz güvenliğinde stratejik önemi var. Enerji potansiyeli, dünya ekonomik güç dengesinin değişmesinde önemli bir faktör olacağı öngörülmektedir.

Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’ ne tam üye konumunda değildir.

Türkiye, Diyalog Ortakları grubu içerisinde yer almaktadır.

‘Tuhaf zamanlarda’ ŞİÖ ve Türkiye…

Özünde, Doğu’nun yükselişi tehdit olarak görülüyor ama bu kadar kaygı yaratmasının sebebi, aynı zamanda Batı’nın düşüşüne denk gelmesidir.

Pekin’de, Putin ve Modi’nin bir arabanın içinde, 25 dakika boyunca, aralarındaki heyet görüşmeleri zaten başlayacakken yaptıkları baş-başa konuşma zirvenin en kritik anlarından birini oluşturdu…

O resim, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ağzından çıkan, “Ejderha ile Fil’in dansı başlasın” teklifidir…

Çin ve Hindistan gibi asla bir araya gelmeyeceklerine inanılan, anlaşmazlıkları kangren kabul edilen, Hindistan’ı cepte sayan Batı anlayışının suratına tokat gibi inmiş olmalı. Arkasının gelmesine bile gerek yok. Rus-Çin-Hindistan liderlerinin kırmızı halı üzerinde kurdukları üçgen de dünyanın her yerinden aynı büyüklükte görüldü. Trump’ın Oval Ofis’te Avrupa liderlerini hizayı oturtmasındaki anlamın gücünden de fazladır…

Ama-Batı düşerken Doğu yükseldiği içindir gürültü patırdı dedik ya-bu eğilim 10 yıl daha sürerse, bana göre 2030’da hatta ihtimal 2028’de işaretleri gelir, yani Batı toparlayamazsa, konjonktür yine değişebilir. O zaman bir daha bakar Türkiye Doğusuna Batısına…

Ahlak yoksa, adalet yoktur.

Adaletin temelinde yalnızca normatif hukuk kuralları değil, onları meşrulaştıran ahlaki ilkeler de yer alır.

Ahlakın yokluğunda hukuk, salt teknik bir düzenleme olarak kalır ve adalet, güç ilişkilerinin yeniden üretiminden öteye gidemez.

Dolayısıyla, adaletin evrensel geçerliliğe sahip bir ideal olarak var olabilmesi, bireysel vicdanla toplumsal değerler arasında kurulan ahlaki temele dayanır.

Bu bağ koparıldığında, hukuk sistemleri biçimsel işleyişini sürdürse de adaletin özsel anlamı ortadan kalkar.

Güvenliğin olmadığı ülkelerde gelecek kaygısı vardır.

Toplumsal güvenlik, bireylerin yalnızca fiziksel yaşamlarını değil, aynı zamanda gelecek tahayyüllerini de doğrudan belirler.

Devletin güvenlik kapasitesinin zayıf olduğu ortamlarda, insanlar hem ekonomik hem de sosyal yatırımlarını erteleyerek belirsizlik kültürü içinde yaşamaya başlar.

Bu durum, bireysel düzeyde psikolojik stres üretirken, kolektif ölçekte toplumsal sözleşmeyi aşındırır.

Güvenlik eksikliği, dolayısıyla sadece bugünü değil, geleceğin inşa edilebilirliğini de imkânsızlaştırır.

Günlük kullandığımız uygulamalar, davranışlarımızı puanlayarak bize fark ettirmeden bir sosyal kredi sistemi oluşturuyor. Çin’deki sosyal kredi sisteminden farkımız, bu puanlamanın açıkça yapılmaması; bizde ise algoritmaların nasıl çalıştığı gizli tutuluyor.

Her algoritma, güvenilirliğinizi, sorumluluğunuzu veya sosyal değerinizin değerlendirilmesini sağladığında, bir sosyal kredi sistemine katılıyorsunuz. Puanlama sürekli, görünmez ve günlük hayatınıza dokunan onlarca platformda gerçekleşiyor.

Çin’in sınırlı deneyleri puanlama kriterleri konusunda açıkken, Batı sistemleri karar süreçlerini tamamen gizli tutuyor.

Uber, gizli bir algoritmayla ulaşım erişiminizi yok edebiliyorsa ve kredi puanları, konut seçeneklerinizi opak hesaplamalarla belirliyorsa, bu gerçekten daha özgür mü?

Kaynak: Your Phone Already Has Social Credit. We Just Lie About It

Yapay zeka ile kod geliştirmek, ilk denemede genellikle hatalı sonuçlar üretse de, doğru yaklaşım ve tekrarlarla verimli hale geliyor. Kodun sahibi olmaktan çok, problemi çözmeye odaklanmak ve AI’yi “öğrenmeyen bir junior geliştirici” gibi görmek başarıyı artırıyor.

İlk deneme genellikle tamamen yanlış oluyor. Sonra bu denemeden öğrendiklerinizi geri besliyorsunuz.

Mükemmel kodu ilk seferde beklemek, bir junior geliştiricinin karmaşık bir özelliği hiç bağlam olmadan kusursuzca yazmasını beklemek gibidir.

Yapay zeka hatalarından ders çıkarmaz; aynı yanlış anlamaları tekrar tekrar düzeltirsiniz. Çözüm: Daha iyi dokümantasyon ve daha açık talimatlar.

Kod artık bana ait değil; sadece gözden geçirip iyileştirdiğim bir çıktı. Bu kopuş aslında oldukça özgürleştirici!

Kaynak: First attempt will be 95% garbage: A staff engineer’s 6-week journey with Claude Code

Konferanslarda iyi bir sunum yapmak, dinleyicinin zamanına değer katmak ve çalışmanızın önemini göstermekle ilgilidir. İyi bir sunum; bilgilendirir, öğretir ve eğlendirir.

İyi bir sunum, dinleyicinin zamanına değer katmalı; onları bilgilendirmeli, eğitmeli ve eğlendirmelidir.

Konuşmanızın başında, yaptığınız çalışmanın neden önemli olduğunu ve hangi sorunu çözdüğünü açıkça belirtin. Dinleyicilere, kendi alanlarında kullanabilecekleri pratik bilgiler sunun ve sunumunuzu ilgi çekici hale getirin. Sunumunuzu performans olarak görün; samimiyet, mizah ve iyi yapılandırılmış bir anlatım ile dinleyicinin ilgisini canlı tutun.

Kaynak: How to Give a Good Talk

Hukuk ve liyakat yan yana gider, eğer biri gerideyse hukuksuzdur.

Hukuk düzeninin meşruiyeti, yalnızca normatif kurallardan değil, bu kuralları uygulayan aktörlerin liyakat temelli konumlanışından da beslenir.

Liyakatten kopmuş bir hukuk pratiği, şeklen varlığını sürdürse dahi adalet üretme kapasitesini yitirir. Çünkü hukuk, sadece “kurallar bütünü” değil, aynı zamanda toplumsal güvenin taşıyıcısıdır.

Eğer liyakat erozyona uğramışsa, hukukun temel amacı olan eşitlik ve adalet duygusu gölgelenir; bu da kurumsal yapının fiilen hukuksuzluğa kaymasına yol açar.

İhtiyarlar geçeceğe ışık tutan kahinler gibilerdir.

Yaşlıların bilgeliği, bireysel hafızanın ötesinde kolektif tecrübelerin taşıyıcılığıyla anlam kazanır. Bu konum, topluluklarda onlara yalnızca saygı değil, aynı zamanda “öngörü” atfedilmesine yol açar.

Kahin benzetmesinde ise, yaşlıların geçmişten devşirdikleri deneyimleri geleceğin ihtimallerine aktarma işlevi öne çıkar.

İnsanlık tarihinde bu rol, kuşaklar arası aktarımın en temel araçlarından biri olarak, kültürel sürekliliğin ve toplumsal dayanıklılığın omurgasını oluşturmuştur.

Para, tarihin gölgesidir. Para bir araç değil, marjinaldir.

Parayı tarihsel süreçte yalnızca bir “değişim aracı” olarak görmek, onun toplumsal ilişkilerde üstlendiği derin işlevleri perdelemektedir.

Para, iktidar ilişkilerinin, değer algılarının ve tarihsel çatışmaların bir yansımasıdır; bu nedenle “tarihin gölgesi” olarak tanımlanması, onun her dönemin siyasal ve kültürel bağlamına göre farklı anlamlar yüklenmesini açıklar.

Araçsallık düzeyinin ötesinde, para “marjinal” bir nitelik taşır; çünkü toplumsal düzenin merkezine yerleşirken, aynı anda bireysel yaşamların en uç sınırlarında ahlaki, psikolojik ve varoluşsal sonuçlar üretir.

Çocuk yetiştirirken asla yalan söylememelisiniz. Bir iki yalandan sonra çocuklar durumu anlar ve etkisi ortadan kalkar. Annenin vermesi gereken terbiye ile babanın vermesi gerekenleri birbirine karıştırmamalısınız. Yaşına göre eğitim ve sorumluluklar vermelisiniz.

Sürekli uyarıda bulunmamalısınız. Güzel bir ortam sunarak, kendini yetiştirmiş diğer insanlardan görgü ve ahlak eğitimi almasını sağlamalısınız. Küçük yaşta başkalarına hizmet etmeyi öğretmelisiniz.

Çocuk gelişiminde güven duygusu, ebeveyn-çocuk ilişkisinin temel taşıdır. Ebeveynin yalan söylemesi, yalnızca pedagojik etkisini değil, çocuğun dünyaya yönelik güven inşasını da zedeleyebilir. Anne ve babanın rol farklılıkları, tarihsel olarak kültürel normlarla şekillenmiş olsa da modern gelişim psikolojisi, bu rollerin tamamlayıcılığını ve işbirliğini ön plana çıkarır.

Çocuğa yaşına uygun sorumluluk vermek, gelişimsel basamakların sağlıklı ilerlemesi için gereklidir; aşırı uyarı ve sürekli ikaz ise benlik gelişiminde özgüven kaybına yol açar. Eğitim ortamının niteliği, yalnızca aile içi değil, çevresel modellerle de güçlenir; bu bağlamda farklı yetişkinlerden alınan görgü ve deneyim, sosyal öğrenme teorisinin de işaret ettiği gibi, davranış kalıplarını pekiştirir.

Hizmet etmeyi küçük yaşta deneyimlemek ise prososyal davranışların erken gelişimine katkı sağlar, empati kapasitesini artırır ve toplum bilincini derinleştirir.

Sun Tzu - Bölüm 13: Casusların Kullanımı

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Yüz bin kişilik bir orduyu toplamak ve onları uzak mesafelere yürütmek, halk üzerinde ağır kayıplara ve Devletin kaynaklarının tükenmesine neden olur. Günlük harcama bin ons gümüşe ulaşacaktır. Yurt içinde ve yurt dışında kargaşa olacak ve erkekler yollarda bitkin düşeceklerdir. Yedi yüz bin kadar aile işlerinde engellenecektir.

Savaş çok pahalıdır. Çatışma olmasa bile hayatlar açısından pahalıdır. Evdeki insanların sabrı ve desteği açısından pahalıdır. Ve muazzam bir para maliyeti vardır.

Bu maliyet, savaş bittikten çok sonra, galip olsanız bile ödenir. Savaşa gitmeden önce ve her gün savaşa devam ederken maliyeti anlamalısınız.

İş dünyasında rekabet etmek de pahalıdır. Pazarlama, halkla ilişkiler ve satış maliyetleri, ürünü yaratma veya hizmeti sunma maliyetinden çok daha fazla olabilir. Ne sunacağınıza karar verirken, tüm bu masrafları göz önünde bulundurun.


Sun Tzu: 2. Düşman ordular yıllarca karşı karşıya gelebilir ve tek bir günde kazanılacak zafer için mücadele edebilirler. Hal böyleyken, sırf yüz ons gümüşün şeref ve itibar için harcanmasına göz yumulduğu için düşmanın durumundan habersiz kalmak insanlık dışı bir davranıştır.

Savaş oldukça kaprisli olabilir, bir anda değişebilir.

Belki de savaşı sonsuza kadar uzatabilecek ya da hızlı bir şekilde ölümünüze neden olabilecek en büyük maliyet cehaletinizdir; düşmanın nerede olduğunu, moralini, muhtemel eylemlerini ve benzerlerini bilmemenizdir.

Bir komutanın en kötü eylemi, birlikler için sonuçlarını ya da kazanma veya kaybetme olasılığını düşünmeden, bencilce nedenlerle küstahça harekete geçmektir.


Sun Tzu: 3. Bu şekilde davranan biri, insanların önderi, hükümdarına yardım eden biri ya da zaferin efendisi değildir.

Liderlik, kişisel zaaflara yer olmayan ciddi bir iştir. Çelişkili bir şekilde, lider kendini en sona koymalı, öncelikle en az maliyetle kazanmaya çalışmalıdır. Zafer bir sonuçtur, amaç değil. Zafer arayanlar muhtemelen sadece rezillik bulacaklardır.

Aynı etki iş dünyasında da yaşanır. Çalışan ve müşteri memnuniyeti pahasına sadece kâr peşinde koşanlar kısa vadede başarılı olabilirler, ancak nihayetinde ve büyük ölçüde başarısız olurlar.


Sun Tzu: 4. Dolayısıyla, bilge hükümdarın ve iyi generalin saldırıp fethetmesini ve sıradan insanların erişemeyeceği şeyleri başarmasını sağlayan şey önbilgidir.

Bilgi, tüm iyi kararların merkezinde yer alır. Önbilgi, gelecekteki olayları bilmektir. Bu tam olarak mümkün olmadığında, hava durumu ve rakiplerin olası davranışları gibi yararlı şeyleri tahmin etmeyi öğrenebilirsiniz.

En çok aramanız gereken şey, onların gerçek güçlü yönleri, konuşlanmaları ve planlarıdır. Gerçek bir istihbarata sahip olduğunuzda, bu her zaman belirsiz tahminleri yener.


Sun Tzu: 5. Şimdi bu önbilgi ruhlardan çıkarılamaz; deneyimlerden tümevarımsal olarak ya da herhangi bir tümdengelimsel hesaplama ile elde edilemez.

Cesur ve atılgan olabilir ve istediğiniz kadar içgüdülerinize güvenebilirsiniz, ancak kararlarınızı sağlam verilere dayandırmazsanız sadece kumar oynamış olursunuz.

Akıl yürütme bile, eğer kötü bilgiye dayanıyorsa, sonuçsuz kalacaktır. “Çöp girer, çöp çıkar” derler.


Sun Tzu: 6. Düşmanın mevzileri hakkındaki bilgi sadece diğer insanlardan elde edilebilir.

Düşman onlar hakkında hiçbir şey bilmenizi istemez, tıpkı sizin kendi bilgilerinizi ve planlarınızı kıskançlıkla koruyacağınız gibi.

Bilgiyi adil yollarla elde edemiyorsanız, casuslar ve çifte ajanların istihdamı da dahil olmak üzere hileyle elde etmeniz gerekir.


Sun Tzu: 7. Bu nedenle casuslar kullanılır ve bunlar beş sınıfa ayrılır: (1) Yerel casuslar; (2) iç casuslar; (3) din değiştirmiş casuslar; (4) lanetlenmiş casuslar; (5) hayatta kalan casuslar.

Aşağıdaki paragraflarda açıklandığı gibi casusluk yapmanın beş yolu vardır.

İş dünyasında casusluk yapmak etik dışı olabilir ve kolayca sınırı aşabilir. Ayrıca yasadışı da olabilir. Bununla birlikte, şirket kuralları dahilinde yasal yollarla rakipler hakkında bilgi edinmek önemli bir avantaj sağlayabilir.


Sun Tzu: 8. Bu beş tür casusun hepsi iş başındayken, hiç kimse gizli sistemi keşfedemez. Buna “ipliklerin ilahi manipülasyonu” denir. Bu, hükümdarın en değerli yeteneğidir.

En gizli bilgi türlerinden biri casuslarınızla ilgilidir. Bu sadece en tepedeki çok az kişi tarafından bilinmelidir.

Eğer haber sızarsa, düşmanınız daha temkinli davranacak ve yanlış bilgi verebilir. Eğer casuslarınızı yakalarlarsa, bilgi için işkence görebilirler, aleyhinize dönebilirler ve muhtemelen öldürülürler.


Sun Tzu: 9. Yerel casuslara sahip olmak, bir bölge sakinlerinin hizmetlerinden yararlanmak anlamına gelir.

Çoğu insan sadece günlük hayatlarına devam etmeye çalışıyor. Savaşlar onlar için zahmetli ve hayatı çok daha zor hale getirebilir.

Düşmanın bulunduğu yerdeki insanlar düşmanı sevmiyorsa, cesur kişileri, özellikle de haksızlığa uğramış olanları sizin için casusluk yapmaya ikna etmek kolay olmalıdır. Bu en iyi yerel casus türüdür.

Eğer yerel halk zor durumdaysa, para ya da yiyecek ödülleri sizin için risk almalarına değebilir.

En kötüsü, örneğin onları ‘ifşa etmekle’ tehdit ederek sizin için casusluk yapmaya zorlamaktır.


Sun Tzu: 10. İç casuslara sahip olmak, düşmanın görevlilerinden yararlanmak.

İyi bir casus, eğer onu dönüştürebilirseniz, güvenilen ve düşman kuvvetleri içinde çalışan kişidir. En iyisi de planlara erişebilmeleri ve önemli tartışmalara kulak misafiri olabilmeleridir.

Savaşlarda çalışan pek çok kişi bulundukları pozisyona zorla getirilir. Özellikle yöneticiler doğal savaşçılar değildir ve sıkı bir komuta altında tutulmaktan rahatsız olabilirler.

İçerideki casuslar basit bir ödeme ile kazanılabilir veya daha iyisi, kaynayan kızgınlıkları artırılarak sizin tarafınıza geçmeye karar verebilirler. Bu, özellikle savaşı kazanacağınıza inanıyorlarsa (onları buna ikna edin) güçlü olabilir.


Sun Tzu: 11. Casusları dönüştürmek, düşmanın casuslarını ele geçirmek ve onları kendi amaçlarımız için kullanmak.

Düşman casusları yakalayıp dönüştürebilirseniz, yanlış bilgi göndermesini ve özellikle diğer casuslar hakkında size kritik bilgiler vermesini sağlayabileceğiniz bir çift ajanınız olur (ancak casus ağları genellikle bu tür bilgilerin aktarılmasını önlemek için organize edilir).

Casusu dönmeye ikna edebilirsiniz ya da daha zorlayıcı bir yaklaşım kullanmanız gerekebilir. Ağır ceza tehdidi bazıları için yeterli olabilir.

İkili ajan gibi davranan veya üçlü ajan gibi hareket eden düşman casuslarına dikkat edin. Bu karanlık bir dünya ve ikili ajanlara asla tam olarak güvenemezsiniz.


Sun Tzu: 12. Casusları mahkum etmek, aldatma amacıyla bazı şeyleri açıkça yapmak ve casuslarımızın bunları bilmesine ve düşmana bildirmesine izin vermek.

Casuslarınızdan birini kaybettiğinizde, örneğin deşifre olduklarında, bunu yine de avantajınıza kullanabilirsiniz, örneğin daha derin casusların düşmana onlar hakkında bilgi ‘fısıldamasını’ sağlayabilirsiniz. Bu şekilde bir casusu kaybedebilirsiniz, ancak diğeri daha fazla güven ve daha iyi bilgilere erişim kazanır.


Sun Tzu: 13. Hayatta kalan casuslar, son olarak, düşman kampından haber getirenlerdir.

Casusluk korkakların oynayabileceği bir oyun olmadığı gibi, özellikle uzun vadede tespit edilmekten kaçmanın ve hayatta kalmanın mümkün olduğu bir oyun da değildir.

Yararlı casuslar sadece bilgi sağlayanlardır. En yararlı casuslar ise savaşı daha kısa sürede ve daha az kaynak harcayarak kazanmanıza yardımcı olanlardır.


Sun Tzu: 14. Bu nedenle, tüm orduda casuslarla olduğundan daha yakın ilişkiler sürdürülmemelidir. Hiçbiri daha cömertçe ödüllendirilmemelidir. Başka hiçbir işte bu kadar gizlilik korunmamalıdır.

Casuslarınızı yakın tutun. Onlar hakkında bilinmesi gereken her şeyi bilin. Onlara iyi davranın ve önemli olduklarını hissettirin. Yaptıkları işler için onlara iyi ödeme yapın ve motivasyonlarını ve sadakatlerini korumak için her yolu bulun.


Sun Tzu: 15. Casuslar belli bir sezgisel zeka olmadan yararlı bir şekilde kullanılamazlar.

Bilgelik doğru kararları doğru şekilde vermektir. Casuslar keskin ve pahalı araçlardır, bu yüzden onları iyi harcayın.


Sun Tzu: 16. İyilikseverlik ve açık sözlülük olmadan düzgün bir şekilde yönetilemezler.

Casusları idare etmek zor bir iştir. Herkes çifte ajan olabileceklerini bilse de, onlardan şüphelendiğinizi hissetmemelidirler. Fedakarlıklarından dolayı onlara şefkatle bakın.


Sun Tzu: 17. Zekânın ince ustalığı olmadan, raporlarının doğruluğundan emin olunamaz.

Casuslar rapor verdiklerinde doğru olmayabilirler. Zayıf bilgiler bulmuş olabilirler. Keşfedilmiş ve yanlış bilgilerle beslenmiş olabilirler. Hatta aleyhinize çalışacak hale getirilmiş olabilirler.

Casuslarınızın fısıldadıklarını doğrulamanın yollarını arayın. İlk casusun bilmediği diğer casuslara teyit ettirmeye çalışın.


Sun Tzu: 18. Kurnaz olun! Kurnaz olun! Ve her türlü iş için casuslarınızı kullanın.

Casuslar hassas araçlardır. Kaba kullanım onları açığa çıkarır ve sizi mahveder, bu yüzden çok dikkatli olun.

Casuslar çok yaratıcı bir şekilde kullanılabilir. Muhalifleri bulmak için onları kendi kampınızda kullanabilirsiniz. Sadakatlerini kontrol etmek için onları müttefiklerinizle birlikte kullanabilirsiniz. Yerel halkları anlamak ve dürtmek için onları sıradan halkın arasına yerleştirebilirsiniz.

İyi kullanılan casuslar, dengeleri değiştiren ve katalize eden bilgileri yerleştirebilir ve sağlayabilir. Küçük eylemlerle büyük farklar yaratabilirler.

İş dünyasında casusluk yapmanın bir de yasadışı olma ihtimali vardır. Bu gri bölgeye girerseniz, ayrıca dikkatli olmanız gerekecektir.


Sun Tzu: 19. Eğer gizli bir haber, zamanı gelmeden bir casus tarafından ifşa edilirse, sırrın verildiği adamla birlikte öldürülmelidir.

Savaşta zamanlama çok önemlidir, özellikle de casuslar için.

Gizliliği sürdürmek zordur ve genellikle kritik bilgilere sahip olan casuslar büyük zarar verebilir. Zararı sınırlamak, bilenleri eylemin dışına çıkarmayı içerebilir. Öldürmeye şimdi izin verilmeyebilir, ancak planları bozabilecek olanlar eylem tamamlanana kadar zarar görmeyecek şekilde tutulabilir.


Sun Tzu: 20. Amaç ister bir orduyu ezmek, ister bir şehre saldırmak, isterse bir kişiye suikast düzenlemek olsun, işe her zaman komuta eden generalin maiyetindekilerin, yaverlerinin, kapı bekçilerinin ve nöbetçilerin isimlerini öğrenmekle başlamak gerekir. Casuslarımız bunları tespit etmekle görevlendirilmelidir.

Gizli bir görevdeyken, yol boyunca orada bulunan ‘önemsiz’ insanlar çok önemli hale gelebilir. Sizi görebilir veya duyabilir ve bulgularını rapor edebilirler. Ayrıca yardım etmeye veya en azından müdahale etmemeye ikna edilebilirler.

Bu tür insanlar genellikle sevilmediklerini ve görmezden gelindiklerini hissederler. İsimlerini kullanmak onları kendi tarafınıza çekmek için tek başına yeterli olabilir. Onları tanımak, size yardım edemeyecek kadar kendi taraflarına sadık olanları susturabilecek bir tehdit fırsatı da verir.

İş dünyasında, çok şey duyup az şey söyleyen resepsiyon görevlileri, hademeler ve benzerlerinden de aynı şekilde çok fazla bilgi alırsınız.


Sun Tzu: 21. Düşmanın bizi gözetlemeye gelen casusları aranmalı, rüşvetle ayartılmalı, götürülmeli ve rahatça barındırılmalıdır. Böylece din değiştirmiş casuslar haline gelecek ve hizmetimize hazır olacaklardır.

Bir düşman casusu bulduğunuzda, onu sorgulamak ve sert bir şekilde cezalandırmak cazip gelebilir. Ancak onu kendi isteğinize göre yönlendirebilirseniz, son derece faydalı olabilirler.

Casusların zihniyetini ve nasıl motive edildiklerini anlamaya çalışın. İkna edilebilir, rüşvet verilebilir veya başka bir şekilde motive edilebilirlerse, en büyük itaatlerini sağlayacak şeyi kullanın. Casusun getireceği değer her türlü maliyetten çok daha fazla olabileceğinden, bu konuda masraftan kaçınmayın.


Sun Tzu: 22. DönüĢtürülmüĢ casusun getirdiği bilgiler sayesinde yerel ve iç casuslar edinebilir ve istihdam edebiliriz.

Karşı tarafın casusları düşman bölgesini ve insanlarını tanır. En büyük katkılarından biri düşman bölgesinde ve örgütlerinde daha fazla casus bulmak ve işe almak olabilir.


Sun Tzu: 23. Yine onun verdiği bilgiler sayesinde, lanetli casusun düşmana yanlış haberler taşımasına neden olabiliriz.

Bir casusun yararlılığı sona erdiğinde, onlara yanlış bilgi vererek son bir hile yapabilirsiniz.

Casusun mahkum olduğunu bilmemesi ve yanlış bilgiye sahip olduğunu bilmemesi önemli olabilir. Bu nedenle sorgulandıklarında ve bilgilerini yavaşça verdiklerinde onlara inanılacaktır.


Sun Tzu: 24. Son olarak, hayatta kalan casusun tayin edilen durumlarda kullanılabilmesi onun bilgisi dahilindedir.

Derinlere inmiş ve sağ salim geri dönmüş bir casus, sadece yazıya dökülemeyecek kadar çok bilgiye sahip olabilir. Bu nedenle, kritik planlar hakkında yorum yapan ve olası eylemler öneren danışmanlar olabilirler.


Sun Tzu: 25. Casusluğun beş çeşidinin hepsinin amacı ve hedefi düşman hakkında bilgi sahibi olmaktır; ve bu bilgi ancak ilk etapta din değiştirmiş casustan elde edilebilir. Bu nedenle din değiştirmiş casusa son derece cömert davranılması esastır.

Düşmanın planları, sayıları, morali vb. hakkındaki bilgiler uzaktan gözlemle tahmin edilebilir. Dönüştürülmüş bir casusun getirdiği kesinlik çok daha doğrudan eylemlere olanak tanır ve savaşı daha çabuk sona erdirebilir.

Böyle bir bilgiyi vermek için, casusu ödülle motive etmek cezayla motive etmekten çok daha iyidir. Sorgulama, insanların size bilmek istediğinizi düşündükleri şeyleri söylemelerine yol açar. Doğru motivasyon, size gerçekten yardım etmek istemelerine yol açar.


Sun Tzu: 26. Eskiden, Yin hanedanının yükselişi Hsia’nın emrinde hizmet etmiş olan I Chih sayesinde olmuştur. Aynı şekilde, Chou hanedanının yükselişi de Yin’in emrinde hizmet etmiş olan Lu Ya sayesinde olmuştur.

İşte böyle. Biraz tarihle bitirelim.

Söylediği şey, bilgeliğin nadir olduğu ve eğer aktarılırsa, tüm hanedanların hayatta kalacağıdır.

Bilgelik kaybolduğunda, hanedanlar yıkılır ve bilgeliğin yeniden kazanılması için uzun yıllar ve çok zorluklar gerekebilir.

Büyüklerinin bilgeliğini kabul etmemek gençlerin aptallığının bir parçasıdır.


Sun Tzu: 27. Bu nedenle sadece aydınlanmış hükümdar ve bilge general ordunun en yüksek zekasını casusluk amacıyla kullanır ve böylece büyük sonuçlar elde ederler. Casuslar suda en önemli unsurdur, çünkü bir ordunun hareket kabiliyeti onlara bağlıdır.

Her zaman en iyi çalışanlarınızla ne yapacağınız sorusu vardır. Onları en büyük etkiyi yaratacakları ön cepheye mi koyarsınız? Yoksa onları kurnazca ve özenle mi eğitirsiniz? Hatta daha etkili olmaları için başkalarını eğitirken mi kullanırsınız?

Casusluk en güçlü araç olduğuna göre, elinizdeki en iyi insanları bu işe vermeniz mantıklı olacaktır.

Sun Tzu - Bölüm 12: Ateşle Saldırı

Sun Tzu, M.Ö. 500 yıllarında Savaş Sanatı adında savaş üzerine kısa bir inceleme yazan Çinli bir generaldi. Yıllar boyunca oldukça etkili oldu ve şu anda onu incelememiş çok az askeri stratejist var.

Aşağıdaki sayfalar her bölümün ilgili kısımlarını kapsamakta ve onlara toplu bir isim vermektedir. 1910 yılında Lionel Giles tarafından yapılan çeviriyi temel almakta ve iş uygulamaları ile temel psikoloji ve liderlik ilkeleri hakkında notlar içeren bir yorum eklemektedir.

Sun Tzu Bölümler

  1. Planların Hazırlanması
  2. Savaşın Yürütülmesi
  3. Hile / Stratejik Hile ile Saldırı
  4. Taktik Düzenlemeler
  5. Enerji & Güç
  6. Zayıf ve Güçlü Noktalar
  7. Manevra
  8. Taktikte Değişiklikler
  9. Ordunun Yürüyüşü
  10. Arazi
  11. Dokuz Durum
  12. Ateşle Saldırı
  13. Casusların Kullanımı

Sun Tzu: 1. Sun Tzu şöyle demiştir: Ateşle saldırmanın beş yolu vardır: Birincisi askerleri kamplarında yakmak; ikincisi depoları yakmak; üçüncüsü bagaj trenlerini yakmak; dördüncüsü cephanelikleri ve dergileri yakmak; beşincisi düşmanın arasına ateş atmak.

Yangın çıkarıcılar ve yangın başlatıcılar yüzyıllardır kullanılmaktadır.

Yangın saldırısı korkunç bir şeydir. Sadece ısı tehlikeli olmakla kalmaz, duman da akciğerleri hızla tıkar. Duman aynı zamanda görüşü azaltır ve kafa karışıklığına neden olur.

Kamplarda çadırlar, teçhizat ve etrafındaki toprak veya orman yakılabilir. Bu, askerlere doğrudan bir saldırıdır ve büyük bir korku ve kafa karışıklığına neden olur.

Depoların yakılması hayati önem taşıyan erzakları ortadan kaldırır ve bu nedenle büyük sıkıntılara yol açar, hatta belki de düşmanı geri çekilmeye zorlar.

Bagaj trenlerinin ikmal hattının yakılması, hayati önem taşıyan malzemelerin ulaşmasını engelleyerek karışıklığa ve belirsizliğe neden olan başka bir yolla malzemeleri ortadan kaldırır.

Cephaneliğin yakılması düşmanı silahlarından mahrum bırakır. Modern savaşta bu, daha fazla hasara, karışıklığa ve korkuya yol açan büyük patlamalara neden olur.

Son olarak, nerede olurlarsa olsunlar düşmanın üzerine yüksekten ateş açmak askerlere yönelik bir başka korkutucu saldırıdır. Savaş alanında duman ve karışıklık yaratır.


Sun Tzu: 2. Bir saldırı gerçekleştirmek için elimizde hazır araçlar olmalıdır. Ateş yakmak için gerekli malzeme her zaman hazır tutulmalıdır.

Ateş kullanmak fırsatçı bir saldırı olabilir. Bu nedenle bu korkunç aleti kullanmaya her zaman hazır olmanız gerekir.


Sun Tzu: 3. Ateşle saldırmak için uygun bir mevsim ve bir yangın başlatmak için özel günler vardır.

Yangınlar, yaşamı ve eşyaları yok ettiği ve kontrol edilmesi zor olduğu için büyük korkuya neden olur.

Her şey ıslak olduğunda, ateşlenecek şey cephanelikler gibi korunaklı olmadıkça ateş yakmak zordur.

Yangınların ne zaman başlatılacağı dikkatle seçilmeli, yangınlar genel bir kampanyanın parçası olarak kullanılarak stratejik planlar da göz önünde bulundurulmalıdır.


Sun Tzu: 4. Uygun mevsim havanın çok kuru olduğu zamandır; özel günler ayın Elek, Duvar, Kanat veya Çapraz Çubuk takımyıldızlarında olduğu günlerdir; çünkü bu dördü de rüzgarın yükseldiği günlerdir.

Yangınlar için en iyi günler, ağaçların ve zeminin yangının kolayca yayılabileceği kadar kuru olduğu günlerdir.

Yükselen rüzgârlar alevleri körükler ve devam eden rüzgârlar yangınları yeni oksijenle besleyerek devam etmelerini sağlar.

Ayrıca ateşi sadece rüzgarın dumanı size doğru değil de düşmanın gözlerine doğru üfleyeceği zamanlarda kullanmalısınız. Dumanın, özellikle kapalı bir ortamda, alevlerden daha fazla insan öldürdüğü bazen unutulur.


Sun Tzu: 5. Ateşle saldırırken, beş olası gelişmeye karşı hazırlıklı olunmalıdır:

Burada ateşle saldırırken göz önünde bulundurulması gereken beş faktör açıklanmaktadır.


Sun Tzu: 6. (1) Düşman kampının içinde yangın çıktığında, hemen dışarıdan bir saldırı ile karşılık verin.

Kampta çıkan yangın, askerleri yangını söndürmeye çalışmakla meşgul edebilir ve onları dış saldırılara karşı savunmasız hale getirebilir.

Ayrıca, bu olasılığın farkına vararak, yangını başlatan suçluları bulmak ve cezalandırmak için harekete geçebilirler.

İş dünyasında bu ilke, rakiplerin dikkati dağıldığında onlara saldırmak olarak tanımlanabilir.


Sun Tzu: 7. (2) Eğer bir ateş patlaması olur ama düşman askerleri sessiz kalırsa, zamanınızı bekleyin ve saldırmayın.

Eylem, yangın gibi bir rahatsızlığa verilen doğal tepkidir. Eylem yoksa, bu doğal değildir. Düşman doğal olmayan herhangi bir şekilde davrandığında, kurnazca davranıyor olabilir, belki de yangın alarmını onlara saldırmak için kullanmanızı bekliyor olabilir. Kendi kamplarında sizi bekliyorlarsa, onlara saldırmak sizin için tehlikeli olabilir.

İş dünyasında, rakipler garip davrandığında şüpheci olun.


Sun Tzu: 8. (3) Alevlerin gücü en yüksek seviyeye ulaştığında, mümkünse bir saldırı ile bunu takip edin; değilse, olduğunuz yerde kalın.

Alevler en yüksek seviyedeyken, düşmanın kargaşası da en yüksek seviyede olacaktır. Alevler azalıyorsa, kendilerini daha sakin hissedecekler ve savaşmaya daha hazır olacaklardır. Bu nedenle, kargaşanın en fazla olduğu zamanda saldırmak en iyisidir.

Ateş yarattıktan sonra saldırmak her zaman iyi bir fikir değildir, özellikle de bilinmeyen bir duruma girecekseniz. Ateşler kendi başlarına korku ve bitkinlik yaratır ve böylece saldırınız olmadan size avantaj sağlar.


Sun Tzu: 9. (4) Dışarıdan ateşle saldırı yapmak mümkünse, içeride patlak vermesini beklemeyin, saldırınızı uygun bir anda yapın.

Ateşi yakmak için düşmanın kampına girmenize gerek yoktur. Bunu saldırınızdan önce mermilerle yakabilirsiniz.

Saldırının zamanlaması, her zaman olduğu gibi, en büyük avantaj anına denk gelmelidir.


Sun Tzu: 10. (5) Bir yangın başlattığınızda rüzgar yönünde olun, sol kanattan saldırmayın.

Yangınlar rüzgarla savrulan dumanlar yaratır. Yangın da rüzgar yönünde ilerleyecektir. Bu nedenle yangının önünde değil, arkasında, rüzgarla birlikte olmalısınız.

Rüzgâr fırtınalı ve öngörülemez ise, ateş yakmak sizin için tehlikeli olabilir. Sonuçların daha kesin olduğu yerlerde harekete geçmek her zaman daha iyidir.


Sun Tzu: 11. Gündüz yükselen bir rüzgar uzun sürer, ancak bir gece esintisi kısa sürede düşer.

Rüzgarın doğasını anlayın, sadece yangın için değil. Rüzgarlar dumanın yanı sıra toz ve diğer partikülleri de taşıyabilir.

Rüzgarlar sesleri ve kokuları da taşıyabilir. Tıpkı vahşi hayvanları takip ederken olduğu gibi, rüzgarın altında olmak rüzgarın üstünde olmaktan daha iyidir.


Sun Tzu: 12. Her orduda ateşle ilgili beş gelişme bilinmeli, yıldızların hareketleri hesaplanmalı ve uygun günler için nöbet tutulmalıdır.

Ateşi ve onu nasıl kontrol edeceğinizi anlayın. Anladığınızda, müttefikiniz olabilir.

Yıldızların hareketi konum bilgisi sağlar. Her zaman nerede olduğunuzu bilmek çok önemlidir.

Dışarıyı izlemek, etrafınızda olup bitenlerden daha fazla haberdar olmanızı sağlar. Ne kadar uzağı görebilirseniz, o kadar fazla alana hükmedebilirsiniz.


Sun Tzu: 13. Dolayısıyla, ateşi saldırıya yardımcı olarak kullananlar zeka gösterirler; suyu saldırıya yardımcı olarak kullananlar ise güç kazanırlar.

Tüm unsurları en iyi şekilde anlamalı ve yönetebilmelisiniz.

Örneğin su birçok şekilde kullanılabilir:

  • Düşman siper altında saklanırken yağmur hareket için koruma sağlar

  • Hızlı akan, geniş nehirlerin geçilmesi zordur ve faydalı bariyerler oluşturur

  • Ayakların altındaki su, hem insanları hem de makineleri engelleyen çamur yaratır

  • Barajlanan su, yoluna çıkan her şeyi süpüren hareketli bir duvar oluşturmak için serbest bırakılabilir.

İş dünyasında, rekabet için gerekli kaynakların etrafınızda olduğu ve biraz yaratıcı düşünceyle önemli rekabet avantajı elde edebileceğiniz hatırlanabilir.


Sun Tzu: 14. Su yoluyla bir düşman durdurulabilir, ancak tüm eşyaları elinden alınamaz.

Su, ateşle aynı şekilde tahrip etmez, ancak yine de çok zarar verici olabilir.


Sun Tzu: 15. Girişim ruhunu geliştirmeden savaşlarını kazanmaya ve saldırılarında başarılı olmaya çalışan kişinin kaderi mutsuzdur; çünkü sonuç zaman kaybı ve genel durgunluktur.

Fikirler ve yenilikler komutanların tekelinde değildir. Çalışanlarının yaratıcılığından kazanılacak çok şey vardır.

Bu, liderlerin bugün bile öğrenmeye (ve belki de öğrenmemeye veya yeniden öğrenmeye) devam ettiği bir derstir. Başarılı işletmeler, çalışanlarının yeteneklerinden yararlanır ve kıdemin bilgelik, her şeyi bilme ve deha ile eşit olduğunu varsaymaz.

Yoksul liderler korkuyla yönetir, bu da emirlere körü körüne itaat eden astlara yol açar. Daha iyisi, komutanın niyetini tutku ve bağlılıkla uygulayan takipçilere sahip olmaktır.


Sun Tzu: 16. Bu nedenle şu söz söylenir: Aydınlanmış hükümdar planlarını önceden yapar; iyi general kaynaklarını geliştirir.

Girişim ruhunu ve eylemini kazanmak için liderin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesi ve (pek çok kişinin yaptığı gibi) soğuk bir şekilde bastırmaması gerekir.

Kaynakları geliştirmek, casusluktan yeni ve kurnaz stratejiler ve taktikler geliştirmeye kadar halkınızın her türlü yeteneğini ortaya çıkarmayı da içerir.

İnsanlar liderlerinin gerçekten ne istediğini öğrenirler. ‘İnovasyon yap’ demek ‘spontane ol’ demek gibidir - işe yaramaz. Daha iyisi, yetenekleri geliştiren ve en etkili olacakları yerlere odaklayan bir iklim ve kültür yaratmaktır.


Sun Tzu: 17. Bir avantaj görmedikçe hareket etmeyin; kazanılacak bir şey olmadıkça birliklerinizi kullanmayın; durum kritik olmadıkça savaşmayın.

Eylem ile avantajlı eylem arasında fark vardır. Avantajını görmeden harekete geçme ihtiyacı, büyük ölçüde dezavantaj riski taşır.

Bu, hareket, birlikleri kullanma ve savaşma gibi durumlar için geçerlidir. Avantajı olmayan bir eylem israftır.


Sun Tzu: 18. Hiçbir hükümdar sadece kendi öfkesini tatmin etmek için askerlerini sahaya sürmemelidir; hiçbir general sadece öfkesinden dolayı savaşmamalıdır.

Yöneticilerin akıllarından çok duyguları tarafından yönetilmesi bilinmeyen bir şey değildir, ancak savaşta duygusal kararlar birçok insanın ölümüne neden olur ve savaşı kaybettirebilir.

Aynı durum, kişisel hırsları ya da temelsiz ‘içgüdüleri’ ile karar veren şirket yöneticileri için de geçerlidir. Bu, milyonlarca dolar harcanmasına rağmen pek çok Şirket Birleşmesi ve Satın Almasının başarısız olmasının temel nedenidir.


Sun Tzu: 19. Eğer sizin yararınıza olacaksa, ileriye doğru bir hamle yapın; değilse, olduğunuz yerde kalın.

Kazanılacak bir avantaj olduğunda ve bunun taşınmanın her zaman var olan riskinden daha ağır bastığı durumlarda hareket edin.

Temel ilke, avantaj ve dezavantajı sürekli olarak anlamak ve size bu kararı nasıl vereceğiniz konusunda bilgi sağlayacak bilgileri edinmeye devam etmektir.


Sun Tzu: 20. Öfke zamanla yerini sevince bırakabilir; can sıkıntısı yerini hoşnutluğa bırakabilir.

Duygular kalıcı değildir. Mutluluk, üzüntü ve diğer duygular gibi öfke de kaybolur. Her birimizin iyi ve kötü duygulara karşı bir mizaç seviyesi vardır.

Dolayısıyla, duygularınız sizi harekete geçiriyorsa, bekleyin.


Sun Tzu: 21. Ama bir kez yıkılmış olan bir krallık bir daha asla var olamaz; ne de ölüler bir daha hayata döndürülebilir.

Bir krallık yeniden inşa edilse bile, aynı krallık değildir ve asla aynı şekilde işlemeyecektir. Yenilgi insanları değiştirir. Bu yüzden fetihlerde dikkatli olun ki, elde etmeye çalıştığınız şeyi yok etmeyesiniz.

Askerlerin hayatlarını harcadığınızda, onlar sonsuza dek gitmiş olurlar. Yine de insanları ölüme göndermek bir komutanın işidir. Öyleyse bunu akıllıca ve değerli bir avantaj için yapın.


Sun Tzu: 22. Bu nedenle aydın hükümdar dikkatli, iyi general de tedbirli olur. Bir ülkeyi barış içinde ve bir orduyu sağlam tutmanın yolu budur.

Yalnızca ihtiyacınız olduğunda savaşın. Yalnızca yapmanız gerekenleri yok edin. Her zaman gereksiz zarardan kaçınmaya ve savaşı hızlı bir şekilde sonuçlandırmaya çalışın.

Önceki Sonraki